• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0

26 Eylül 2026: Günün Ayet ve Hadisi

Yeniakit Publisher
Haber Merkezi Giriş Tarihi: Güncelleme Tarihi:

Milli İradenin Sesi Yeni Akit

Türkiye ve dünyadaki gelişmeleri yakından takip etmek için Google listenize Yeni Akit'i ekleyin.

⭐ Bizi Google'da Takip Et
26 Eylül 2026: Günün Ayet ve Hadisi

Bu sözler kulaklarımıza küpe olsun. Sizler için hazırladığımız, Günün Ayet ve Hadisi ile Günün Sözünü, Günün Fotoğrafını istifadelerinize sunuyoruz... (26 Eylül 2026)

ÂYET - VAHYİN DİLİNDEN:



(٢٧) وَلَوْ بَسَطَ اللّٰهُ الرِّزْقَ لِعِبَادِهٖ لَبَغَوْا فِي الْاَرْضِ وَلٰكِنْ يُنَزِّلُ بِقَدَرٍ مَا يَشَٓاءُؕ اِنَّهُ بِعِبَادِهٖ خَبٖيرٌ بَصٖيرٌ

Esirgeyen, bağışlayan Allah'ın adıyla  

(27) Şayet Allah kullarına rızkı bol bol verseydi yeryüzünde taşkınlık ederlerdi; ama O dilediği ölçüye               göre vermektedir.

       Çünkü O kullarının durumunu çok iyi bilmekte ve görmektedir.

(Şûrâ Suresi, 26/27)         (Meâl Kaynak: Diyanet İşleri Başkanlığı)


TEFSİRİ:

Genellikle zihinleri meşgul eden ve akıl yahut tecrübe ile sağlıklı bir sonuca ulaşılamayan bir konuda, dünya hayatındaki imkânların kullar arasında hangi ölçüye göre paylaştırıldığı hususunda önemli bir gerçeğe değinilmekte, böylece önceki âyette geçen Allah Teâlâ’nın iman edip iyi işler yapanlara kendi lutfundan fazlasını vermesine ilişkin ifadenin doğru anlaşılmasına ışık tutulmaktadır. Âyeti –özetle– şöyle yorumlamak mümkündür:

Şayet Allah dünya hayatında herkese zekâ, sağlık, yetenek, servet vb. nimetleri bol ve eşit biçimde vermiş olsa, dirlik düzenlikten söz edilemez, insanoğlu kendini geliştirme kaygısı taşımaz, düzenli bir çalışma hayatı, imkânların paylaştırılması için bir denge ve sistem arayışı (meselâ bir iktisat ilmi) olmaz, kısaca medeniyetler kurulamaz, dünyayı bir kaos sarardı. İyi ve kötü kriterine göre rızık verilmesi halinde ise insanın yaratılış amacı, hayatın ve ölümün var ediliş sebebi olan sınav ortamı teşekkül etmez, dünya hayatı anlamını yitirirdi.

Âyet bu hususlara işaret yoluyla delâlet etmekle beraber, imkânların tevziindeki ölçünün ne olduğu sorusunu açık biçimde cevaplamaktadır: Kullarının durumunu çok iyi bilen ve gören yüce Allah rızkı kendi dilediği ölçüye göre vermektedir. Kul planında bu ölçüyü idrak mümkün değildir; ama kulun görevi, dünya ve âhiret mutluluğunu sağlayacak imkânları elde etmek için elinden gelen bütün çabayı harcamak ve verilenleri en iyi biçimde değerlendirmekle yükümlü olduğu bilincini daima korumaktır.


 Kaynak: Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 4 Sayfa: 749


HADİS - ALLAH RESÛLÜ'NDEN (Sallellahu Aleyhi ve Sellem)   

"Sizden kimi bir işte görevlendirirsek ve o da bizden iğne (miktarı) ya da daha büyük bir şeyi gizlerse, bu bir ihanet olur ve kıyamet günü onu (kendi elleriyle) getirir."

