--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Avrupalılaşma serüvenimizde Tanzimat süreci

Yavuz Bahadıroğlu
Yavuz Bahadıroğlu

1800’ler kötü başlamış, yüzyıllarca zirvede kalmayı başarmış olan Osmanlı Devleti, kendi Rönesans’ını gerçekleştirip reformlarını yaparak sosyolojik ve teknolojik atılımlara hazır hale gelen Avrupa’nın gerisinde kalmıştı.

Osmanlı Devleti her anlamda güçlenmek zorundaydı, çünkü Avrupa’yı etkisine alan aşırı milliyetçi akımlar, Avrupa genelinde, tabir yerindeyse bir “haçlı zihniyeti” hortlatmış, öteden beri “düşman” belledikleri Osmanlı’yı yere serme planları yapılmaya başlanmıştı.

Asırlar boyunca Osmanlı himayesi sayesinde ayakta kalabilmiş bazı devletler bile gizli-açık Haçlı ittifakının içinde yer almıştı. Bir “Medeniyetler çatışması” mantığıyla Osmanlı’yı zorluyorlardı.

Osmanlı Devleti’nin vatandaşı olan ve yıllar boyu Müslümanların içinde adeta imtiyazlı bir sınıf olarak yaşayan Hıristiyan azınlıklara bu meyanda el atılmış, dinî ve millî duyguları galeyana getirilmiş, kendi içinde de Osmanlı aleyhine ittifaklar oldurulmuştu.

Osmanlı Devleti’ni yönetenlerin basiretsizliği dış güçlerin ekmeğine yağ sürüyordu. Üst düzey yöneticiler kendi aralarında sık sık ihtilafa düşüyor, şahsi çekişme, kin, garez, haset kol geziyordu. 

Devletin mevcut gücü ve imkânları da böylece heba oldu. Koskoca bir geçmişten elde avuçta sadece şanlı bir tarih kalmıştı. Ama onun yenileşme ile beslenmesi gerekiyordu. Yoksa tek başına tarih, hiçbir işe yaramazdı.

Basiret sahibi yöneticiler durumun vehametini görmüyor değildi, ancak bu çıkmazdan nasıl sıyrılacaklarını kestiremiyorlardı. Her şey çok karışıktı; koskoca imparatorluk göz göre göre çöküyordu. Tepenize devletiniz çökerken sağlıklı düşünemezdiniz.

Tedbir mahiyetinde, gerçi, daha önceden bazı değişiklikler yapılmış, mesela kılık kıyafete yeni düzen getirilmiş, eğitim müesseselerinde yenileşmeye gidilmiş, Avrupa tekniğini ülkeye getirme çabaları yoğunlaştırılmış, ayrıca Yeniçeri Ocağı kaldırılıp yerine Nizam-ı Cedit kurulmuştu, ancak bunlar topluma ve devlete umulan hareketliliği getirememişti. Daha köklü dönüşümler gerekiyordu.

Avrupalılar, özellikle de İngilizler; Osmanlı Devleti’nde yapılacak ıslahatın, devletin temellerine nüfuz etmesini, kadim Osmanlı müesseselerinin temelinden yıkılmasını, boşlukların Avrupaî müesseselerle doldurulmasını, devlet yapısının tümüyle değiştirilmesini, azınlıkların devlet içinde devlet oluşturacak bir düzenleme ile özgürleştirilmesini talep ediyor, hatta dayatıyorlardı. (Bugün de sürekli bir şeyler dayatmıyorlar mı?).

Maksat, Osmanlı Devleti’ni bölüp parçalamak, böylece, tarih boyunca yapamadıklarını yaparak, Haçlı seferleri sırasında yedikleri “Osmanlı tokadı”nın acısını çıkarmaktı.

Çarklar dönmeye başlamış, başta Mason Locaları olmak üzere, uluslararası etkin güçler devreye çoktan girmişti. Tabii kesenin ağzı da sonuna kadar açılmıştı. Osmanlı Devleti’nin satın alınmaya müsait bazı üst düzey yöneticileri parayla, bazıları şöhret vadiyle, bazıları daha yüksek makam sözüyle ele geçirilmişti. Tabii bazıları da, etkili propaganda metodu kullanılarak, öyle olması gerektiğine inandırılmıştı. 

Padişah da kandırılanlar arasındaydı: Tamamıyla Batıcı bir kafa taşıyan Mustafa Reşid Paşa’yı bir “Islahat Projesi” hazırlamakla görevlendirdi.

Daha önce Paris ve Londra elçiliklerinde bulunmuş, Mustafa Reşid Paşa, Batı kültürü ve medeniyetine hayran, millî meziyetlerden ve İslâm kültüründen mahrum bir kişilikti. İngiltere’nin İskoç Mason Locası’na kayıtlı İstanbul sefiri Lord Rading’in ısrarlı tavsiyeleri üzerine sadrazamlığa (başbakanlığa) getirilmişti. 

Tanzimat Fermanı, 3 Kasım 1839 tarihinde, Gülhane Parkı’nda, yabancı devlet sefir ve konsolosları, bütün saray erkânı ve devlet ricali ile büyük halk kalabalığı önünde, bizzat Reşid Paşa tarafından okunup, ilan edildi. Oldukça uzun bir metin olan bu ferman, ihtiva ettiği fikirler itibariyle, beş kısma ayrılabilir: 

Birinci kısım: Osmanlı Devleti’nin kuruluşundan itibaren, şeriat kanunlarına uyulduğundan, devletin güçlendiği ve halkın refah seviyesinin yükseldiği anlatılıyor…

İkinci kısım: Yüz elli yıldan beri türlü gaileler ve türlü sebeplerle dine ve kanunlara riayet edilmediğinden, devletin zayıfladığına işaret ediliyor... 

Üçüncü kısım: Allah’ın inayeti ve Peygamberin yardımları ile devletin iyi bir şekilde idaresini sağlamak gayesiyle yeni kanunların konulmasının gerekliliği izah ediliyor...

Dördüncü kısım: Kanunların yapılması ve tatbiki için gereken tedbirlerin alınacağı belirtiliyor…

Beşinci kısım: Yeni kanunların dayanacağı prensipler açıklanıyor:

Müslüman ve Hıristiyan bütün tebaanın ırz, namus, can ve mal güvenliğinin temini;

Vergilerin uygun bir sisteme göre toplanması; 

Askerliğin yeniden düzenlenmesi; 

Azınlık hakları…

Fermanın okunmasında hazır bulunan halkın çoğu işin özünü hemen kavrayıp ilân etti:

“Bundan sonra gâvura gâvur denmeyecek!” 

Konu kapanmadı. Yarın devam inşallah…

 

Yavuz Bahadıroğlu Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle