Başka bir açıdan kadın kimliği
İlk kez müverrih Âşık Paşa-zâde, “Tevârih-i Âli Osman” isimli kaynak eserinde bir kadın örgütlenmesinden söz ediyor:
“Hem bu Rûmda dört tayfa vardur kim, müsafirler içinde anılur: Biri Gâziyân-ı Rûm, biri Ahıyan-ı Rûm ve biri Abdalaân-ı Rûm ve biri Bacıyân-ı Rûm’dur...
İmdi Hacı Bektaş Sultan bunlarun içinden “Bacıyan-ı Rum”u ihtiyar etdi kim, o Hatun Ana’dır. Anı kız edindi.” (s. 238-39).
Yani Anadolu’nun anavatan olmasında dört zümrenin önemli rolü var:
Gaziyan-ı Rûm; (Anadolu askerleri=silahlı kuvvetler)...
Ahiyan-ı Rûm; (Anadolu kardeşleri)...
Abdalân-ı Rûm; (Horasan Erenleri=Yürek adamlar)...
Bacıyân-ı Rûm; (Anadolu Kadınları Teşkilâtı... Anadolu’nun Müslümanlaşmasına yüreğini katan organize kadın gücü).
Dahası da var...
İlk kez yaratılan iki kişiden biri kadındır: Hz. Havva...
Çölde yalnızlaştırıldığı demde, İlâhî kudret tarafından kendisine Zemzem ikram edilen bir kadındır: Hz. Hacer...
Firavun’un sarayında Musa’yı büyüten iradenin sahibi kadındır: Hz. Asiye...
Erkekler dünyasında sürekli olarak horlanmasına rağmen, evlâdını doğurup büyüten Hz. Meryem de kadındır...
İslâm’ın “oluş” günlerinde Efendimiz’i malı ve canıyla destekleyen ilk insan bir kadındır: Hz. Hatice...
Osmanlı’yı kuran Kayı Aşireti’ni Söğüt ve Domaniç aralığına getirip yerleştiren bir kadındır: Hayme Ana (Devlet Ana)...
Anadolu’nun Müslümanlaşmasına yüreğini katan organize örgütlerden biri kadınlardan oluşmuştur: “Bacıyân-ı Rûm”...
Bütün bunlara rağmen, biz erkekler, “kadın”ı cezalandırmaya bayılıyor, bunu da çeşitli şekillerde yapıyoruz!
Kâh Hazret-i Âdem’i “Yasak Meyve”yi yemek için kışkırtan Hazret-i Havva imajı oluşturuyor, kâh ilk Müslümanın ve Efendimiz’in arkasında namaz kılan ilk cemaatin bir “kadın” (Hazret-i Hatice) olduğunu görmezden geliyor, kâh hüküm mevkiinde bulunan Kanuni Sultan Süleyman’ı beraat ettirmek için, oğlunu hayatta tutmaya çalışan bir anne olan Hürrem Sultan’ı mahkûm ediyor, kargaşa döneminde biraz da mecburiyetten devlet işlerine karışan Mahpeyker Kösem Sultan’ı (Dördüncü Murad’ın annesi) alaşağı ediyoruz...
Yüzlerce erkek yöneticinin bir sürü hatasını görmezden gelip, Osmanlı Devleti’nin çökmesinin neredeyse tüm sorumluluğunu üç-beş kadının sırtına yüklüyoruz!
Ne de olsa tarih ve din kitaplarını erkekler yazıyor!
Kadın-erkek muvazenesini yeniden kurmamız ve bu konuda dünyaya örnek olmamız lâzım. Bunun için de kadim değerlerimizden oluşmuş sağlam bir zemine ihtiyacımız var.
Bence Resul-i Alişan Efendimizin Veda Hutbesi’nde billurlaşan “manifesto” bu iş için en uygun zemindir...
Buyuruyor ki: “Ey İnsanlar! Kadınların haklarını gözetmenizi ve bu hususta Allah’tan korkmanızı tavsiye ederim... Sizin kadınlar üzerinde hakkınız, kadınların da sizin üzerinizde hakları vardır...”
“Dünya Kadınlar Günü” münasebetiyle “kadın”a bir de bu açıdan baksak nasıl olur?


