--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

İmanımızı konjonktürel imandan kurtaralım!

Yaşar Değirmenci
Yaşar Değirmenci
5

İmanımızı konjonktürel imandan kurtaralım!

YAŞAR DEĞİRMENCİ

Türkiye fiili bir işgal yaşamadı ama zihnen işgal edildi. Edildiğinin de farkında değil. Bir toplumun başına gelen en büyük felaketin, başına ne geldiğini bilmemesidir. Kültürel genlerle oynandığı için de her şeyden daha önemli olan iman meselesinde de sıkıntılar, problemler, bunalımlar yaşıyoruz. İmanımız; cehalet dönemindeki Ebu Cehillerin imanına benzer hâle geliyor. O dönemin ele başlı kâfirleri ve liderleri dahil hepsi kâinatın bir yaratıcısı olduğuna inanıyorlardı. Yaratıcının varlığına inananlar yaratıcı tek kuvvet kudret olan Allah’ın koyduğu kanunların emir ve yasaklarının (hayat nizamının) hayata girmesini istemiyor, Peygamberimize ortaklık (belli gün ve zamanlarda herkes istediği tanrısına ibadet etsin) inancına davet ediyorlardı. Bizlerden istenen din anlayışı; hayata müdahale etmeyen, hayata sokulmayan, camilerde konuşulan, anlatılan ama sınırlandırılmış bir din anlayışıydı. 

Dinin yerine konulan, kutsal hâle getirilen, gün ve kurallar şirktir. Şirke götüren araçlardır. Allah’a kulluğun yerini alan putlara, putlaştırılanlara, yaratılmışlara (kulluktan çıkarılıp Allah yerine konan her yapı bireysel veya kurumsal) aşırı sevgi ve saygı da şirke putperestliğe götürür. Rejimin, idarenin koyduğu kurallar, kanunlar, emirler, yasaklar vahye (ayetlere Kur’an-ı Kerim’e) ve Sünnete, hadislere uyuyorsa itaat edilir, uygulanır. Uymuyorsa; “Allah’a isyanda kula itaat edilmez!” hükmü unutulamaz. Bizi yaratan, yaşatan, isyanlarımıza rağmen rızkımızı kesmeyen, bizlere nimetler bahşeden Celâl-Cemal-Kemal sıfatlarının sahibi olan Allah’a kulluk vazifelerimizi yapmaya devam ederiz. İsyan etmeyiz ama itaat da etmeyiz.

 İlk insan Hz. Âdem’den itibaren, hayatın temel taşlarından biri sayılan din, tarih içerisinde farklı şekillerde algılanmış ve hayata geçirilmiştir. Bu farklı algılayışlar neticesinde ortaya çıkan inançlardan bir tanesi de putperestliktir. Putperestlik, tarihin her döneminde kendine taraftar bulmuştur. Resulüllah Efendimizin Mekke-i Mükerreme’de başlayıp Medine-i Münevvere’de devam etmiş bulunan yirmi üç yıllık peygamberlik hayatının yirmi yılını, mensubu bulunduğu Kureyş kabilesiyle mücadele ederek geçirmek mecburiyetinde kalmıştır. Bu dâvanın temel eksenini, Cahiliye Çağı düzeni ve zihniyetinin yıkılması ve dönüştürülmesi mücadelesi teşkil ediyordu. Hz. Peygamber zamanından önce, Mekke’de putperestliğin başlamasıyla müşrikler Kâbe ve çevresine çok sayıda put dikerek burayı puthaneye çevirmişlerdi. Peygamber Efendimiz;

Mescid-i Harama Kâbe avlusuna huşû ve hudu içinde girmiş; ilk yaptığı şey, Beytullâh’ı çeviren putların ve şirk alâmetlerinin oradan kaldırılması olmuştur. Bu temizliklerden sonra Resulüllah Kâbe’nin kapısını kapattırıp içeride iki rekat namaz kılıp Rabbine dua ve niyazlarda bulunarak şükranlarını sunup göz yaşlarını dökmüştür. Sonra da, Mekke’nin idaresi, hac ve umre ile ilgili Cahiliye Çağı’nın bütün alışkanlıklarını ve görevlerini (hacılara su temini) hâriç olmak üzere ilga edip Kâbe’nin damında Bilâl’in okuduğu ezan ile Beytullâh’ın yeniden tevhid dininin mabedi haline gelmesini sağlamış oldu.

