--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Her ramazan güzellikleriyle gelir

Yavuz Bahadıroğlu
Yavuz Bahadıroğlu

Oruç eskiden de güzeldi, şimdi de güzeldir...

Teravihler eskiden de güzeldi, şimdi de güzeldir... 

Fitreler eskiden de güzeldi, şimdi de güzeldir...

“Nerede o eski ramazanlar” diye iç çekmek yerine, mevcut ramazanı en iyi şekilde yaşamak en güzelidir.

Eskiden teravih saatinde selâtin camileri bayram yerine dönüşürdü: Şimdi de öyle...

Osmanlı dönemi seyyahlarının ilettiğine göre, ramazanlarda camiler dolar, taşardı. Camilerde, büyük konaklarda ve bazı evlerde topluca “mukabele” okunurdu. (Bu güzel gelenek de hâlâ da geçerliliğini koruyor)...

Günümüzde de evler Kur’an kursuna, mahalleler “sevda çeşmesi”ne dönüşüyor. 

Eski insanımız ramazan boyunca imkânları ölçüsünde güzel giyinir, sandıklarda özene-bezene sakladıkları giysileri ramazan hürmetine çıkarır, bayram kıyafetiyle camileri dolaşırlardı...

Söylemek istediğim şu ki, Ramazan, bu topraklarda daima “sultan” muamelesi görmüştür: Şimdi de aynı muameleyi görüyor...

Çünkü bu topraklarda yüzyıllardan beri yaşayan millet aynı millettir: Öyle olduğu için aynı ortak duyarlılıkların asırlar boyu yaşamasına şaşmamak lâzımdır.

Eskilerimiz iftarlarda soğan-sarmısak yemekten ve ter kokusu yaymaktan kaçınırlardı. Teravihte omuz omuza saf tutacak mü’min kardeşlerinin huşu ve huzurunu bozmamak için, böyle bir fedakârlık yaparlardı. 

Camilerdeki halılar yündü. Bu yüzden camiler ter ve çorap kokmazdı.

Padişahlar her ramazan öncesinde, adına “Tambihnâme” denilen bir “hatt-ı Hümâyûn” yayınlar, keyfi fiyat artışlarının engellenmesini isterlerdi (aynı işi hükümet yapıyor).

“Tembihnâme”lerden biri de Sultan IV. Mustafa’ya aittir. 

Başbakanlık Arşivi’nde 53351 numara ile kayıtlı bulunan 1807 tarihli fermanda, Sultan IV. Mustafa, ramazan öncesinde oluşabilecek keyfi fiyat artışlarına dikkat çekip hem esnafı, hem de halkı uyarmaktadır.

Herkesin narha (hükümetin belirlediği fiyat) dikkat etmesini, tamahkârlık edilmemesini, bakkalların fiyatları keyfi olarak artırmaktan kaçınmalarını, bu konuda imamların halkı ikaz etmelerini isteyen Padişah, bereketiyle gelen ramazanın “lâyıkı vechiyle” karşılanmasını da istemektedir.

Ramazan öncesinde, yalnızca padişahlar değil, Osmanlı hükümetleri de “tambihnâme”ler yayınlarlardı... 

Bu tembihnâmelerde evlerin, camilerin, dükkânların ve sokakların, ramazan hürmetine temizlenmesi istenir, uyulması gereken kurallar hatırlatılır, ramazanın huzurunu bozacak davranışlardan kaçınılması tembihlenirdi...

Tabii ki amaç halkın ramazan ayını huzur ve güven içinde yaşamasıydı.

19. yüzyılın ilk yarısında, Sultan II. Mahmud döneminden itibaren “Ramazan Tembihnâmeleri” Osmanlı Devleti’nin resmi gazetesi olan Takvim-i Vekayi’de ilân edilmeye ve ayrıca broşür olarak bastırılıp, halka dağıtılmaya başlandı. 

Tembihnâmelerde, Ramazanı ilgilendiren düzenlemelerin yanısıra şehir hayatıyla ilgili düzenlemelere de yer verilirdi.

Halkın yiyecek sıkıntısı çekmemesi ve fiyatların artmaması için sıkı sıkı önlemler alınırdı. Yiyeceklerin fiyatı, özellikle unlu mamullerin gramajları ve içlerine nelerin konulacağı devlet tarafından ilan edilir ve emirlere uyulup uyulmadığı takip edilirdi.

Gayrimüslimlerin (Müslüman olmayanların) yoğun olarak yaşadığı Fener, Balat, Hasköy gibi semtlerde bile meyhaneler, ramazana hürmeten kapanır, kapıya, o meyhanenin ramazan boyunca kapalı kalacağına ilişkin bir kâğıt yapıştırılırdı...

Hiçbir gayrimüslim yahut Müslüman açıkça oruç yemezdi. Bunun yasak olması bir yana, bu davranışın özünde, oruç tutanlara karşı duyulan saygı vardı (şimdi pek yok). 

Eskiden farklı dinlere mensup vatandaşlar bir birlerinin inancına böyle saygı gösterirken, şimdi aynı dinin mensupları asgarî bir saygı kırıntısı bile göstermeyip ramazanda oruçlunun suratına sigara dumanı üflüyor...

Ne diyelim? Zaten Osmanlı ceddimiz en güzelini söylemiş: Edeb yahu!

 

Yavuz Bahadıroğlu Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle