İsrail’in maddi ve manevi sefaleti
Bundan yaklaşık 10 yıl önce İsrail’in Aşdod limanına yük götürmüştüm. Daha önce de Hayfa limanına gitmiş, bu ülke hakkında bir parça bilgi sahibi olmuştum.
O tarihlerde İsrail’in kâğıttan bir karton olduğunu bizzat müşahede ettim. Aradan geçen yıllar bu ülkeye refah ve mutluluk değil, tam tersine yıkım ve huzursuzluk getirmiş zira İsrail, tam olarak maddî ve manevî bir sefalet yaşıyor.
İsrail’in bugün en önemli sorunlarından birisi fakirliktir. 850 bini çocuk olmak üzere 1,7 milyon insan fakirlik çizgisinin altında yaşıyor. Hâlbuki hala bütün dünyaya “zenginler topluluğu” gibi bayat propagandalar yapmaya devam ediyorlar. Manevî bir sefalet de yaşıyorlar, zira binlerce Filistinli’ye acımasızca işkence edip öldürmek bunun apaçık bir delilidir. Başka bir delil de şudur:
Kiryat Arba şehri başhahamı Dov Lior’un desteklediği bir kitap bazı İsraillilerin ne kadar vahşileştiğini ortaya çıkarmıştır.“Torat Hamelech” isimli kitapta Yahudi olmayanların kendi dinlerine göre hangi şartlarda öldürülebileceklerini anlatıyor. Yitzhak Shapira ve Yosef Elitzur isimli iki hahamın yazdığı bu kitapta sadece yabancılar değil “dâvâya ihanet eden” Yahudileri öldürmeye de fetva vermiş, başhaham.
El-Halil şehrinde camiye girip namaz kılanları öldüren Golstein adlı katil için “Holokost (soykırım) azizlerinden daha aziz biri” deniliyor ve kendi başbakanlarını suikast ile öldürmek için fetva veriliyor. Biz ise Mavi Marmara gemisinde şehit ettikleri vatandaşlarımız için bunlardan “özür” dilemelerini istedik. Fakat inanılmazı başardık ve İsrail dizleri üzerine geldi ve özür diledi. Şimdi ise hem tazminatları verme hem de Gazze ambargosu kırılmak üzere nihai aşamaya gelinmiş durumda. İsrail’in gelmiş olduğu bu durumu bir kenara bırakıp bir yıllar önce yaşanmış bir askeri tatbikata ve 15 yıl önceki seferimize bakalım:.
Yükümüzü tahliye ettikten sonra yeni bir sefere bağlanmıştık. Gideceğimiz liman Mısır’ın El-Ariş limanıydı. Bu liman İsrail’e çok yakın bir Akdeniz şehri idi.
Sefer planlaması yaparken rotamızı direk El-Ariş’e değil, 20 mil batı istikametinde gittikten sonra bu limana doğru çizmiştim. Zira İsrail, Filistinlilere ait Gazze Şehrini ablukaya almış, yakınlarından gemi geçişine müsaade etmiyordu. Yani şu anda olduğu gibi bu insanlık dışı ve hukuksuz abluka o zaman da devam ediyordu.
Yükümüzü tahliye edip liman işlemlerini de tamamladıktan sonra çizdiğim rotaya uygun olarak batıya doğru İsrail karasularından uzaklaşacak şekilde seyre başladım. Bu arada liman kontrolü ile telsiz temasımız vardı ve bana rota tavsiyesinde bulunuyordu.
20 mil kıyıdan açığa doğru uzaklaşınca rotamı güneye çevirdim, zira bu rotada devam edersem varacağım limandan uzaklaşmış olacaktım. Zaten İsrail karasularından, yani 12 millik bir mesafeden çoktan çıkmıştım.
Rotamı değiştirir değiştirmez telsizden talimatlar yağmaya başladı. İsrail’in “Coast Guard’ı” yani sahil güvenliği derhal rotamı batıya çevirmemi istedi. Ben de El-Ariş limanına gittiğimi, İsrail karasularından çıktığımı ve yolumu uzatmaya gerek olmadığını söyledim. Lâkin telsizdeki görevli bir türlü ikna olmamış rotamı değiştirmem gerektiğini söylüyordu.
Ne yapsın ona verilen talimat böyleydi. Gazze’ye ta o tarihlerden beri gemi yaklaştırmıyor, ağır bir abluka uygulanıyordu. Sonra İsrail sahil güvenlik gemilerinin bana ulaşarak engel olamayacağı bir noktaya ilerlemiştim. Burada sadece helikopter göndererek benim serbest geçişime mani olabilirlerdi.
Yapılan telsiz çağrılarını duymazlıktan gelerek yoluma devam ettim. Zaten kısa bir süre sonra Mısır karasularına girmiştim. 2 saat sonra El-Ariş limanına vardım. Demirleyerek yükümüzü yüklemek üzere beklemeye başladım ve seferimize bu şekilde devam ettim. Bu yaptığım hareket birkaç yönden gerekliydi. Öncelikle İsrail devleti, Gazze’ye hukukî olmayan insanlık dışı bir abluka uyguluyor, bu yetmemiş gibi kendi karasuları dışında ticaret gemilerinin seferine mani oluyordu.
Bir kere ticari gemiler için her uzatılan yol, mesafe yakıt ve zaman demektir. Onlara uymakla şirketimi zarara uğratmış olacaktım. Zaten acımasızca Filistinlileri katleden İsraillilere karşı pek de iyi duygular beslemiyordum. Bu vesile ile onların uluslar arası kurallara aykırı olarak uygulamış oldukları ablukayı delmek bana müthiş bir haz vermişti.
“Harbî kâfir ismetsiz olur” yani İslam’a apaçık hücum eden birisi merhametsiz olur. Bu zalim insanlara taviz verdiğinde işte şimdiye kadar olduğu gibi tepemize çıkarlar. Batıdan aldıkları destek sayesinde şımarıkça hareket ederler. Bunların anlayacağı yegâne dil çata çat “güç kullanmaktır”. Zira taviz tavizi doğurur. Bugün elini versen yarın kolunu isterler. Daha sonraki gün ise bütün vücudunu istemekten çekinmezler. Zaten yeterince şımardıkları yetmiyormuş gibi bir de bütün haklarını gasp etmeye çalışırlar. Bir çatışmadan korkmamak gerekir. Harbe hazır bir ordu beslemenin en önemli sebebi de zaten böyle fenalıklara engel olmak içindir.
Türkiye ile İsrail arasındaki bir sıcak çatışma ihtimaline karşın İngiliz Reuters haber ajansı, Tel Aviv Üniversitesi Ulusal Güvenlik Çalışmaları Bölümü tarafından hazırlanan raporları kaynak göstererek Türkiye ve İsrail'in donanmasını karşılaştırmıştı. Rapora göre İsrail Donanmasında 3 denizaltı (dizel), 13 torpido gemisi, 2 anti denizaltı gemisi, 57 sahil güvenlik botu, 3 hava destek gemisi, 14 deniz komandosu botu bulunuyor Türkiye’nin ise elinde 14 denizaltı (dizel), 23 fırkateyn, 26 hücumbot, 69 mayın gemisi, 98 sahil güvenlik botu, 24 SAT-SAS botu bulunuyordu. Şimdi işler Türkiye’nin daha da lehine devam etmektedir.
Sayısal mukayesede Türkiye’nin açık bir üstünlüğü zaten her dönem vardı. Elbette sayılar önemlidir lâkin asıl önemli olan kemiyet değil keyfiyettir. (quantity değil quality esastır). Eğitim, moral durumu ve inanç önceliklidir, mevcut teçhizat ve silâhlar, mukayese için ikinci derecede müracaat edilmesi gereken unsurlardır. Bunu asla unutmamak gerekir.
Hâlen İsrail gemileri, Gazze ambargosunu desteklemek için Akdeniz’de devriye gezmeyi sürdürmektedir. İsrail gemileri Kızıldeniz ve Hint Okyanusu’nda sık sık istihbarat toplama amaçlı devriyeye çıkmaktadır.
Türk donanması ise Akdeniz’de Libya operasyonu sırasında binlerce kişiyi bölgeden tahliye etmiş, NATO misyonuna 4 fırkateyn, bir denizaltı ve bir destek gemisi ile katılmıştır. Ayrıca düzenli olarak NATO tatbikatlarına katılmakta ve Suriye Savaşı ile ilgili olarak bölgede devriye gezmektedir. Savunma sanayiinde önemli yatırımlar yapan Türkiye, kendi silahlarını üretmekle kalmayıp 2 milyar dolardan fazla ihracatı ile önemli silah üreticileri arasına girmiştir. Donanmada modern gemilerin inşası yanında çok maksatlı uçak gemisi inşası ile dünyanın sayılı donanmaları arasında yerini muhafaza etmektedir.
İsrail, ABD ve Türkiye son yıllarda birçok ortak deniz tatbikatına imza attı. Ancak Türkiye, İsrail ile gerilen ilişkiler dolayısıyla son 10 yıldır bu tatbikatlara katılmamaktadır.
İsrail donanması düşman güçleri ile son kez 1973 yılında karşı karşıya geldi. Suriye ve Mısır deniz kuvvetleri ile savaştı. Golyath isimli İsrail muhribinin Mısır hücumbotları tarafından batırılması İsrail donanmasının yeniden gözden geçirilmesi gerekliliğini ortaya çıkardı.