Mekke’nin fethiyle başlayan ve Tevbe suresinin nâzil olmasıyla devam eden bütün bu gelişmeler, tevhid merkezi ve sembolü olan, hac ve umre ibadetlerinin mukaddes mekânı ve Müslümanların kıblesi Kâbe-i Muazzama ve Mescid-i Harâm’ı putlardan ve putperestlerden temizlemiş ve aslî hüviyetine yeniden kavuşturarak Allah’ın Evi’ne uygun hâline getirmiştir. Bir yıl sonra Resulullah, yüz binden fazla ashabıyla tarihe Veda Haccı olarak geçecek hac farizasını büyük ceddi Hz. İbrahim’in zamanındaki gibi eda etme imkânına kavuşmuş, 23 yıllık tevhid mücadelesinin ve muvaffak peygamberlik hayatının semeresini görüp Rabbine şükürler etmiştir. Bu çok kısa siyer bilgisinden sonra günümüze bakalım. 

Türkiye Tanzimat’tan beri devlet politikasına dönüşen her şeyin mübah görüldüğü değişim sürecinde ‘din eğilim ve anlayışları’ modern zamanların gelip dayandığı seküler anlayışın şekillendirdiği yapı yerleşti. Değiştirilemez, dokunulamaz hâle getirilen laiklik de kutsallaştırıldı. Adı konulmasa bile Paganizm dinin yerini aldı. Doğru-yanlış, tutarlı-tutarsız, makul-saçma,  demeden modernleştiği (çağdaşlaştığı) ilahi olan her şeyi hayatından çıkardığı sekülerleştiği (dünyevileştiği) pozitivist bilim anlayışının hakikatin tek biçimi kabul edip ‘ulu önder’li ebedî şef, millî şef’li yapı kurumsallaştı. Alıştırıla alıştırıla “dindar/muhafazakâr bilinme görüntüsü’ de ses çıkarmayıp tavır koymayarak, tepkisizliğe bürünerek bu “Tevhid Dini olan İslâm” dan uzaklaştıklarının bile farkında olmadılar. 

Kur’an’ın ve Peygamberimizin o günkü düşmanları Allah’a iman ediyorlardı. Hiçbir şüpheye düşmeden “gökleri ve yeri yaratan, güneşi ve ayı kontrol edenin, yağmuru yağdıranın, bitkileri yetiştirenin, dünya ve içindekilerinin yegâne sahibinin, bütün mahlûkatı yönetip kontrol edenin, en zor durumda kendisine sığınılacak yegâne makamın Allah olduğunu (ayet mealleri) biliyor ve buna iman ediyorlardı.  Putlaştırmanın ayyuka çıktığı, Kemalizmin ve laisizmin ‘olmazsa olmaz’ konuma getirildiği, heykel açılışlarının etrafında toplanıldığı bir dönemdeyiz. Cehalet döneminin liderleri; Ebu Cehil’lerin, Ebu Leheb’lerin, Velid b. Mugire’lerin imanı ile bu zihniyeti taşıyanların, hayata müdahale ettirilmeyen bir din anlayışının; farkı yok. Allah’a iman var, hayata sokulmayan bir anlayışın imanı!

akit TV’de işinin ehli, kaliteli değerli kardeşim Muharrem Coşkun’un Kırmızı Masa programındaki yayına tahammül edemeyenlerin hâli, inançları (imanları demiyorum) RTÜK’e şikâyet etmeleri de bana EbuCehillerin imanını hatırlattı. 

