Mutlak itaat sadece Allah ve Resulüne yapılır!
Mutlak itaat sadece Allah ve Resulüne yapılır!
YAŞAR DEĞİRMENCİ
Olayların peşinden gitmek, gündemi oluşturanların borazanı olmak biz Müslümanlara yakışmaz. Müslüman; gündeme uyan değil, gündemi belirleyendir. Peygamber Efendimizi hayatın dışına çekmek, dinimizi vicdanlara camilere hapsetmek, belli gün ve gecelerde yaşanan bir din olarak göstermek düşülen tehlikenin farkında olmamaktır. Batı’nın istediği protestanlaştırmaya götürür.
Yaşadığımız toplumda dinin sâbiteleri ile değişkenlerinin düşünülemez hale gelmesi, imanımızın icaplarının amele dönüştürülmeyip mazeretlere/bahanelere sığınılması; dinimizi hayata müdahale etmeyen bir din anlayışına götürür. Önce çok üzüldüğümüz İslâm dışı hayat tarzına şimdi alıştık/alıştırılıyoruz. Ahlâkî duruşa ihtiyacımız var.
Dinimiz; Aile-ferdi-sosyal-kamu hayatlarında boşluk bırakmamıştır. Batı; ‘Gün’lerle doldurmuştur. Bizleri de (Demokrasi, laiklik, Kemalizm, vs.) bu kavramlarla iç içe getirmiş, kendi değerlerimizle irtibatımız kesilmiş koparılmıştır. Kur’an-ı Kerim’deki ifadesiyle “Kim şan şeref ve haysiyet istiyorsa bilsin ki şeref haysiyet kuvvet, kudret hâkimiyet yalnız Allah’ın mülkünde tasarrufundadır. Bunları halis niyet ve amaçlarla; İslâm düzenini hayata geçirme iyiliği emir ve kötülüğü nehyetme…” bizim mutlaka yerine getirmemiz gereken sorumluluğumuzdur. Bugünlerde hep tartışılan önemli bir hususa kendi değerlerimizle değerlendirelim. Kur’ân’ın yöneticiler için adâlet ve liyâkat konusundaki ikazlarını hemen herkes bilir. Sadece ‘Birilerine olan öfkeniz sizi adaletten ayırmasın.’ (Maide 8) ‘Emanetleri ehline veriniz.’ (Nisâ 58) ve ‘İşleri aralarında istişare iledir› (Şûra, 38) emirleri bile yöneticiler için gereken sınırı çizmeye yeterli değil midir? İslâm’da siyâsi sistemin dört temel ayağından (hâkimiyet, şûra, adâlet ve itaat) ikisi yöneticilerle ilgilidir: Şûra ve adâlet. Yönetilenle ilgili olan bir temel ilke vardır ki o da itaattir. Tabii ki mutlak itaat değildir. ‘Hâlik’a isyanda mahlûka itaat yoktur.’ kuralını koyan da Peygamber Efendimiz aleyhisselamdır. Peygamberimiz şöyle buyurmuştur:
“Darlığında ve bolluğunda, sevinçli ve kederli anlarında, başkaları sana tercih edildiği zamanlarda (bile yöneticiyi) dinleyip itaat et!”
Peygamberimiz Efendimiz, Müslümanların güçlü kalmalarını sağlamak, tefrikayı önlemek, parçalanmayı durdurmak ve topluma zararı engellemek için Müslüman yöneticilere itaat etmesini emrederken bugünkü ihtilafların parçalanmalarının sebebini de çok net bir şekilde vuzuha kavuşturmuştur. Yokluk içinde fakir de olsan, bolluk içinde zengin de olsan, yöneticinin kararı zoruna da gitse kolayına da gelse her hâlükârda yöneticiye itaat etmeyi emretmektedir. Ve en önemlisi de son bölümü yani ‘başkaları sana tercih edildiği’ zaman da yöneticiye itaat etmek! İslâm’ın dünya nizamı olarak insanlığa vaadinin ahlâk ve adalet olduğuna göre bu ameller gerçekleştirilmeli. İslâm’ın yaşandığı yerde bir ahlaksızlığa ve adaletsizliğe maruz kalınmaz. Tabii yaşanır yaşatılırsa…
Tarih boyunca görülen itaatsizlikler, isyanlar kopmalar ayrılıklar hep başkalarının tercihine isyandan kaynaklanmaktadır. Cemaatler, cemiyetler ve partilerdeki ayrılıkların büyük çoğunluğu da yöneticinin tercihlerine yapılan isyandan kaynaklanıyor. Hak ettiğinin başkalarına verildiğini görenlerin isyanı, birlik ve beraberliğe ve yönetimin gücüne zarar verdiği için yaşanmaktadır.
Bu itaat emri yöneticinin doğru yaptığı anlamına gelmez. Yöneticiye itiraz edilmeyeceği ve ikaz edilmeyeceği anlamına da gelmez. Aksine emaneti ehline vermediği için yönetici hatalıdır, ama bu hataya karşı isyan etmek birliği bozacağı ve gücü zayıflatacağı için yasaklanmıştır. Bu ilkeler; Hz. Peygambere inananların içinde bulundukları cemaat parti dernek gibi oluşumlarda da uymaları gereken ilkelerdir. Müslüman her hâl ve şartta dinini yaşayan yaşatan insandır.
Müslüman idealist, kendisinin yapamadığını yapan başka biri olursa, onu kıskanmaz, ona haset etmez ve onu bu girişiminden dolayı alkışlar. Verilen sözler tutulsun, üstlenilen işler doğru yapılsın, kimse kimseyi incitmesin ve zarara uğratmasın, birbirimize sevgi-saygı gösterelim, yardımlaşma ve dayanışma ruhunu yaşatalım, ‘inançlı-bilgili-düşünceli-duygulu’ insanlar olalım. Doğru kimden gelirse gelsin kabul eden, yanlış kimden gelirse gelsin reddeden, “Hikmet, müminin kaybolmuş malıdır. Nerede bulursa alsın.” Hadisiyle de amel eder. Peygamberimizin koyduğu bu esas aslında inancı ne olursa olsun yöneten ve yönetilenlerin bulunduğu tüm ortamlar için uygulanabilecek bir ilkedir.
Mesela bir derneğe, cemaate ya da partiye üye olan birinin ‘benim yerime başkası tercih edilse bile bağlı kalacağıma’ diye sözleşme imzalayamaz! “Başımdakine, idarecime mutlak itaat edeceğim” diyemez. Mutlak itaat Allah ve Resulüne yapılır.
Bir göreve getirilen şahıs, aynı yöneticinin tercihiyle görevden alınıp yerine başkası getirilince isyan ediyor, darılıyor, ayrılıyor. Siyasetten, cemaatlerde yeni grupların oluşmasına bile sebep oluyor. Kemalistlerin sekülerlerin bu türden dağılmalar oluyor. Din anlayışlarında sakatlıklar var. “Hayata müdahil olmayan bir din anlayışı!” Zaruri hallerde dini gözükmek, Cuma’yı evde kılmak, başörtülülere düşman tavırlarına rağmen siyasi menfaat için onlara rozet takmak, vs. Kutsal hâle getirdikleri değiştirilemez Laiklik anlayışı.
Açık bir beyan ve net bir belge görmedikçe, dışlama, kınama ve ayıplama, geçmişi yerme hakkımız yoktur. Zanla hüküm vermekten Allah’a sığınırız. İman ettiğini söyleyen hiç kimse Peygamber Efendimizin örnekliğini göz ardı edemez. Peygamberimizin “model olma” sünnetini sadece belli zamanla sınırlandıramaz. Görevimiz: Peygamberimizin örnekliğini kirletmemek ve kirlettirmemektir. Onu örnek almak ve yaşamaktır. Peygamberimize olan imanımızın gereğini yapmak ve o yolu izlemektir. Allah’a güvenen, kendisine güvenilen, herkese güven veren olmamızı Rabbim bütün Müslümanlara nasip etsin.