Kaybolmuş mektuplara gecikmiş cevaplar (7)
Bazen fark etmediğim mektuplar oluyor. Bilgisayarımın bir köşesinde kalıyor. Tesadüfen gördüğümde ise üzerinden aylar, bazen hatta yıllar geçmiş oluyor.
Fakat büsbütün cevapsız bırakmaya gönlüm elvermediğinden, okuyucularımın affına sığınarak, bir şekilde unutulmuş bazı mektuplara bugünlerde cevap vermek istiyorum…
Mehtap Çimenyayla;
“Hayırlı günler Yavuz abi ben size bu maili teşekkür etmek için atıyorum. ‘Bir kadının hikâyesi: Şerife Bacı” başlıklı yazınızı okudum ve çok duygulandım. Çoğu zaman hiç okumadığım ve okulda bile öğretilmeyen şeyleri öğreniyorum sayenizde, Allan sizden razı olsun…
“Özellikle Osmanlı ile ilgili yazdıklarınızı unutmamaya çalışıyorum. Biz ne kadar talihsiz çocuklarız ki, atalarımız bize tam manasıyla öğretilmiyor. Okul yıllarımızda hayatımızın en verimli çağını boşa geçiriyoruz. Kurtuluş Savaşı yıllarını, özellikle atalarımızın bireysel direnişlerini merak ediyorum. Nasıl bir milletin evlatları olduğumuzu hatırlamamız lazım ve de unutmamamız. Sizden ricam, bize bunları anlatmaya devam ediniz. Rabbim sizden razı olsun inşallah.”
İnşallah Mehtap Hanım. Dilimiz döndüğünce, gücümüz yettiğince yazarak, gezerek, konuşarak anlatmaya çalışıyorum. En büyük tesellim de sizin gibi gençler. Allah eksikliğinizi göstermesin.
Ercan Polat;
“Hocam, köşe yazılarınızı sürekli takip eden biriyim. Güncel olaylarla ilgili yazılar yazarken özellikle tarihimizden ibret verici örnekler vermeniz, bize büyük dersler veriyor. Düzenli olarak takip ettiğim tek köşe yazarı sizsiniz. En son «Mustafa filmi ve Latife Hanım›ın gizlenen anıları” başlıklı yazınızı okudum. O yazıda sorduğunuz sorular gerçekten insanı düşündürüyor.
“Eserlerinizden sadece Buhara Yanıyor, Elveda Buhara ve Biz Osmanlıyız’ı okuyabildim, ama diğerlerini de okuyacağım inşallah. TV programlarınızı vakit buldukça ilgiyle izliyorum. Yazılarınızın ve eserlerinizin devam etmesi için dua ediyorum. Sağlıcakla kalın hocam.
Allah razı olsun Ercan. Okumaya ve düşünmeye devam!
Çelebi Kalkan;
“Kitaplarınızı üniversite hayatım boyunca okudum ve sıkça yazılarınızı takip ediyorum sayın hocam. Ben Anadolu’nun kurak topraklarında cehalete savaş açmış binlerce öğretmenden sadece birisiyim. Devletimiz Doğu’da yatırım yapıyor, okul açıyor, güzel, ama Orta Anadolu’yu neden es geçiyor? Hayat bu topraklara zaten tekme vurmuş: Ne dağları var ceylanların gezeceği, ne toprağı var mahsul alıp yüzünün güleceği. Çocuklar için tek kurtuluş yolu okumak…
“Ben de sınıfımdaki 22 fidanı bu millete hayırlı, ülkesine bağlı ve sevdalı olarak yetiştirmeye gayret gösteriyorum. Hocam bu sene yavrularıma tarihi kitap okutarak tarih sevdası aşılamak istiyorum ki, geçmişin ışığında geleceğe baksınlar.
“Size geldim, çünkü tarihi en güzel dilde anlatan eşsiz bir yazarımızsınız (aman estağfurullah hocam). Lütfen bu mektubuma cevap verin ve bize kitap gönderin. Ne para, ne pul istiyoruz sadece hikaye kitabı istiyoruz.
“Eğer bu mektubu okuyup da içinizde bir kıpırtı olduysa ne mutlu bize, olmadıysa canınız sağ olsun.”
Hocam can evimden vurdunuz beni. Başlıklarda da belirttiğim gibi nasıl olmuşsa olmuş, bu mektuplar bilgisayarımda kaybolmuş. Tarama yaparken buldum. Cevap vermemeye gönlüm razı olmadı. Ama adresinizi bulamadım. Hâlâ öğretmenlik yapıyorsanız, hâlâ fidanlarınız varsa, lütfen bana bildirin.
Ama bilin ki bu konuda çok talep var. Benim mütevazı gelirim talepleri karşılamaya yetmez. Gönül dostlarımızın da katkısını bekliyoruz.


