--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Avrupalılaşma serüvenimizde Islahat süreci -2-

Yavuz Bahadıroğlu
Yavuz Bahadıroğlu

Osmanlı yönetimi, özellikle de Sultan Abdülmecid ile Batı hayranı Sadrazamı Âli Paşa, yayınladıkları Islahat Fermanı’ndan sonra, Osmanlı Devleti’nin 30 Mart 1856 tarihi itibariyle “Avrupa Konseyi”ne dâhil edildikleri müjdesini alınca bayram ettiler…

Avrupalı olunacak ve sıkıntılar bitecekti. Gerçi Avrupalı büyükler yine “ama” demişti, “ama” nasılsa aşılırdı…

Bu meş’um “ama” Paris Konferansı’nın sonuç bildirisine öyle bir madde olarak eklendi ki, aşılamadı. Bildirinin yedinci maddesinde Osmanlı Devleti’nin “Avrupa Konseyi’ne dâhil” edildiği ifade ediliyor, ancak müteakip madde her şeyi berbat ediyordu…

İsterseniz önce Osmanlı Devleti’ni “Avrupa Devleti” sayan yedinci maddeyi özetleyelim:

“Avusturya İmparatoru, Fransız İmparatoru, Büyük Britanya ve İrlanda Birleşik Kraliçesi, Prusya Kralı, Sardunya Kralı ve Rusya İmparatoru, Osmanlı Hükümeti’nin bir Avrupa Devleti sayılmasını, Avrupa devletlerinin haklarından ve Avrupa Devletleri Konseyi’nden faydalanmasını kabul ettiklerini duyururlar. Bu hükümdarlardan her biri, Osmanlı Devleti’nin egemenliğine ve toprak bütünlüğüne saygı göstermeyi kabul ederlerken, bu saygının devamı konusunda birbirlerine kefil olurlar.” 

“Bozacının şahidi şıracı” deyip geçelim… 

Yukarıdaki madde, bir tehlike arzetmiyor gibiydi. Ama sekizinci madde felaketin tâ kendisiydi…

Bu maddeye göre, Osmanlı Devleti, Paris Anlaşması’nı imzalayan herhangi bir Avrupa devleti ile ihtilafa düşerse, kendi çıkarları istikametinde hareket edemeyecek, anlaşmazlığı Avrupa’nın hakemliğine bırakacaktı… Buna “ipotek koyma” da diyebilirsiniz.

“Madde-8: Osmanlı Devleti ile bu anlaşmayı imzalayan devletlerden biri veya birkaçı arasında anlaşmazlık çıktığı takdirde, Osmanlı tarafı ve Osmanlı ile ihtiláflı olan taraf kuvvete başvurmadan önce bu anlaşmayı imzalamış olan diğer devletlerin aracılığına başvuracaklardır.” (Saklı işgal tehdidi).

Anlayacağınız, Avrupa ittifakı, öteden beri nalıncı keseri kullanıyor: Aramızdaki tüm ilişkilerde hep kendine yontuyor. 

Son 57 yıllık Avrupa Birliği maceramıza baktığımızda da durum çok farklı değil: Zaman zaman iyi haber, zaman zaman kötü haberler gelir…

Yüzümüze başka söylerler, aralarında başka konuşurlar. Bazen biri baklayı ağzından çıkarıp “Almayız, çünkü Müslümansınız” deyiverir. Ancak bir türlü inanmayız: “Canım medeni Avrupa din farkına takılır mı?”

Hem de nasıl: Hem din farkına takılır, hem ırk farkına takılır, hem kıta farkına takılır, hem de Osmanlı’ya takılır. Görmüyor musunuz, “Serbest dolaşım hakkını aldınız” dedikten bir hafta sonra,“ama”yı bastılar, “ama alamadınız!”

Tanzimat ve Islahat Fermanları sonrasında Londra’dan, Paris’ten gelen “ama”lara ne kadar da benziyor: “Hık” demiş, burnundan düşmüş sanki…

Sanki aradan ikiyüz yıla yakın bir zaman geçmemiş…

Avrupa hep aynı, ama asıl soru şu: Biz ne kadar “aynı” kaldık ve Avrupa ile ilişkilerimizden ne kadar ders aldık?

Cevdet Paşa merhum, “Tarih bilmeyen diplomat (ve tabii politikacı), pusula bilmeyen kaptana benzer, ikisi de gemiyi karaya oturtur” diyor. 11 Aralık 1999’da çıkan “Helsinki kararları”na ne sevinmiştik, hatırlıyor musunuz? Ve “Serbest dolaşım hakkı”na ne sevinmiştik?

Artık fark edelim ki,Batı dünyasının tüm hikâyeleri aynıdır: Tümü kendi çıkar hesaplarını yansıtır. Taleplerinin tümünü, hatta fazlasını gerçekleştirseniz bile, sizi kendi camiasından uzak tutmanın bir yolunu mutlaka bulur. Nedeni belli: Müslümanız ve de Osmanlıyız!.. Derin bir “Elhamdülillah” çekelim ve artık işimize bakalım.

***

Merak edenler için söyleyeyim: 30 Mart 1856’da girdiğimiz ‘‘Avrupa Devletleri Konseyi’’ (o zamanın Avrupa Birliği) hiçbir işimize yaramadı. Zira Avrupa’da dengeler hızla değişti, İtalya ile Prusya yani o zamanın Almanya’sı güçlendi, Fransa ve Avusturya eski kuvvetini kaybetti, bu değişiklik Rusya’ya yaradı ve Paris Andlaşması’nın bazı maddelerini tek taraflı iptal etti. (Şimdi İngiltere aynı şeyi yapmıyor mu?).

Derken ‘‘93 Harbi’’ denilen 1876’daki Türk-Rus savaşı çıktı, cephede müttefiksiz ve yalnız kalan Türkiye yenilip daha da küçüldü, bunu Balkan ve dünya savaşları takip edince de bir zamanlar resmen Avrupalı olduğumuz unutuldu gitti... 

Yavuz Bahadıroğlu Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle