--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Devlet-i Âliyye

Yavuz Bahadıroğlu
Yavuz Bahadıroğlu

Osmanlı Devleti, Merv ve Mahan bölgelerinden Anadolu’ya gelen Oğuzların Bozok kolunun Kayı Boyu’nun Karakeçili Aşireti tarafından kuruldu. Anadolu’ya gelişte, aşiret, Gündüz Alp tarafından yönetiliyordu. Gündüz Alp öldüğünde yerine Ertuğrul (Gazi) geçti. Ertuğrul’un Sungur Tekin ve Gündoğdu isimli iki ağabeyi ile Dündar isimli bir kardeşi vardı. 

Göç devam ederken, Gündoğdu ile Sungur Tekin, Aşireti yöneten kardeşleri Ertuğrul’a gelip yakınmaya başladılar. Bu göç fazla uzamıştı. Moğolların korkusundan terk etmek zorunda kaldıkları eski topraklarına dönüp hayvancılık ve çiftçilik yaparak ömürlerini tamamlamak istiyorlardı. 

“Bu meçhul yolda helâk olduğumuz yeter, büsbütün yitmeden ata yurdumuza dönmeliyiz” dediler. Oysa Ertuğrul, Ahi Evran’ın ve Ahmed Yesevi’nin dervişlerinden öğrendiği ebediyet sırrına kilitlenmişti: “Deryayı (denizi) geçeceğiz ve devlet olacağız!” diyordu.

Amacını tekrarlayınca, ağabeylerinin şiddetli itirazıyla karşılaştı: 

“Derya derya diye tutturursun, lâkin suyu tuzludur, ne hayvan içebilir, ne insan; hattâ o su ile ekin bile sulanamaz, kurutur. Buna rağmen deryayı geçip ne yapacaksın?”

Ağabeylerinin ufku hayvancılık ve çiftçilikle sınırlıydı. Ertuğrul’un ufkunda ise devlet vardı... 

Herkes ancak ufku kadar varolabilir ve hayali kadar gidebilir!.. 

Kardeşler “amaç”ta uzlaşamayınca, âşiretin “Aksaçlılar”ı toplantıya çağrıldı. Uzun tartışmalar, danışmalar yapıldı. (Bu olay, Osmanlıların Anadolu’ya geliş hikayesini anlatan “Merhaba Söğüt” isimli kitabımda detaylarıyla anlatılır- Nesil Yayınları, 0212 551 32 25) Ancak anlaşma bir türlü sağlanamadı. İki taraf da görüşünde ısrar ediyordu. Sonuçta Ertuğrul’un ağabeyleri, âşiretin yarısını yanlarına alarak geri döndüler…

Hiçbir tarih geri dönenlerden söz etmiyor. Muhtemelen Moğollar tarafından yok edildiler. Ama ileri gidenlerden tüm dünya tarihi bahsediyor. Çünkü Osmanlı Devleti gibi bir “Devlet-i ebed müddet” kurdular.

Ertuğrul aslında Batı’ya değil, Peygamber müjdesine (İstanbul) yürüyordu. Yüreğini hedefine kilitlemişti. O sadece yüreğinin götürdüğü yere gidiyordu…

Yolda karşılaştığı kolaylaştırıcı hadiselerin de yardımıyla Söğüt ve Domaniç’i yurt tuttu. Böylece küçük bir “Osmanlı Beyliği” doğmuştu. 

Millet hayatı açısından çok kısa sayılabilecek bir süreç içinde bu “Beylik”, “Devlet”e dönüşecek, çevredeki Bizans kalelerini, ardından Hıristiyanlar için kutsal İznik’le Bizans’ın en büyük kentlerinden Bursa’yı feth edecekti…

Nihayet Bizans’ı yıkarak imparatorluk burcuna yükselecekti.

Bu bir yürek seferiydi ve özünde Peygamber-i Alişan Efendimiz’in müjdesini (fetih müjdesi) taşıyordu. Maksat mal- mülk biriktirmek, şan-şöhret kazanmak değil, “Allah adını ilâ etmek”, yüceltmekti. Bunu bilen gazi dervişler, abdallar, Alperenler, kısacası yürek adamları kitleler halinde Ertuğrul Gazi oğlu Osman Gazi’nin etrafında kilitleniyor, Osmanlı Ordusu git gide veliler ordusuna dönüşüyordu.

Yürek adamların büyüklerinden biri, günün birinde Osman Gazi’nin önüne bir at çekti: “Şu ata bin ve Batı’ya git” dedi, “atın durduğu yerde in ve hemen hizmete başla: Gökyüzünü vatanının çatısı, tüm yeryüzünü ümmetin secdegâhı yapıncaya kadar çalış!..” 

Cihan hâkimiyeti mefkûresi böylece doğmuştu; kısa zamanda yeşerecekti.

 

Yavuz Bahadıroğlu Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle