Sanayi 4.0
Japon asıllı Amerikalı Francis Fukuyama “Tarihin Sonu ve Son İnsan” isimli kitabı ile komünizmle dalga geçiyor kapitalizmin diğer sistemlere olan üstünlüğünü ispatladığını zannediyordu. Fakat aynı Marksist sistemlerde olduğu gibi kapitalizmde de esas olan husus; ücretli sistemdir. İnsanların modern bir biçimde sömürülmesi esasına dayanan kapitalizmi “insanlığın ulaştığı son devir” olarak ilan etmek oldukça erken ve anlamsızdır.
Karl Marx kapitalizmin bir gün sona ereceğini ve yerine sosyalizm ve ardılı olan komünizmin geleceğini iddia ediyordu. Dini asla ciddiye almayan bu görüş 1990’lı yıllarda Sovyetler Birliği’nin yıkılması ile birlikte tarihe karıştı. Komünizme karşı Batı dünyasının kazanmış olduğu zafer dünyanın sonunu getirmiş olamazdı. Zira gelir dağılımı adaletsizliği öylesine kötü noktalara ulaşmıştır ki bu kapitalist emperyalizmi “dünyanın sonu” olarak nitelemek; Batı dünyasının kendini dev aynasında görmesinden ve aşağılık kompleksinin bir yansımasından başka bir şey değildir.
İnsanlık tarihini üretim biçimlerine göre ele aldığımızda şunu görürüz. Bediüzzaman Said Nursi bu devirleri: Vahşet ve bedeviyet, kölelik, esirlik döneminden sonra ücretli dönem olarak isimlendirmiştir. Ücretli dönemden sonra ise “Malikiyet ve Serbestiyet Devri” geleceğini insanlığın tekamül sırrına göre değerlendirmişti. Bu devri doktora tez konusu olarak ele aldım ve beş yıllık bir uğraşıdan sonra bitirmeye muvaffak oldum. İspatlamaya çalıştığım konuların başında da kapitalizmin insanlığın son devri olamayacağı idi.
Şimdilerde üretim biçimlerine göre insanlık tarihini ele alan düşünürler yeni bir kavramdan söz ediyorlar; “Sanayi 4. 0”. Bu isimlendirme ile sanayi devrimi safha safha ele alınmakta yeni bir aşamaya geçildiği ifade edilmektedir. Dikkat edilirse Fukuyama’nın son devir dediği kapitalizmden hala taviz verilmemiş bu dönemden kapitalizmin yeni bir aşaması olarak bahsedilmektedir. Kısaca sanayi devrimi şu şekilde gerçekleşmiştir:
Çalışma ilişkilerin gelişmesi “sanayi devrimi” adı altında yeni bir çalışma hayatının ortaya çıkmasına sebep olmuştur. İnsanların günlük yaşantıları kökten değişikliklere maruz kalmış aileler, devlet daireleri, hükümet, kentler, fabrikalar, çiftlikler hatta dil ve sanatın doğası değişmiştir. Ücretli dönemde sanayi toplumu belirgin bir şekilde ortaya çıkmış çalışma hayatına bambaşka bir dönem yaşanmıştır. Kölelik ve esirliğin yerini ücretli memur ve işçiler almıştı. Özellikle 1970’lerden sonra meydana gelen ekonomik, sosyal ve teknolojik gelişmeler çalışma sürelerinin kısaltılmasına karşılık “Çalışma Süresinin Esnekliği - Working Time Flexibility” fikrini ön plana çıkarmış işçi kuruluşlarının çalışma süresinin kısaltılma taleplerine, işverenler esnekliği ileri sürerek iş yasalarının katılıklardan arındırılması ile cevap vermişlerdir. Günümüzde çalışma sürelerinin esnekliği çok belirgindir.
