Kaybolmuş mektuplara gecikmiş cevaplar (6)
Bazen fark etmediğim mektuplar oluyor. Bilgisayarımın bir köşesinde kalıyor. Tesadüfen gördüğümde ise üzerinden aylar, bazen hatta yıllar geçmiş oluyor.
Fakat büsbütün cevapsız bırakmaya gönlüm elvermediğinden, okuyucularımın affına sığınarak, bir şekilde unutulmuş bazı mektuplara bugünlerde cevap vermek istiyorum…
Hakan Akay;
“Nene Hatun’u anlatmanız çok güzel.. Böyle tarihe mal olmuş ender insanlardan bahsetmeniz takdire şayan. Peki şu Hasan Tahsin’den bahsetseniz ya da Şehit Kubilay’dan ya da doğuda Ermenileri püskürten Kâzım Karabekir’den…
“Haaa pardon onlar Kurtuluş Savaşı destanları değil mi? Sizi pek ilgilendirmiyor o yıllar. Üzgünüm, yanılmışım. Siz yine Osmanlı insanından bahsediniz! Onlar daha mühim değil mi!!!”
Hakan Beyin mektubunu aynen aldım. Belli ki hiçbir kitabımı okumamış (Okumuş olsaydı Milli Mücadele’ye sırt çevirdiğimi söylemezdi. Oysa “Sel” ve “Köprübaşı” isimli iki kitabımda Milli Mücadele’de İzmir’i anlattım.
“Okumayan için hiçbir kitap yazılmamıştır” diyen Hz. Mevlâna’yı bir kere daha rahmetle anıyorum.
Delikanlımız hiçbir şeyin farkında değil. Farkında olmadığı için de, Nene Hatun’u anlattığım yazıya nedense kızıp bilgisayar başına geçmiş ve peşin hükümlerini arka arkaya sıralamış.
Buna göre, Milli Mücadele kahramanlarını sevmiyorum, çünkü onlar “cumhuriyet çocuğu”. Öyle sanıyor garibim. Beni de belli ki “cumhuriyet düşmanı” olarak algılıyor…
Hiç ilgisi yok. Zaten verdiği isimlerin tamamı Osmanlı. Ama ne Hasan Tahsin sandığı gibi biridir (kurşunu önce onun sıktığı da efsaneden ibarettir), ne de Kubilay. Hele Kubilay, defalarca ailesinin de belirttiği gibi, tam bir dindar öğretmendir. Dini istismar eden esrarkeşler tarafından başı kesilerek katledilmesi, onu “devrim şehidi” yapmaz, bu milletin şehidi yapar. Allah rahmet eylesin. Onu sürekli istismar edenleri de Allah bildiği gibi yapsın. Yalanlarla çocuklarımızı ne hale getirdiler!
Bak evlâdım: “Cumhuriyetçi” olmak için Osmanlı’ya düşmanlık etmek gerekmez. Zira cumhuriyeti kuran kadro da Osmanlıdır…
Milli Mücadele’yi onaylamak için de Atatürk’ün tüm yaptıklarını “doğru” sanmaya ve onaylamaya gerek yok. Kimse peygamber değil, insanların hataları, yanlışları da olur.
Tarihçi, sevgi ya da nefret açısından değil, belge ve bilgi açısından tarihe bakar.
Karabekir Paşa’ya gelince: Evet, Ermenileri tepeledi, Milli Mücadele’de büyük hizmetleri oldu. Sivas Kongresi sırasında birliklerini Mustafa Kemal Paşa’nın emrine vermeseydi, Milli Mücadele başlayamazdı. Çekirdek kadro Karabekir’in kadrosudur.
Peki ama Atatürk “Nutuk” isimli hatıralarında onu neden yerden yere vuruyor? Matbaayı basarak Karabekir’in hatıralarını neden yaktırıyor? Eski arkadaşına neden cehennem azabı çektiriyor?
Ve son soru: Adını şu uyduruk İzmir suikastı’na karıştırıp, neden idamla yargılatıyor?
Yani sevgili yavrum, hiçbir şey senin bildiğin gibi değil. En iyisi az bilgi ile çok lâf edeceğine, okuyarak bilgilen…
Bu öğüdüm hem sana, hem de sağa-sola twit atarak dünyaya nizam verdiğini zanneden bütün gençlerimize…


