THY - Yeni Havalimanı Promosyon - Kıbrıs Bakü

Eski Türkler cahil miydi?

31 Ağustos 2018 Cuma

Tarihi yapıları incelediğimiz zaman hemen hemen bütün büyük binaların yanına muhakkak bir de kütüphane bulunduğunu görüyoruz. Cahil olsa kitaba değer vermezdi. Kitaba değer vermeseydi kütüphane inşa etmezdi!

Kimse unutmasın ki, bilime, ilim adamlarına ve ilim tahsil eden öğrencilere devlet bütçesine tahsisat koyan ilk hükümdar Büyük Selçuklu Sultanı Melikşah’tır. Osmanlılar bunu aynen tevarüs etmişler ve uygulamışlardır.

Osmanlı Devleti’nin henüz kuruluş aşamasında bulunduğu Sultan Birinci Murad ve Yıldırım Bayezid dönemlerinde bile ilim baş tâcıdır. Özellikle tıp alanında önemli eserler vücuda getirilmiştir. Murad bin İshak tarafından derlenen “Havass-ül edviyye” ile Ali bin Abbas’ın “Kamil-üs-Sınaat-üt-Tıbbıye”si (yahut Kitab-ül-Meliki) anılmaya değer.

Bu eser İbni Sina’nın “Kanun”u ortaya çıkıncaya kadar, doğu hekimliğinin temel kaynağıdır. 

Bu devrin en tanınmış hekim-yazarlarından biri de Hacı Paşa adıyla meşhur Celaleddin Hızır’dır. Geçirdiği bir hastalık yüzünden tıbba merak duyarak büyük bir hekim olmuştur. 

Tıbba dair eserlerinin başında “Şifa-ül-eskam ve Deva-ül-alam” adındaki eseri gelir. Kitap dört ana başlık altında toplanmıştır: Birinci başlıkta tıbba dair genel bilgiler verilir; ikinci başlıkta yiyecek ve içecekler, bazı basit ilaçlar anlatılır; üçüncü başlıkta hangi organlarda ne tür hastalıkların ürediği ve dördüncü başlıkta bütün vücudu kapsayan hastalıklar anlatılır.

Daha o tarihte beyin, baş, göz, kulak, burun, mide ve yemek borusu hastalıklarından bahseden “Zahire-i Muradiye” isimli eserin sahibi Mukbil-zade Mümin ise bu devrin sonlarına doğru, Sultan İkinci Murad döneminde yetişmiştir. 

Önemli eserlerinden ikincisi “Miftahü’n- Nur ve Hazainü’s- Surur”dur. Yazar teşrih ve sağlık bilgisinden kısaca bahsettikten sonra, göz hastalıklarını ayrıntıları ile işlemektedir.

Şimdi, matbaanın gecikmesi bahanesiyle Osmanlı’“İlim ve teknolojiye kapılarını kapatmış, okuma-yazma bilmeyen cahil bir kuru kalabalık” şeklinde göstermeye kalkışanlara birkaç sorum var:

Matbaa gelmeden önce Osmanlı’da kitap yazılmıyor muydu?

Matbaa geldikten bu yana (1727 Temmuz başları) 278 sene geçti. Bu süre zarfında bilimsel ve teknolojik seviyemiz nereye yükseldi? Gazete, dergi, kitap satışları ne durumda?..

Matbaadan önce de Avrupa’da pek çok Türkçe kitap basılıp Osmanlı Devleti’nde serbestçe satılıyordu, ama fazla ilgi görmüyordu. Ancak bu ilgisizliğin sebebi kitap düşmanlığı değil, kitap bolluğuydu. Sadece İstanbul’da doksan bin kâtip (Comte de Marsigli’nin verdiği rakam) durmadan kitap yazıyordu. 

Osmanoğulları o kadar kitaba dosttular ki, Avrupa’da yayınlanan önemli eserler hızla Türkiye’ye getiriliyor, üstelik bunlar padişah huzurunda okunuyordu.

Osmanlılarda bunlar olurken, Avrupa’da bırakınız halkı, asilzadeler arasında bile okuma yazma bilenlerin oranı yüzde on, on beşi geçmezdi. Ünlü manastırlardaki rahiplerin çoğu da okuma-yazma bilmezdi.

Osmanlı, kendisi gibi inanmayanlara hak ve adalet dağıtırken de, Avrupa mezhep farkı yüzünden Ortodokslara, Katoliklere ve eline fırsat geçtikçe Yahudilere eziyet ediyordu…

Bu zulmü örneklemeye ihtiyaç olduğunu hiç sanmıyorum. Sadece 1492’den sonra İspanya’da Müslümanlara ve Yahudilere yaptıklarını hatırlamak yeterlidir. 

 

YORUM YAZ

  • Rıza YazkanRıza Yazkan2 ay önce
    Sayın nostalji türkleri islamiyete girdikten sonra cahillerdiler derken sanırım kendi cahilliğini kastetti. Yoksa yüce allahın ilk emrinin ikra yani oku olduğunu unutmazdı. Bu arada sevgili hocam bu güzel yazı için tesekkurlerimi sunarım saygılar
  • nostaljinostalji2 ay önce
    İslamiyete GİRENE KADAR ÇAĞLARININ EN AYDIN KİŞİLERİ İDİ. nE ZAMAN MÜSLÜMAN OLDULAR BAŞTA KADINLARHER İNSAN 2.SINIF VATANDAŞ KUL KÖLE OLDU. İslamdan SONRA CAHİL KALDILAR ÖNCE DEĞİL.
  • HukukçuHukukçu2 ay önce
    Sayın Cumhurbaşkanımız; Çankaya Üniversitesi Hukuk Fakültesindeki öğrenci kıyımına müdahale edip, kıyımı durdurmanızı, saygılarımızla, istirham ediyoruz.