Kaynak: Müslim, İmare, 30

 

GÜNÜN SÖZÜ:




GÜNÜN FOTOĞRAFI:


Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

Recep Aydın/Sosyal Bilimci

TABİAT İNSANLARIN VARLIK NEDENİ, KÜLTÜR İSE, YAŞAM BİÇİMİDİR! Kültür, bir toplumun tarihsel süreç içinde ilahi bir ilhamla ürettiği, nesilden nesile aktardığı maddi ve manevi değerlerin, gönül pratiklerinin ve ortak anlam dünyasının bütünüdür. İnsanın yeryüzünü güzelleştirme çabasının ve kendi iç dünyasını olgunlaştırma arayışının bir yansıması olan kültür, hepimizi birleştiren ortak bir hafızadır. Toplumların kimliğini oluşturan bu dinamik yapı, sadece geçmişten kalan bir miras değil, aynı zamanda bugünü anlamlandıran ve geleceğe ışık tutan bir rehberdir. Kamu yararı açısından bakıldığında kültür, kalpleri birbirine yaklaştıran, insanları çokluk içinde bir ve beraber kılan, toplumsal aidiyeti sevgi derecesinde güçlendiren en kutsal bağdır. Kültürel zenginliğin korunması, her insana değer verme ve insana hizmeti en yüce vazife görme irfanıyla sahiplenilmesi, toplumsal barışın ve huzurun en güçlü güvencesidir. Kültürün dış görünüşü ile iç dünyasını, yani maddi ve manevi unsurlarını anlamak, aralarındaki kusursuz uyumu fark etmekle mümkündür. Maddi unsurlar, ruhun maddede hayat bulması, medeniyetin yeryüzündeki somut izleridir. Mimariden el sanatlarına, giyim kuşamdan mutfak kültürüne, şehircilikten günlük alışkanlıklara kadar gözle görülebilen her eser kültürün maddi boyutunu oluşturur. Örneğin, bir toplumun inşa ettiği mabetlerin ve evlerin mimari yapısı sadece fiziksel ihtiyaçların bir sonucu değildir; o toplumun incelikli estetik anlayışını, mahremiyet zarafetini ve komşuluk ahlakını yansıtır. Anadolu'daki geleneksel cumbalı evler veya taş konaklar, ahşabın ve taşın sevgiyle yoğrulduğu maddi birer nişaneyken; o çatılar altında tüten rıza lokması, misafiri baş tacı etme irfanı ve dünyaya gönül gözüyle bakma terbiyesi kültürün manevi özüdür. Manevi unsurlar ise kültürün canı, zihniyeti, vicdanı ve ruhani iklimini kuran o görünmez ama derinden hissedilen esintileridir. Gelenekler, edep usulleri, derttaşlık, muhabbet ve dil, kültürün manevi kalbini besler. Dil, bu derin birikimin en değerli koruyucusudur; çünkü kültürün tüm tasavvufi neşesi dilden dile, gönülden gönüle aktarılır. Bir toplumun sabahları birbirine "Aşk olsun", "Hayırlar fetholsun" diyerek selam vermesi, acıyı sabırla göğüsleyip sevinci şükürle paylaşması, dilin bu zarif yükü nasıl taşıdığının en berrak göstergesidir. Manevi unsurlar, insana kendi iç yolculuğunda rehberlik eden, bencil duygulardan sıyrılıp kalbi bir temizliğe ulaşmayı fısıldayan manevi bir pusuladır. Maddi unsurlar bir kültürün kalıbı ise, manevi unsurlar o kalıba hayat veren ruhtur. Maddi ve manevi unsurlar hiçbir zaman birbirinden bağımsız değildir; tıpkı beden ile can gibi mutlak bir bağ içindedir. Toplumun gönül dünyası ve iyilik anlayışı (manevi unsur), elinin değdiği sanata, mimariye ve müziğe (maddi unsur) doğrudan yön verir. Bir caminin kubbesindeki zarafet, ebru sanatındaki renklerin uyumu ya da bir ney sadasındaki hüzün, mutlak güzelliğe duyulan o derin sevginin somutlaşmış halidir. Benzer şekilde, mutfakta pişen mütevazı bir çorba, o sofranın etrafında yaşanan paylaşma, kanaat bereketi ve cömertlik ahlakının bir ifadesidir. Bu iki unsurun dengeli bir şekilde korunması, toplumsal refah için hayati önem taşır. Sadece maddi gelişmeye odaklanıp manevi ve irfani derinliğini kaybeden toplumlar büyük bir yabancılaşma yaşayarak gönül çoraklığına uğrar. Kısacası, kültürün dış ve iç yönleriyle bir bütün olarak sahiplenilmesi, kamu yararının ve toplumsal huzurun yegane harcıdır.
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23