Baharın yüz görümlüğü
Bıktığınız, yorulduğunuz, kendinize küstüğünüz zaman şiire kaçın...
Şiir sizi derleyip toparlayacak, bir yandan hayatınıza yeni ufuklar açarken, bir yandan da yeni umutlar katacak.
Birinci cemre, ikinci cemre, üçüncü cemre derken, farkında mısınız dostlar, kışın buzdan yüreği çatlıyor ve bahar yavaş yavaş filizleniyor.
Mart başındayız...
“Mart geldi dert geldi” derler ya inanmayın: Mart ayı “dert ayı” değil, baharın yüz görümlüğüdür...
Mart’ı fark etmemek, baharı fark etmemektir. Baharı fark etmemek ise Allah’ın en güzel nimetlerinden birini ıskalamak anlamına gelir.
Düşünün: Kudret eliyle Allah, baharı “mevsim” denen vazoya koyup size sunuyor. Bu vazonun içinde nefis kokulu güller, rengârenk çiçekler var. Ama siz sırtınızı o güzellemeye dönüp televizyondaki yansımalarını seyrediyorsunuz... Filimler, diziler, fotoğraflar “gerçek” değil, tabiat gerçektir, hayat gerçektir!
Baharı ıskalamak, bir anlamda hayatı ıskalamaktır.
Hayatı fark etmeden, hayatın içindeki değişimleri (kışın ilkbahara dönüşmesini) algılamadan yaşamak, bir nevi “küfran-ı nimet”tir! (Allah’ın ikramlarını inkâr)...
Oysa insan “şükran-ı nimet” içinde yaşamak üzere yaratılmıştır.
¥
“Bahar başına vurdu” derler ya, vursa vursa bahar, insanın yüreğini vurur!
Ya da insanı yüreğimizden vurur! Bunalan yüreklerimiz belki o sayede biraz renklenir, biraz şenlenir, tazelenir, umut dolar tekrar...
Zira fazla duyarsız, kararsız, duygusuz olmuşuz. Hayatımıza para ve siyaset hükmediyor. Her anımız kavga ile geçiyor.
Bahar “Sur-i İsrafil”dir bir yandan, diriltici nefestir! Hazdır, keyiftir, ufuktur, umuttur, yenilenmedir.
“Bugün siyasi gündemi halledeyim, hayatın gündemini yarın yaşarım” demeyin: Hayatın yarını yoktur! Ayrıca her gün kendi siyasi ve ekonomik gündemiyle geldiği için, hayatın gündemini yakalayıp yaşamaya hiç sıra gelmez.
İyisi mi Allah’ın sunumunu yaşama kararını bugün verin ve hemen yaşamaya başlayın: Yoksa hiç yaşayamadan ölme ihtimali var!
Unutmayın ki, hayatı para gibi biriktiremezsiniz! Salamura yapıp, ya da turşusunu kurup saklayamazsınız!
Ya her anını yaşarsınız ya da ıskalarsınız. Bu yüzden sevgili dostlarım, baharı yaşamayı asla ertelemeyin. Çünkü ertelediğiniz şeyleri bir daha yaşama fırsatı bulamayabilirsiniz...
Ölüm var...
“Yarın yaparım...”, “yarın yazarım...”, “yarın gezerim...”, “yarın severim...”, “yarın söylerim...” deyip duruyoruz, ama beklediğimiz “yarın” bir türlü gelmiyor. Bu yüzden de, yazacaklarımızı yazamadan, yapacaklarımızı yapamadan, göreceklerimizi göremeden, sevdiklerimize sevdiğimizi söyleyemeden ölüp gidiyoruz!
Merak ediyorum: Hayatı ve kâinatı temaşa etmenin de bir nevi ibadet olduğunu, bunun aynı zamanda “kulluk borcu” olarak idrak edilmesi gerektiğini ne zaman fark edeceğiz?
Hayata sırtımızı döndüğümüz için, inancın “tasavvuf” ve “tefekkür” boyutundan kopuk yaşadığımızı ne zaman görebileceğiz?
Gerçek şu ki, inancımızın “tasavvuf” boyutundan kopmak, inancımızı hayata geçirmekte ve ibadetten zevk almakta bizi zorlarken, “tefekkür” boyutundan kopmak, düşünce ufkumuzu kısırlaştırıp çoraklaştırıyor.
Üç yüz seneden beri Müslümanların hayata hiçbir katkı yapmadan yaşamaları bundan kaynaklanıyor gibime geliyor.
Biraz uçuk bir önerim var size: Bir gününüzü hayatınızın son günüymüş gibi yaşamayı deneyin: Bakalım bahar (hayat) gözünüze nasıl görünecek?..
Belki uyarıcı olur.


