Lozan’daki Türk Heyeti 12 Ada’nın önemini kavramış mıydı?
İsmet Paşa başkanlığında 8 Kasım 1922 günü Doğu Ekspresiyle İstanbul’dan hareket edip 11 Kasım 1922 akşamı Lozan’a ulaşan Türk heyeti şu isimlerden oluşuyordu...
Dr. Rıza Nur, Hasan Saka, Münir (Ertegün), Muhtar (Çilli), Veli (Saltık), Zülfü (Tiğrel), Zekai (Apaydın), Celal (Bayar), Şefik (Başman), Saniyettin (Başak), Şevket (Doğruer), Tevfik (Bıyıklıoğlu), Tahir (Taner), Nusret (Metya), Hikmet (Bayur), Zühtü (İnhan), Fuat (Ağralı), Mustafa Şeref (Özkan), Şükrü (Kaya), Hamit (Hasancan), Cavit (Maliyeci), Ruşen Eşref (Ünaydın) ve Yahya Kemal (Bayatlı)...
Lozan’a giden delege ve danışmanlar, özellikle 12 Ada konusunda çok hazırlıklı değillerdi. O kadar ki, Ege Adaları sorunu komisyonlarda görüşülürken, Ege Adaları’nın en önemlilerinden biri olan Limni Adası unutulmuş, danışmanların hazırladığı rapora konmamıştı...
Bu durum, milli çıkarlarımız açısından anlaşılabilir bir durum değildir. Bu olay üzerine Lord Curzon, komisyonda Türk heyetine alaycı imalarda bulunmuştur.
Türk Heyeti’nde yer alan bazı delegeler ise konunun önemini kavrayamamıştı. Bunlardan biri de Lozan’da “ikinci adam” konumunda olan Dr. Rıza Nur’du. Almanya’da basılan hatıralarında, 12 Ada ile ilgili düşüncelerini şöyle açıklıyor:
“Bunların bir kısmı Yunanlıların, bir kısmı da İtalyanların elinde... Ahali ekseriyetle Rum... Vakıa Anadolu sahilleri için kaçakçılık ve eşkıyalık, iktisadi vaziyet cihetiyle adalar mühimdirler. Hatta Anadolu’ya tecavüz için mükemmel hareket üssü olabilirler. Fakat Türkiye’de onları ne almak, ne de sonra muhafaza etmek kuvveti var. Deniz aşırı muhafazalar büyük masraflar ister. Yalnız Çanakkale Boğazı’nın ağzını tıkayan bir iki adayı almalıyız ve alabilirsek kâr. Öbür tarafı uğraşmaya değmez. Yunan veya İtalya, kimin elinde olursa olsun... Bizde olmayınca kimde olursa olsun. İkisi de bize tecavüz edecek mahiyette... Sade buraları gayri askeri yapabilirsek (askerden arındırabilirsek) yeter...
“Bize ‘Meis Adası sahilimize pek yakın olduğundan verilmemesini’ Rauf (Orbay), hükümet namına ısrarla yazdı. Fakat bu ufak kayalık yer neye yarayacak? İtalyanlara harekât üssü ise Rodos ve Kuşadası›dır. Burası o işe yaramaz. Bu adaların hepsi de Oniki Adalardandır. Bunları 1912’de Türkiye Uşi Muahedesi ile İtalya’ya zaten vermiş. Bize şimdi burada tasdikinden başka çare yok. Binaenaleyh kara sularımızdaki adaları aldık.”
Lozan Heyeti’nde yer alanların çoğu, 12 Ada’nın önemini kavrayamazken, ondan yıllar önce, Trablusgarp Savaşı çıkıp, İtalyanlar 12 Ada’yı işgal ettiğinde, devrin sadrazamı Said Paşa adaların önemini şu cümlelerle vurgulamıştı:
“Adaların ehemmiyeti çok fazladır. Binaenaleyh adaların kurtarılmasına çalışmalı. Hatıra gelecek şeyler vücuda gelecek olursa yalnız İstanbul değil, Anadolu sahilleri de tehlikeye girer. Önceden de söylediğim gibi bu adalar İstanbul ve Anadolu’nun karakollarıdır.”
Sonuçta, Lozan’da 12 Ada İtalya’ya bırakıldı. Antlaşmanın 15. maddesine göre Türkiye bu adalar üzerindeki her türlü hak ve hukukundan İtalya lehine tamamen feragat etti. Adaların İtalya’ya aidiyetini kabullendi...
Adaların Yunanistan’a bağlanma süreci böylece başlamıştı. Ama tarih başka fırsatlar da verir. Nitekim bize bir fırsat daha doğdu: İkinci Dünya Savaşı...
Bakalım bu son fırsatı nasıl kaçırdık?
Ona da yarın bakalım inşallah...


