Lozan tartışılmalı
Enver Paşa’nın bir sözü var: “Anadolu’ya sıkışmış bir devleti korumak mümkün değildir” diyor...
Naklı: Zira İstanbul’u savunmanın yolu Batı Trakya’dan, Güney sınırlarımızı korumanın yolu Kıbrıs ve Musul’dan, Ege sahillerimizi korumanın yolu 12 Ada’dan, Trabzon’u korumanın yolu Batum’dan geçer...
Bunların tamamından biz Lozan’da vazgeçtik. Tabiatıyla da Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin sınırlarını “her türlü tehdide açık” hale getirdik.
Bu yüzden Sayın Cumhurbaşkanı’mızın Lozan üzerine “tarih dersi” vermesini anlayabiliyorum.
Eğer bir ülkenin tarihçileri ideolojik tercihleri sebebiyle susmuşsa, o ülkeyi gün be gün yaşayan, eski andlaşmaların acısını an be an soluyan siyasetçilerin, tarihçiler dâhil herkese “tarih dersi” verme hakkı vardır!
Şimdi gelin Lozan’da verdiklerimize kısaca bakalım...
¥
Kıbrıs: İngiltere ile aramızda tartışmalı bir konuydu, Kıbrıs. “93 Harbi” olarak tarihimize geçen 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı’nda Ruslara yenilmiştik. Ruslar Ayastefanos’a (Yeşilköy) kadar gelmişti. Rus istilâsını durdurmak için Osmanlı’nın desteğe ve müttefike ihtiyacı vardı. İngiltere destek sözü verdi. Ama karşılığında Kıbrıs’ı istedi.
Pazarlıklar sonucu, Türkiye bir süreliğine Kıbrıs’ı kiralamaya razı oldu. Kıbrıs, 4 Haziran 1878 tarihinde, 92 bin 799 sterline İngiltere’ye kiralandı.
İngiltere, “Komiser” dediği yüksek rütbeli yöneticilerle I. Dünya Savaşı’na kadar Kıbrıs’ı idare etti. Osmanlı Devleti’nin, Almanya saflarında savaşa katılması, İngiltere’ye bahane oldu: Adayı ilhak edip vali tayin etti.
Türkiye Lozan görüşmelerine giderken, Kıbrıs’ın hukuki statüsü, “İngiliz işgali altında bir Türk adası” şeklindeydi. Kıbrıs’ı Lozan’da İngiltere’ye terk ettik.
İngiltere de tuttu, Kıbrıs’ı Yunanistan’a hediye etti...
12 Ada’nın başına gelen, Kıbrıs’ın da başına geldi. Bir kısmını kurtarmak için yıllar sonra yine şehitler vermek zorunda kaldık (1974 çıkartmamız).
Aynı şekilde Mısır, Sudan ve Libya da İtilaf Devletleri’ne verildi (Lozan; Madde: 17-22). Üstelik geçmişe dönük olarak... Lozan’ın 17. Maddesi şöyle diyor: “Türkiye’nin Mısır ve Sudan üzerindeki bütün hak ve dayanaklarından feragatinin hükmü 5 Kasım 1914 tarihinden geçerlidir.”
Musul ise 1926 Ankara Anadlaşması’na kadar “ihtilâflı bölge” olarak İngiliz işgali altında kalacak, ondan da Ankara Andlaşması’yla vazgeçilecekti.
¥
Başka nelerden vazgeçtik derseniz, buyurun...
Birinci Dünya Savaşı öncesinde İngiltere’ye savaş gemileri ısmarlamıştık. Taksitlerini milletten topladığımız paralarla tıkır tıkır ödemiş, günü geldiğinde de (27 Temmuz 1914) gemileri teslim almak üzere İngiltere’nin Newcastle Limanı’na Rauf Bey, başkanlığında bir heyet göndermiştik.
Gemilerin son taksidini orada Rauf Bey ödedi. Ancak gemileri teslim etmediler. Savaş çıkmasını ve bu savaşta rakip safta yer almamızı bahane ederek parası ödenmiş gemilerimize haksız-hukuksuz bir şekilde el koydular.
Lozan Andlaşması’nın 58. maddesiyle, anamızın ak sütü gibi helâlimiz olan bu gemilerden vazgeçtik: Gemiler İngiltere’ye bırakıldı. Onları bile kurtaramadık.
¥
Ardından Batı Trakya elimizden çıktı: Batı Trakya’yı, Milli Mücadele’de ağır bir yenilgiye uğrattığımızı söylediğimiz Yunanistan’a terk ettik(Lozan; Madde: 1).
Bu konuda buyurun Atatürk’ün sınıf arkadaşı Ali Fuad Cebesoy’u dinleyelim:
“Atatürk diyor ki: ‘Bana göre Batı Trakya’nın bize geçmesi zaaftır. Orasını elde tutmak için sarf olunacak kuvvet oradan elde edilecek istifadeye tekabül etmez. Anavatanın selameti için Batı Trakya’dan vazgeçmemiz gerekir. Sorunun gerçek hal çaresi, burasını Yunanistan’a bırakmaktır.”(Ali Fuad Cebesoy’un Siyasi Hatıraları, İstanbul 1957, sayfa 281).
Aslında Boğazlardaki hükümranlık haklarımızdan da Lozan’da vazgeçmiş, kullanım hakkı 5 devletin kontrolüne bırakılmıştı. Kıyıdan itibaren 8 kilometrelik alana asker sokmamayı bile taahhüt etmiştik (Boğazların kullanımına ait sözleşme; Madde: 1-6)...
Bereket versin Montrö Sözleşmesi’yle (20 Temmuz 1936) bu büyük hata düzeltildi.


