THY - TR Çıkışlı Mauritius

Devlet ve feraset

28 Ağustos 2018 Salı

Osmanlı Devleti’ni kuran üç lider, yani Ertuğrul Gazi, Osman Gazi ve Orhan Gazi, büyük ihtimalle ümmi (okur-yazar olmayan) idiler…

Buna rağmen müthiş bir kavrama kabiliyetleri vardı. İleri görüşlü ve analizci karakterlerdi. Gözü kara bir cehaletle değil, plânlı, kararlı, bilge ve âdil bir kimlikle yürüyorlardı…

Ümmi insanların, ancak uzun eğitimler sonucu edinilebilen bu meziyetleri nasıl kazandıkları gerçekten de merak konusu...

Sanırım bunun sırrı, İslam’ın da teşvik ettiği “sohbet”tir. Sohbet olgusu Osmanlı sistematiği içinde gelişmiş, yaygınlaşmış, evlerden hanlara-hamamlara kadar tüm toplumsal mekânları kuşatmıştır.

Ayrıca da camilere “sohbet odaları” eklenmiştir. Yani camide, zaviyede, tekkede, medresede, kahvehanede, handa, hamamda ve ailede sohbet vardır…

Çocuklar belli yaşlara kadar “dinleyici”, belli yaşlardan sonra “konuşmacı”dırlar. Bir gönül adamının yönetiminde oluşturulan irfan meclisleri yürekleri pişirip ham karakterleri olgunlaştırmakta, böylece her ferdi geleceğe hazırlamaktadırlar.

Osman Gazi de bunlardan biridir. Ümmi (okuma-yazma bilmeyene denir) olmasına rağmen planlı-programlı olmasını, âdil olmasını, Bizans gibi bir hedefe yönelmesini, müptelâsı olduğu Şeyh Edebali sohbetlerine borçludur.

Bir “mürit” teslimiyeti ve sadakatine “Bey” kimliğini katan Osman, kısa süre içinde “mürşidi” tarafından keşfedilmiş, onu ustaca yoğuran “mürşid”, ortaya bir “terkip” ve “sentez” çıkarmıştır: Osman Gazikendisinden sonra gelecek padişahların da terkibi ve sentezidir!

Bu sohbetlerde olgunlaşıp piştiğini, Osman Gazi hissediyordu…

Bir taraftan adaleti, hamiyeti, şefkati, sadakati, izzeti, bölüşmedeki fazileti öğrenirken, diğer taraftan cıva kadar akıcı, ateş kadar yakıcı, aynı zamanda Hz. Ömer kadar âdil olmayı öğreniyordu: Bunlar bölgeye kök salmanın şartlarıydı.  

Şeyh Edebali, ya engin feraseti, ya da dillere destan kerametiyle, Osman Bey’in zatında “Osmanlı gerçeği”ni sezmiş gibiydi. Ama sezgilerin gerçeğe dönüşeceği ana daha çok vardı. “Osmancık”ın (böyle hitap edermiş) iyice pişip olgunlaşması gerekiyordu. İmtihanları bir bir vermeliydi…

Tekkedeki sohbetin uzadıkça uzayıp vaktin gece yarısını geçtiği demde, Osman Bey kendisine tahsis edilen taş hücreye çekildi. Hücrede yer yatağı dışında bir rahle, rahlenin üstünde de açık bir Kur’an-ı Kerim vardı. Yatağa girdi. Uyumaya çalıştı. Fakat rahledeki Kur’an gözlerinin önünden gitmiyor, bir türlü uyku tutmuyordu.

Kalktı. Abdest tazeledi…

Onu sabah namazına uyandırmaya gelenler, yatağını bozulmamış, kendisini ayakta dimdik buldular. Gözleri rahledeki Kur’an’da, elleri önünde idi. Sabaha kadar ayakta dikilmişti.

Durumu Şeyh Edebali’ye bildirdiklerinde, sordu: “Neden uyumadın?”

Osman Bey boynunu büktü, içten gelen bir teslimiyet içinde fısıldadı: “Kelam-ı Kadim karşısında ayaklarımı uzatıp yatmayı içime sindiremedim.”

