• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Yaşar Değirmenci
Yaşar Değirmenci
TÜM YAZILARI

Dindarlaşmadan rahatsız olanlara...

24 Temmuz 2026
A


Yaşar Değirmenci İletişim: [email protected]

Dindarlaşmadan rahatsız olanlara...

YAŞAR DEĞİRMENCİ

Milletin dinine imanına tahammül edemeyenlerin hırçınlığına inat, sıradan insanlar daha fazla dindarlaşıyor. Allah’a savaş açan ebeveynlerin çocukları, Allah’a koşuyor. Buna ister “ilâhî intikam”, ister “rahmet-i Rahmân” deyin, bu böyle. Malumlar bu dindarlaşmayı “tehlike” olarak algılıyorlar. Bir bakıma doğru. Ama kim için tehlike? Milletin dindarlaşmasının, kimler için tehlike oluşturduğunu tahmin edebilirsiniz. Allah’ın kullarını kendi ideolojilerine ve sahte ilahlarına kul etmek isteyen özgürlük düşmanları için. Bu ülkeyi babasının çiftliği gibi kullanan ‘modernistler, ‘ilerici’ hırsızlar, ‘çağdaş’ eşkıyalar için. Kumarbazlar, madrabazlar, hokkabazlar, düzenbazlar için. Alkol, kadın, uyuşturucu ve bilumum günah tacirleri için. Mazbut bir aileye sahip olamadığı, böyle bir aile ortamından mahrum kaldığından, aileye ve aileyi ayakta tutan tüm değerlere düşman olan ahlaksızlar için. Nefsine kul şehvetine esir olduğundan dolayı, milletin körpe kızlarını potansiyel partner olarak görmek isteyen şehvetperestler için. Sigarasını yakmak için bütün bir ülkeyi kundaklamaktan çekinmeyecek kadar bencil ve çıkarcı sapıklar için. Bu dindarlaşma sürecek. Bir, bu dindarlaşmayı tehlike olarak görenlerin bu ülkeyi yüz yılın en kötü yönetilen ülkesi yaptıklarını millet ayan beyan gördüğü için sürecek. 


Onların bu ülkeye verecek hiçbir şeyleri olmadığı için sürecek. Bu zümrelerin, bu milletin cebinden safa sürüp keyif çattığı halde, her seferinde karnını doyurduğu çanağı kirlettiğini, hatta tekmeleyip kırdığını gördüğü için sürecek. Mahut azgın azınlığın hiçbir sahici değerden nasibi olmadığı tecrübeyle sabit olduğu için sürecek. Bu ülkenin başına örülen çoraplardan dindarların sorumlu olmadığı, sorumluların hep özüne yabancılaşmış, dinden imandan kopmuş zümreler arasından çıktığı için sürecek. Hepsinden öte, bu dindarlaşma, Kur’an gibi bir rehber, Peygamber Efendimiz gibi hayatı; vahyin inşa sürecini gerçekleştiren, insanlık için “örnek model/üsveyi hasene” tâbi olduğumuz bir şahsiyet olduğu için sürecek.

“İnsan insanın en büyük sorunudur” sözü: İnsan Allah için bir sorun teşkil etmez, edemez. Ediyorsa -ki ediyor- insan yine kendisi için sorundur. Bu memleket de dahil, mevcut dünyanın sorunlarını başlıklar halinde alt alta sıralayın bakalım. İnsânî, imânî, felsefî, ilmî, iktisâdî, siyâsî, askerî ve ekolojik sorunlarının tümünün temelinde yatan sebepler ne? Tabii ki, “haddini-değerini bilmeyen” insan. 