Sanayi devriminin ilkinde buhar gücü ve buna bağlı olan makinalar göze çarpıyordu. Kömür en önemli enerji kaynağı idi. İkinci sanayi devriminde ise bantlar üzerinde seri üretim öne çıkmıştı. Enerji kaynağı olarak petrol öne çıkmıştı. Günümüzde ise bilgisayar denetimli otomasyon öne çıkmış bilişim teknolojisi adı verilen internet ve cep telefonlarının yoğun olarak kullanıldığı üçüncü sanayi devrimi yaşanıyor.
Enerji kaynağı olarak petrol kadar doğal gaz öne çıkmış durumdadır. Birçok gelişmiş sanayi ülkesinde ise nükleer enerji ön plana çıkmıştır. Bu dönemin dahi sonuna geldiğimizi ifade eden gelecek bilimciler; bundan sonra ise nano teknolojinin yoğun olarak kullanıldığı, 3D yazıcıların üretimde daha sık kullanılacağı, biyoteknoloji ürünlerin geliştirildiği akıllı fabrikalarla dolu bir sanayi devriminden bahsetmektedirler. İşte Sanayi 4.0 dedikleri şey budur.
Enerji konusunda fosil yakıtlar yerine sürdürülebilir kaynaklar yani rüzgar, akıntı ve güneş gibi enerji türlerinin öne çıkacağı Nükleer enerji yerine yeşil enerji adı verilen çevreye duyarlı sistemlerin geliştirileceği bu dönemde kapitalizmin yıkılmaya yüz tutacağı bir evreye geldiği ortaya çıkmaktadır.
“Sanayi 4.0” adı verilen bu döneme “Malikiyet ve Serbestiyet” döneminin bir önceki aşaması denilse hata edilmez sanırım. Zira insan emeğinin ve kol gücünün yerini robot teknolojisinin alacağı, fabrika ve sanayi kurumlarının yerini küçük işletmelerin alacağı, mülkiyet kavramının öne çıkacağı Malikiyet ve Serbestiyet döneminde yeni çalışma şekillerine alışmak gerekiyor.
Bu yeni dönemi artık sanayi kavramı ile ifade etmek ne kadar doğrudur? Zira sermaye yerine bilgi teknolojilerinin önem kazandığı bir iş piyasası kapitalizmi dahi tarihin karanlıklarına gömeceği pek belirgin bir hal almıştır. Evinin garajını işyerine çevirecek kadar sermayeden yoksun Steve Jobs, günümüzün en büyük şirketini kurduğunu gördüğümüz halde kapital yani sermayeye bu kadar büyük bir anlam yüklemek ve kapitalizmi tabulaştırmak insan aklına uygun düşmemektedir.
Şu hususun anlaşılması fevkalade önemlidir. İnsanlık tarihine yön veren en önemli hadise çalışma ilişkileri değil; dindir. Hazreti Adem’den Hazreti Muhammed’e (asm) kadar insanlığa erdemli olmayı, başkalarının hakkını gözetmeyi, sadeceAllah’a kulluk edilmesi gerektiğini dinlerden öğrenmiş bulunuyoruz. Dinler sayesinde insanlar medeni bir şekilde yaşamayı öğrendiler ve yeryüzünün halifesi olduğunu bütün varlıklara ispat ettiler.
Bu gerçekleri görmeyip sadece üretim biçimlerine göre tarihsel sınıflandırma yapanlara yeni bir çağın gelmekte olduğunu ve bu çağda üretim araçları ve sermayenin öneminin yitireceği bir tarih yaklaşımını sunmanın zorluğunu biliyorum. Lakin bunların yerine belagat ve cezaletin insan ilişkilerinde daha önemli rol oynayacağını her şeyini maddeye bağlayan insanlara anlatmak gerçekten de güçtür.
Evet, nasıl ki asr-ı saadetten önce belagat yani muktezayı hale mutabık söz söyleme sanatının ön plana çıktığı dönemde Kuran sesini her yere duyurmuş ve üstünlüğünü ilan etmişti. Yine 21. Yüzyılda hâkim olacak en mergup meta “halin gereğine uygun söz söylemek” olacağından Kuran ve Kuran tefsirlerinin dünyada en çok özenilip daha çok konuşulacağından şüphe duymamak gerekir, vesselam…