Kur’an-ı Kerim’in ve onu hayata taşıyan yaşayan/yaşatan Peygamber Efendimizin amacı ve gayreti, insanları Allah’ın var olduğuna inandırmak değil, Allah’a göre yaşamalarını sağlamaktı. Hayattan uzaklaştırılmış din dışı hayatı, dinin yaşandığı hayat tarzı olduğu hâle getirmekti. Düşünce ve yaşantıda Allah’ın ölçülerini dikkate alan, Allah’ın bildirdikleriyle hayatı inşa eden bir anlayış ve çabayı hâkim kılmaktı. Yanlışlığın her türlüsünü temizlemek, hayatı huzur ve sükûn içinde yaşanılır şekle getirmek ve bunları öte dünya ile sonsuza dönüştürmekti. Geçici/fâni dünya, ebedî hayatın kazanıldığı salih amellerin işlendiği dünyayı oluşturmaktı. Sıkıntı, çözümsüzlük buradan başlıyor. Maddi zenginlik, Allah’a şükretmenin bir aracı olmaktan çıkarılıp bir amaca dönüştürülünce, sınır tanımaz zenginliğin baştan çıkarıcı câzibesi, Müslüman olmanın bireysel ve toplumsal olmanın sorumluluklarını sildi, süpürdü. Peygamberimiz; en doğru inancın, en güzel ahlakın en mükemmel kaynağı ve örneğidir. O kaynakla irtibatlı olanlar, dünyalarını da ahiretlerini de esenlik kılarlar. Ancak bugünün Müslümanların dine yaklaşımları problemli. Peygamberimizin güzel ahlakını ve çağlar üstü mesajlarını insanlıkla buluşturalım. Barış dini İslam’ın, hayat rehberi Kur’an-ı Kerim’in, rahmet peygamberi Hz. Muhammed Mustafa aleyhisselamın insanlığın sığınabileceği tek liman olduğunu örnek hayatımızla gösterelim. Hâlimiz konuşsun. Hayata müdahil olmayan iman ölü bir imandır. Allah’ın muhkem bir hükmü dururken o hükmün yerine karşıt bir hükmü geçiren kimse hakikati yerinden ettiği için zalimdir. Bunu yapan kim olursa olsun zalimdir. Alkış tutanlar, aynı yerde buluşanlar da. İmanımızı gözden geçirdiğimiz “konjonktürel iman”dan (hesabi iman çeşitlerinden) kurtulduğumuz gün biz de kurtuluruz. 

Yorumlar

(5)

Yorum yazın

0/1000

Yorumlar editör onayından sonra yayınlanır.

Kanber

1 Aralık 2024 17:27

Selamlar Allah'ım razı olsun hocam. Allah'ım nefsimizi, neslimizi, toplumumuzu yeniden İman ederek İslâmı düzene geçerek, Bu küfür düzeninden hepimizi kurtarsın.

