Ayasofya’da “organize işler”! (2)
03 Şubat gecesi, gazetelerin haberine göre, Ayasofya Camii’nin içi-dışı dolmuştu. Katılımcıların çoğu memur ve polisti, talimatla gelmiş, yoklama vermişlerdi…
Ama halk da vardı. Kur’an’ın Türkçe okunacağı, tekbir ve telmihlerin Türkçe olacağı duyurulmamıştı: Normal bir Kadir Gecesi sanıyorlardı.
Bir şeylerin ters gittiğini fark edenlerden bazıları çıkmayı denedi. Fakat kapılar polis tarafından tutulmuş, kimseyi dışarı bırakmamaları emredilmişti. Bu yüzden çıkmak isteyenler çıkamadı. Çarnâçar sonuna kadar kaldılar.
Cemaatten ağlayanlar vardı. Ertesi gün çıkan gazeteler, bu gözyaşlarını “Türkçe ibadetin sevinci”ne vereceklerdi, fakat öyle değildi: Muhtemelen “Ne hale geldik?” diye ağlıyorlardı.
Mevlitten sonra Hafız Yaşar Bey, Türkçe Kur’an’a başladı; Tebareke suresini okudu. Müteakiben Hafız Rıza, Hafız Seyit, Hafız Kemal, Burhan, Fethi, Turhan Beyler, sıra ile Türkçe Kur’an okudular.
Her sureden sonra Türkçe tekbir alınıyordu. Halk hıçkıra hıçkıra ağlıyordu…
Merasimin sonunda Hafız İsmail Hakkı Bey’le Hafız Yaşar Bey dua ettiler...
Duanın sonlarına doğru, Hafız Yaşar Bey iyice coştu. O tarihte Dolmabahçe Sarayı’nda olmasına rağmen, kendi organize ettiği mevlide katılmayan Atatürk’e ve kurduğu cumhuriyete şöyle dua etti:
“Millet hâkimiyetinin tecelligâhı olan Türkiye Cumhuriyeti’ni ilelebet pâyidar eyle Ya Rabbi! Ulu Gazimiz Mustafa Kemal Hazretleri’nin vücudunu sıhhatte dâim eyle Ya Rabbi!..”
Duaya bir miktar siyaset katmaktan zarar gelmezdi. Nasılsa laiklik henüz anayasaya girmemişti (1937’de girdi).
Cami bahçesinde toplananlar için camiye hoparlörler takılmış, radyo geceyi naklen vermiş, şehrin çeşitli noktalarına hoparlörler yerleştirilmişti.
Ertesi gün bütün gazeteler cafcaflı Kadir Gecesi manşetleriyle çıktılar…
Cumhuriyet Gazetesi günün en “coşkulu” gazetesiydi. Konuyu bilmeyen biri, Cumhuriyet’in manşetinde kullanılan fotoğrafa bakıp, konunun “şapka ile ilgili” bir konu olduğunu düşünebilir, hatta “şapka gecesi” zannedebilirdi.
Cemaat arasında o kadar çok fötr şapkalı vardı ki, ilk bakışta klasik bir Kadir Gecesi kutlaması olmadığı anlaşılıyordu.
Cumhuriyet Gazetesi de bunu özenle vurguluyordu:
“Ayasofya’nın üst kısmı da ecnebiler ile süferaya (sefirler) tahsis edilmişti. Burası da üç dört bin kişi tarafından işgal edilmişti. İngiliz, Fransız, Alman, Macar, Romen sefirleri ile birçok sefaret erkânı refikalarıyla birlikte gelmişlerdi.”
Gazetenin sahibi ve başyazarı Yunus Nadi, mezkûr geceyi anlatan “Çok ruhani bir Kadir Gecesi” başlıklı başyazısında, “adam birden dindarlaştı mı?” dedirtecek kadar coştu:
“Asırlar ve asırlar sonra Türkler ilk defa olarak yeniden kendi dillerinde bir Kadir Gecesi ihya etmekle şüphesiz her zamandan ziyade bahtiyar oldular.”
Bu tarihten çok değil, sadece iki yıl sonra, 24 Kasım 1934’te, Atatürk’ün emri ve Bakanlar Kurulu kararıyla Ayasofya Camii müzeye çevrildi…
1 Şubat 1935’te açılan müzeyi, Atatürk beş gün sonra ziyaret etti.
Ayasofya’daki “Kadir Gecesi” kutlamalarını öven Cumhuriyet, bu kez açık düşmüştü. Çaktırmadan dönüş yapması lâzımdı.
“Kendi kendimizi tenkit” köşesinde, “Ayasofya Müze?” başlıklı bir yazıda şöyle dedi:
“Ayasofya’yı müze haline çevirmeğe çalışmakta bizce onun abideliğine halel veren bir hata vardır.”
Eski Cumhuriyet, daha mı “cumhuriyet”ti ne?