“Ben dervişim, kızımı da benim gibi bir dervişe vereceğim” diyerek Osman Bey’e o güne kadar kızını vermeyen Şeyh Edebali, bu tavır karşısında çözüldü ve “Bu tavrınla bizden daha derviş olduğunu ispatladın” diyerek kızı Mal Hatun’u (Balâ veya Malhun Hatun diyen tarihçiler de var) Osman Bey’e nikâhlamayı ilk kez ciddi ciddi düşünmeye başladı. Bu süreç Osman Bey’in meşhur rüyasına kadar devam etti…

Şeyh Edebali’nin göğsünden bir hilâl çıktığını gördü. Hilâl yükseldikçe büyüyerek dolunay şeklini aldıktan sonra, kendi göğsüne girdi. Göbeğinden bir ağaç bitti. Dal budak saldı. Dallarının gölgesi, tekmil karaları ve denizleri kuşattı…

O sırada kuvvetli bir rüzgâr çıktı. Ağaçların yapraklarını şehirlere doğru savurdu. Her yaprak bir şehre düştü. İki denizle iki karanın birleştiği noktada, iki yakut ve iki zümrüt arasına yerleştirilmiş bir mücevhere benzeyen ve tüm dünyayı kuşatan bir halkanın en kıymetli taşı olan Konstantiniye’ye (İstanbul’a) de birkaç yaprak düştü. Osman Bey, halkayı parmağına takmak üzereyken uyandı. 

Şeyh Edebali’ye koştu. Rüyasını anlatır anlatmaz Şeyh’in yüzü aydınlandı:

“Devlet Müjdesidir” dedi, “Kuracağın devlet dünyanın yarıya yakınına hakim olacak, torunlarından biri Konstantiniye’yi feth ile Peygamber-i Âlişan Efendimiz’in müjdesine ulaşacak.”

O an bütün tereddütleri yok oldu ve kızını Osman Bey’e nikâhladı…

Ve Osman Bey bu motivasyonla Bizans kalelerini bir bir fethetti.

 

YORUM YAZ

  • GökhanGökhan26 gün önce
    Nursi senin ağzından çıkanı kulağın işitiyor mu?
  • nursinursi26 gün önce
    yani osmanlı İstişareye ehemmiyet vermekle sünnete uyduğunu gösterdi,günümüz diktatörleri ise milletin ağzına koli bandı yapıştırdı."Benim dediğim olur ben her şeyi bilirim,dediğim kanundur.."demekle Sünnet-i nebiye şavaş açtı.Fark burada destekçilerine duyrulur.
  • nursinursi26 gün önce
    devletimiz var ancak idarecilerimizde feraset yok.
  • HukukçuHukukçu26 gün önce
    Sayın Cumhurbaşkanımız; Çankaya Üniversitesi Hukuk Fakültesindeki öğrenci kıyımına müdahale edip, kıyımı durdurmanızı, saygılarımızla, istirham ediyoruz.
  • hamidohamido27 gün önce
    İŞTİŞARE. Tarihi sevdiren adam. Bizim Rehberimiz Klavuzumuz Kuran ve Sunnetten sonra Ata sözlerimiz, ve Istişarelerimizdir. Osmanlı Kuran ve Sünnetle beraber istişare den de ayrılmamıştır.
  • hamidohamido27 gün önce
    İŞTİŞARE. Tarihi sevdiren adam. Bizim Rehberimiz Klavuzumuz Kuran ve Sunnetten sonra Ata sözlerimiz, ve Istişarelerimizdir. Osmanlı Kuran ve Sünnetle beraber istişare den de ayrılmamıştır.
  • Kaktus SydneyKaktus Sydney27 gün önce
    SubhanAllah! Osmanli yi anlatan muhtesem bir yazi; aglayarak okudum. Rabb’im Osmanli nin torunlarini ve vatanini korusun; onlarin eliyle zalimlere korku salsin; mazlumlarin ocagi olsun inshaAllah! Ya’Rabb!Ustad dan Allah razi olsun!