Nedim

1 Aralık 2024 15:07

Sa'd 5 ayetinde,"çok tuhaf ilahları tek yapmak mı istiyorlar"buyruğu esasen yazarın güzel yazısını özetler mahiyettedir.Kendilerini İbrahim as ve İsmail as 'a nisbet eden ve gerçekten de kendilerini yaratıcı rızık verici öldüren dirilten Allah'a teslim olan birer müslüman görüyorlardı.Kendilerine yahudi hristiyan demiyorlar di.Muşrikligi de kabul etmiyorlardı.Fakat Allah'a ait başta ilah rab malik hâkim vasıflarını başkalarına veriyorlar darunnedve dedikleri ilkel bir Yunan parlamentosu na benzer meclisleri de vardı.Orda karar alıyorlar meseleleri orda çözüyorlardi.Yani modern deyişle bugün ku insanların anlayacağı şekliyle bu mecliste yasama ve yargı işlerini yapıyorlardı.Seckin kabile leri temsil eden üyeler vardı.Sa'd 5 te tuhaf karşıladıkları hususlardan yasama yargılama faaliyetlerini aralarında güzel güzel yapıyorlardı.Aralarindan Muhammed el emin diye tanıdıkları onları la ilahe illallah a davet ederek bu yaptıklarının Allah'a ait olduğunu ve böylece şirk küfür işledikleri ni söyleyince ye kadar böyle devam etti.Cunku onlar da biliyor du yasama helal haram koyma yasaklamamin kural koyuculuk vasfının tanrısal bir özellik olduğunu ilahlık rablik hâkimlik olduğunu biliyorlardı.ve biri çıkıp bütün bu vasıfları nasıl ki yaratıcılığını rızık vericiligi ni kabul edip ona veriliyorsa bu vasıfların da sahibine verilmesi gerektiğini de biliyorlardı anlıyorlar di bu davetin mahiyetini ama menfaatleri çakışıyor hayat tarzları tehlikede ekonomik siyasi dinî konumları sarsilacagini da biliyor ve herkesle eşit olacaklarını da biliyorlardı ve ölümüne firvaun nemrut ve diğer kavimler gibi karşı çıktılar bu uğurda kan dökmekten kaçmakta aklarını da haykirdilar.Muhammed as de bu tehditlere papuc bırakmayıp davete dille cihada koyulup tavizsiz ilerlediğini gören kavmin ileri gelenleri ellerinde olan iktidarı vermeyi fakat statülerinin devamıni istiyorlar ve uzlaşma tekliflerini yapıyorlardı Fakat Resulullah sav in gönderiliş amacı Allah cc iktidarı yani nasıl ki semada kâinatta ki sunnetullah olan muazzam hakimiyetinin yeryüzünde de sağlanması hayata herkonuda müdahil olacak muazzam nizamın yeryüzünün sunnetullahi olan Kur'an ve risaletiyle elçisinin sünneti ile iktidarın Allah'a verilmesi gerektiğini söyleyip böyle teklifleri red etti.Cunku Resulullah sav in Allah'ın emir kulu idi.Emrolundugu gibi dosdoğru olmak zorundaydı.insiyatif onda değil Allah cc te ve direktifleri vahiyle yapıyor.Davetin gizli mi açıktan mi kimden başlanacağı vb nasıl olacağı tamamen vahiyle belirleniyordu.hicret emri geldiğinde hicret ediliyor savaş emri geldiğinde savaş barış emri geldiğinde de barış antlaşması yapıyordu.Ve bu şekilde Resulullah sav Allah cc onu terbiye ettiği gibi o da ümmetini ashabini vahiyle terbiye ediyordu.ve Medine ye hicretle tavizsiz olmanın fedakarlık yapmanın ödülü olarak Allah cc bir devlet bahsetti.Ve ondan sonra vahiyle büyüdü büyüdü.. Çünkü bu Allah cc devleti idi.Onun tek ilah rab hâkim malik olduğu bir devletti.Hicbir güç bunu yenemezdi yok edemezdi Takı Allah'ın ilahligina rabligine hâkimliğine halel geldi mi yani Allah'a ait vasıflar bir şekilde başkalarına kurumlara verildi mi çöküntü rezillik zillet adaletsizlik kan fuhşuatlar geri gelirdi.ve gerçekten Osmanlı sonrası İslam dünyasında emperyalist Ebu cehillerin hâkimiyeti altında inim inim inledi zillet içinde hayatlar başladı ve günümüze kadar da olan biten de ne yazık ki bu

.....

1 Aralık 2024 09:41

Gazzede çocuklar açlıktan ölürken, hamile kadınlar ölürken, Müslüman kadınlara igrenclikler yapılırken hiçbir şey yapmayan muslumanlarin bence imanını sorgulaması gerek... Ayrıca 2 milyarlık islam dünyası ve liderleri israilden acayip korkuyor, hepsi acizlik ve çürümüşluk içinde...

Okur

1 Aralık 2024 13:16

İsrail'in Gazze'de yaptıklarının aynısını Mısır, Libya, Ürdün, ırak, Tunus, Fas, Somali, Yemen, BAE, Sudan gibi... onlarca müslüman ülkede yapılmadığınımı zannediyorsun? Müslüman ülkeler ve müslüman ülke yönetimleri İsrail'den daha zalimler.

OKUR A

1 Aralık 2024 15:54

Zaten bütün bu ülkelerdeki yönetimler iktidarda kalmak için halkına zulmediyor.... Bu yönetimler başta kalmak için de batililarla iş birliği yapıyor...

Yaşar Değirmenci Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle