“Bacak yarışması”ndan evlilik programlarına
Daha önceki yazılarımda da sözünü ettiğim İsviçreli aile hukuku profesörü Gaston Jezz, Türk aile yapısının sağlamlığını anlattığı makalesini şöyle bağlıyor: “Ben Batılı bir aile hukuku profesörü olarak diyorum ki; Türk milletinin elinden aile nizamını alınız, geriye hiçbir şey kalmaz”…
İlk hedef böylece belirlenmiş oluyor: Aile…
Hedefi belirledikten sonra, sıra “yöntem” tespitine geliyor. 1925’in anlı-şanlı “cumhuriyetçi”leri “aileyi bozma teknikleri” üzerine kafa patlatırken, bir fikir öne çıkıyor: “Açık-saçıklığı teşvik edelim!” Ama hâlâ “kapalı toplum”da bu nasıl yapılacaktır?
Envai çeşit yollar bulunuyor. Bu yollardan biri “magazin dergiciliği”dir. Cumhuriyet döneminin ilk magazin dergisi Resimli Ay, yayın hayatına 1924 yılında başlıyor. Sahipleri, “Komünist karı-koca” olarak tanınan Sabiha Sertel ve Zekeriya Sertel’dir.1931 yılına kadar, Türk toplumuna “moda” kavramını ve çıplaklığı kabul ettirici yayınlar yapıyor. Kapaklarında bol bol yabancı kadın artistler kullanıyor. Kadınlarımıza, “Bunlar gibi olun” mesajı verilmeye çalışılıyor.
“Yayın yoluyla toplumu bozma” işlevi, 7 Gün dergisine geçiyor. Hürriyet’in kurucusu Sedat Simavi’nin sahip olduğu 7 Gün dergisi de aynı yöntemlerle topluma aynı mesajları iletiyor: “Açılın”!
Mazbut kızları bile adım adım çıplaklığa alıştırarak aile hayatını tahrip eden pek çok dergi ve gazete var: Hepsinin ortak özelliği, toplumumuzu “moda” yolu ile açık-saçıklığa alıştırarak, Batılı toplum yapısına entegre etmektir.
Bu tür dergi ve gazetelerde en dikkate değer husus, gitgide daha açık-saçık fotoğraflar kullanmaları, daha müstehcen yazı roman ve hikâyeler yayınlamalarıdır. Toplumu alıştıra alıştıra “cehenneme” taşıyorlar.
Birinci aşama böylece tamamlandıktan sonra, ikinci aşamaya geçiliyor. İkinci aşamada “ikramiyeli” yarışmalar devreye sokuluyor. Bunlardan ilki “Bacak Yarışması”dır: Yarışmayı maalesef Beşiktaş Kulübü düzenlemiş, tanıtımını ise iktidarın yarı resmi yayın organı Cumhuriyet Gazetesi üstlenmiştir.
Bu konuda, Cumhuriyet Gazetesi’nin 6 Eylül 1925 tarihli nüshasında şöyle bir başlık okuyoruz: “Memleketimizde ilk defa yapılan bir müsabaka. Evvelki akşamki Güzel Bacak Müsabakası’na dört hanım iştirak etti”…
Bol bol “baldır-bacak” vurgusu yapılan haberi, yüzümüzü kızartma pahasına okuyalım: “Beşiktaş Kulübü tarafından Taksim Bahçesi’nde tertip edilen bahçe eğlencelerinde bir de ‘Güzel Bacak Müsabakası’ mevcut olduğunu yazmıştık. Memleketimizde ilk icra edilen bu müsabakaya baldırlarının güzelliğinden çok emin ve mağrur dört hanım katılmıştır.
Müsabakaya bu kadar az hanımın iştirak etmesi İstanbul’da güzel bacak ve baldırların azlığından değil, fakat pek yeni olan böyle bir yarışmaya güzel baldır sahibi her hanımın katılma cesaretini gösterememesindendir.
Gerçi son moda elbiselerin diz kapaklarına kadar kısalan etekleri her gün herkesin bakışlarını devamlı olarak bir bacak müsabakasının hakemi yaptırmaktadır, ama ortaya ‘müsabaka’ sözü girince fazlaca utangaç olanların cesaretinin kırılması pek tabiidir.
Her ne hâl ise, bacak müsabakasına iştirak eden dört kadın arasında birinciliği Enise Hanım isminde Amerikan Koleji’nde okuyan bir küçük hanım kazanmıştır… Enise Hanım şimdi ‘İstanbul’un en güzel bacaklı kadını’ olmakla iftihar edebilir.”
Hemen ardından devreye “Güzellik Müsabakaları” (yarışmaları)giriyor.
“Kimler öncü oldu?” derseniz, ona da yarın bakalım inşallah…