Peygamberlik kurumu, Allah’ın yeryüzüne açtığı en büyük kredi olan insan, haddini-değerini bilsin, sorunun değil çözümün parçası olsun diye, Allah tarafından ihdas edilmiş ulvi bir kurumdur. Peygamberler, insanlığın örnek alması gereken, hakîkî modelleridir. İnsanı yaratan ve yarattığını en iyi bilen Allah tarafından, “insan” olmak isteyen herkese (“insan doğulmaz, olunur”) sunulmuştur. Allah’ın sunduğu bu sahici modelleri göz ardı eden bir dünyanın, cilalı dünyanın sunduğu “fotomodellere” itibar etmekten başka çıkar yolu gözükmemektedir. Kılavuzu karga olanın varacağı yeri söylemeye gerek yok. Alemlere rahmet Peygamber Efendimiz de “model” misyonuyla (usvetun hasenetun) gönderilmiştir. Bu misyonu ona Allah yüklemiştir. Onun alemlere rahmet olması, gayr-ı irâdî bir oluş değil, irâdî ve kesbî bir oluştur. Fânî bedeniyle değil, bâkî misyonuyla alakalıdır. Bu misyona sahip çıkıp onu hayatlarına taşıyanlar, bunu yapabildikleri oranda Allah Resulünün rahmet olduğu “âlemlere” dahil olurlar. Yoksa, onun âlemlere rahmet oluşu hidayetten, basiretten, firasetten uzak, insanî değerlerle kesik “dalalet ve ihanet” içinde çukur hayatlarında yaşayanlar kurtulamazlar. Peygamberlerin misyonuna ihanet etmenin dünya ve ahiretteki bedelini öderler. Unutmamalı ki, bir peygamber gerçek anlamda Ruhunu Allah’a teslim ettiği için değil, misyonunu sürdürenler bulunmadığı için ölür. Şimdi, her mümin, Kur’an’ın “hayata dönüşmüş biçimi” olan Allah Resulüyle ilgili tasavvurunu yoklasın. Biz Peygamberimizin izini sürüyor, sünnetini bilip her hâl ve şartta yaşıyor muyuz? 

Kur’an hayattan koparıldı, dinimizin hayat tarzımız olduğunu unutturmak için de “belli gün ve gecelerde yapılan ibadet günleri” olarak görüldü. Hayatın dışına çekilerek böyle algılanır hale geldi. Kur’an’ın gönderiliş amacı, hayattan kopuk bir inanç sistemini bildirmek biçiminde düşünülmeye başlandı. 



Peygamberimiz, Allah’ın insanlara lütfettiği hidayet rehberidir. Bugün genel olarak, Kur’an’a yaklaşma ve onun sunduğu ebedî hakikatleri algılama biçiminde ciddi problemler var. Bugün Kur’an çoğu kimse için hayatın kitabı değil, kutsanan kültürün kutsal bir nesnesidir. Açıktır ki, Kur’an’ın hayatın kitabı olabilmesi için, Müslümanların, öncelikle ona yaklaşım tarzlarını gözden geçirmeleri ve durumlarını düzeltmeleri gerekiyor. Onu kültürün kutsal bir nesnesi olmaktan çıkarıp, tekrar hayatın kitabı haline getirmeleri gerekiyor. Müslümanların zihinlerinde ve kalplerinde onun tekrar, vahyolunduğu zamandaki canlılığına kavuşmasıdır. Kur’an’ı okurken sanki o doğrudan bize vahyolunuyormuş gibi düşünmemiz gerekiyor. Vahyi, öncelikli ve hatta tek muhatabı olarak kendimizi görmemiz gerekiyor. Kur’an’la doğrudan bize yönelmiş ilahî sesi duymadan olmaz. Bilgi ile uygulamayı veya iman ile ameli birbirinden ayırdık. Şurası şüphe götürmez bir gerçek ki, Kur’an için iman ile amel, bir bütünün iki farklı yönünü temsil eder. Bunların birbirinden koparılmaları, her birini işlevsiz veya anlamsız kılar. Bütün ümmetin derdi ile dertli âlimlerimizin “iman-amel-ihlas-ihsan” İslâm’ı hayata taşımamızın, örnek mümin olmamızın, insanlara hidayet çağrısının canlı tutulmasının formülünü vermişlerdir. 

“İstikamet üzerine bulunabilme takati bahşeyle Yarabbi!”

 


Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23