İsrail, bizde muhrip adı verilen destroyerleri tamamen gözden çıkardı ve donanmasının esas gücünü korvet adını verdiğimiz firkateynden küçük fakat hücumbotlardan büyük savaş gemileri ile donattı.
Bu durum İsrail donanmasını büyük ölçüde zafiyete uğratmıştır. Öyle ki Türkiye ile yapılan bir deniz tatbikatında İsrail korvetleri birçok skandal denecek olaylara imza atmış adeta bu donanmanın “kartondan bir kaplan” olduğu ortaya çıkmıştır.
Tatbikat esnasında gördüğümüz husus Bofors skalasına göre 3-4 derecelik bir denizde dahi bir çok İsrailli asker dayanamayıp kusmaya başlamıştı. Bırakın açık denizde harekât yapmayı sahile çok yakın bir yerde dahi İsrail donanması tel tel dökülüyordu.
Fakat asıl skandal sayılabilecek ayıbı İsrail helikopterleri yapmıştı. Hareket halindeki İsrail gemisine inemeyen helikopterler ancak sahildeki bir havaalanına inebilmişti. Bunların dışında filikasını denize indiremeyen İsrailli korvetler Türk gemilerinden yardım istiyor, gönderilen vasıta ile ancak personel intikalini gerçekleştirebiliyordu. Kısaca söylemek gerekirse İsrailli denizcilerin büyük bir eğitim zafiyeti vardı ve bunu gizlemekte dahi başarılı olamamışlardı.
Aradan yıllar geçti. Bu zafiyetlerin ne ölçüde giderildiğini ancak “Mavi Marmara” olayında görebildik. İsrail donanması tam bir kepazelik içindeydi. Silâhsız insanlara ateşle karşılık verip 10 Türk aktivisti şehit etmişlerdi.
İsrailli komandolar, Filistinlilere yaptığı vahşi saldırılarını Türklere karşı da göstermişti. Eskiden olduğu gibi sert bir cevap verileceğini beklemiyorlardı. Fakat çok kısa bir süre içinde yanıldıklarını anladılar. Türkiye uluslararası sularda yapılan insanlık dışı bu saldırının hesabını ısrarlı bir şekilde sormaya başlamıştı. ABD ise iki müttefiki arasındaki gerilimi önleyememiş, beklentilerin aksine İsrail’e açıktan destek verememişti. İlişkilerin düzeltilmesi için çaba sarf ettiklerini ifade eden Amerikalılar, önemli bir müttefiki olan Türkiye’den vazgeçemiyordu.
Kıssadan hisse bu olmak gerektir ki Türkiye, İsrail’e karşı yürüttüğü gerginlik politikasında başarılı olmuş, İsrail’in göründüğünün aksine kâğıttan bir karton olduğunu bütün dünyaya göstermiştir. Şımarık bir çocuk gibi hareket eden İsrail, sert bir kayaya çarptığını hâlâ anlayamamış, bar fedaisi dışişleri bakanı ve fanatik milletvekilleri vasıtası ile bütün dünyaya karşı rezil olmuştur.
Çok kısa bir zaman sonra tamamen havlu atacağı açıktır. Arap baharı ile özgürlüğüne kavuşan Müslüman ülkeler, Türkiye’den güç alarak İsrail’e kafa tutmaya başlamıştır. Artık İsrail’in önünde çok fazla seçenek de kalmamıştır. Gazze ablukasına son vererek Türkiye ile olan ilişkilerini düzeltmek zorundadırlar. Buna mukabil Türkiye ağırdan almakta Mavi Marmara şehit ve kazazedelerine tazminat ödense dahi ablukayı kaldırmadıkça ilişkileri düzeltmeye yanaşmamaktadır. Her ne kadar Yahudilere uşaklık etmeye alışmış yazarçizer ve devlet adamlarımız Türkiye'nin bu vakar dolu yaklaşımlarından rahatsızlık duysa da, sıkıntıda olan Türkiye değil İsrail’dir. Bu tarih boyunca insanların lanetine maruz kalmış bu topluluk aklını başına almaz ve zulümde devam ederse bulunduğu topraklarda bir defa daha hak ile yeksan olacağı besbellidir.
Ya fanatiklere esir düşen Netanyahu Hükümeti Gazze ablukasını kaldıracak ya da her geçen gün daha da fazla etkisi altına girdikleri ekonomik krizin pençesi altında güçlükle elde ettikleri her şeylerini kaybedeceklerdir. Malikiyet ve serbestiyet asrının dinamikleri soğuk savaşın etkilerinden ve dünya düzeninden çok farklıdır. Bu değişikliği daha önce fark eden insanlar ve topluluklar güçlerini pekiştirecek, hâlâ eski politikalarını sürdürmek isteyenler ise çökmeye yüz tutacaktır.
Kısaca söylemek gerekirse “Eski hâl muhal, ya yeni hâl, ya izmihlâl”, vesselâm…


