Araba sevdası ve koltuk sevdası!
Artık alışkanlık oldu: Her seçim öncesinde başta CHP olmak üzere, muhalif partiler ve “destek kıtalar”, bile bile yalan beyanlarda bulunurlar…
Bunların arasında yalancı gazeteler var, yalancı televizyonlar var, yalancı gazeteciler, kamuoyu yoklaması yapan şirketler, siyasetçiler ve bürokratlar var…
Var oğlu var işte! İşin tuhafı her seçim aldatılan seçmenler yine de bu palavralara inanır, “Bu sefer tamam” diye düşünürler, “iktidara biz geliyoruz!”
Sandıklar açılır, sandıklar kapanır ve palavralara göre kendini iktidara hazırlamış olan seçmen kitlesi yine derin bir hüsrana düşer…
Apışıp kalırlar! Ne yapacaklarını şaşırırlar. Serseri mayın gibi sağa-sola toslamaya başlarlar…
Kimileri seçimi kazanan parti taraftarlarına sataşır, kimi saldırır, hatta bir yerlerde sıkıştırıp döverler (İzmir başta olmak üzere birkaç yerde bu tür çiğ olaylar yaşandı); kimi de toplanıp, yalan üstüne yalan atan partilerinin genel merkezine giderler, “istifa” çığlıkları atarlar…
İktidar yalanlarının başını çeken “Sayın Genel Başkan” kayıptır, yardımcıları kayıptır, üst düzey yöneticiler de kayıptır…
Uzun süre sonra dördüncü sınıf bir parti mensubu kalabalığın önüne çıkıp yalanlarını sürdürür:
“Sonuçlar Anadolu Ajansı’ndan geldiği için kaybetmiş gözüküyoruz, bize gelen verilere göre Cumhurbaşkanı seçimi ikinci tura kaldı. Kesin olarak söylüyorum ki…”
Sandıkların yüzde 99’u açılmış, muhalefet cephesinin kaybettiği anlaşılmışken bile kendi seçmenlerinin gözünün içine baka baka yalanlarına devam eden yöneticilere sahip bir partinin kaybetmesinin mukadder olduğunu düşünürsünüz ve her seçimden yenik çıkmasındaki “sır”rı yakalarsınız: Yalan!
CHP yöneticileri sadece millete, sadece kendi seçmenlerine değil, kendi kendilerine dahi yalan söylüyorlar! Daha da vahimi, “âlemi kör, herkesi sağır” zannetmeleri ve milleti “enayi” yerine koymaları!
Bu partinin seçmenlerine de iki çift söz söylemek lâzım: Yahu bir inandınız, iki kandınız, üç aldandınız; dört, beş, altı yanıldınız: Şu yakın tarihte aynı palavralar eşliğinde dokuz-on seçim kaybettiniz. Envai çeşit yalan dinlediniz. Neden akıllanmıyorsunuz? Duygu tavan yapmış, mantık sıfır!..
27 yıllık kesintisiz ve rakipsiz iktidarına rağmen, arkasında hiçbir başarı hikâyesi bulunmayan (nasıl başarmışsa hiçbir eser bırakmamayı başarmış) partiye takılıp kalmışlar: Kimi “özel hayata müdahale” demiş, kimi “dede mirası” demiş, kimi “laiklik”, kimi “ilkeler” diye diye kendilerini kandırmışlar…
Seçimi kazanan partinin genel başkanı, balkondan kim bilir kaçıncı “zafer konuşması”nıyaparken ve taraftarları şenliklerle başarılarını kutlarken, seçimden mağlûp çıkanlar “mazeret” arayışına çıkarlar, ama mızrağı hiçbir çuvala sığdıramazlar. Nihayet sonuçları inkâr etme yalanını bulurlar: “Aslında Ak Parti kaybetti!”
Ardından parti içi muhaliflerine gözdağı verme sadedinde, kendi “sirkatın söyler”: “Koltuk sevdalılarının partimizde yeri yoktur!”
“Hoppala yavrum yaz geldi, bahçeye kiraz geldi!” (Haziran kiraz mevsimi ya! Kılıçdaroğlu böyle buyurmuştu).
Recâizâde Mahmud Ekrem’in Tanzimat züppeleriyle “eğlenmek” için yazdığı “Araba Sevdası” isimli bir romanı var. Okurken çok gülmüştüm. Şimdi biri çıkıp, Kılıçdaroğlu’nun hayatını romanlaştırsa, sizce adı ne olur?
Bence “Koltuk Sevdası” münasiptir!.


