--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Hükümetimiz Uyuyor Mu?

Vehbi Kara
Vehbi Kara

Bir yıl önce Ocak 2016 ayında, ordudan dindar olduğu için atılmış askerlerden meydana gelen8 kişilik bir heyet, Ankara’da hükümet yetkilileri ile görüşmeler yaptı. TBMM ve MSB' lığı yetkililerine mağdur edilen askerler ile ilgili “Haksızlıkların giderilmesi ile ilgili yasa teklifleri” hazırlanarak elden sunuldu. Fakat gelin görün ki aradan geçen onca zamana rağmen “orduda başörtü yasağının kalkması” dışında hiçbir olumlu gelişme yaşanmadı. Hala on binlerce insan mağdur durumda ve yasal hakları olan konuların hiçbirisinde en küçük bir ilerleme sağlanamadı.

Hükümet yöneticileri şu hususu iyi bilmelidir ki eğer bu güne kadar ayakta kalabilmişler ise onlara en büyük desteği verenlerin başında “ordudan atılan dindar askerler” gelmektedir. 15 Temmuz darbesi başarısız kalması, halkımızın iman gücü ve bu askerlerin üstün çabaları sonucunda meydana gelmiştir.

Çünkü dindar askerler sadece Allah’tan korkar, “ölürsem şehit kalırsam gaziyim” anlayışı ile hareket eder. İşte bu insanların hem maddi hem de manevi gayretleri sonucunda FETÖ örgütü başarısız kalmış, her il ve ilçede canla başla çalışan on binlerce vatanperver asker, halkımıza öncülük ederek ülkemizin başına açılan büyük vartayı defetmişlerdir.

Dindar olduğu için ordudan atılmış bu askerler, darbecileri her ortamda köşeye sıkıştırmış askeri tecrübelerinden yararlanarak sivil halkı örgütlemiş, başarılı bir şekilde darbecilerin karşısına dikilmişlerdir. FETÖ örgütünün yaptığı büyük hatalardan biri; ordudan attıkları dindar askerlerin bir gün karşılarına çıkacağını hesap edememiş olmasıdır.

Bu asker kardeşlerimiz sayesinde cesaret alan halk, tankların karşısına korkusuzca çıkabilmiştir. Allah’ın verdiği manevi kuvvet ve cesaret ile Türkiye’nin her yerinde yüzlerce tank, uçak ve askeri araçla kolayca darbe yapacaklarını zanneden zındıka komitesi, milletimizden büyük bir tokat yemiştir.

Buraya kadar olan kısım herkesin malumudur. Lakin vatandaşlarımız, ordudan atılan vatansever askerler, görevini yapmıştır da peki hükümet üzerine düşen vazifeleri yapmış mıdır? İşte zurnanın “zırt” dediği soru ve üzerinde durulması gereken nokta budur. Maalesef klasik politikacı yaklaşımıyla “olur, tabii ki yaparız, sen merak etme!” denilerek insanlar oyalanmış bir yıldan beri hiçbir iyileştirici uygulama yapılmamıştır.

Hâlbuki adeta gözleri kör olmuş gibi hamiyet duyguları zayıflamış yöneticiler, dindar insanları ordudan atacaklarına onları koruyabilselerdi kimse böyle darbelere teşebbüs edemezdi. Körlük alabildiğine yaygındır zira basında benim gibi yazarların “Kamikaze Fetullahçı Darbe” ikazlarını da okumamış, dinlememişlerdir. Kısaca büyük vebal vardır. Oturduğu koltuğun hakkını veremeyen her insandan hesap sorulmalıdır ve sorulacaktır inşallah.

Yüksek Askeri Şura kararlarına şerh koyup binlerce askerin ordudan atılmasına sebep olanlardan bir tanesi de Cumhurbaşkanı Erdoğan’dır. Çünkü 2002 yılında iktidara geldiğinde binlerce askerin, sırf eşi başörtülüdür diye ordudan atılması onun zamanında da olmuştur. Yenilik olarak “şerh düşme” adı altında biraz itiraz etti ise de,  lakin çatır çatır insanların ordudan atılmasına göz yummuştur. Bunu isteyerek yapmadığını biliyoruz. Fakat sorumluluktan kurtulmak öyle kolay değildir. Evet, sonrasında orduda yaşanan dindar asker kıyımı bitmiştir, çünkü orduda dindar asker kalmamıştır ki! Sakın ola bu durumdan dolayı yani “artık dindar kıyımı yapılmıyor” diye övünmesinler! Kışlalarda 28 Şubat buldozerinin yıkımından ve 15 Temmuz hainliğinden sonra hiçbir şey değişmemiştir.

28 Şubat döneminde Yüksek Askeri Şura kararı ile benim de ordudan atıldığım kararların altında Cumhurbaşkanı Demirel ve Başbakan Erbakan’ın imzası vardır. Ruz-i mahşerde bunlardan hesap sorma hakkım var zira iktidara gelirken “ordudaki dindar kıyımını durduracağım” diye nutuk çekiyorlardı. Erbakan ne ise de Demirel tam bir hilekâr hatta haindi. Askerliğin ocağına incir ağacı dikmiş hem de 28 Şubat 1997 darbesine liderlik etmişti.

Kimse o günkü şartlar bunu gerektiriyordu demesin. Çünkü devlet yöneticisi adam mırın kırın etmez, yumruğunu masaya vurduğu gibi ses getirmesi gerekir. Bu zatlar şimdi olduğu gibi her zaman bize karşı yüksek sesli, darbecilere karşı ise pısırık davranmışlardır. Bu nedenle yazıdaki sert ifadelerden rahatsız olmasınlar. Çünkü bunları yazmasam kimyam bozuluyor, dengeyi korumakta zorlanıyorum…

ABD öncülüğünde FETÖ örgütü, bu korkak yöneticilerin durumunu fırsata çevirip darbeci Kamalistlerden aldıkları destekle “tereyağından kıl çeker” gibi kolayca darbe yapacağını zannettiler. Nasılsa “hükümet askerlerden tırsmış” diyerek; bu cesaretle halkın üstüne ateş açmaktan çekinmediler. Fakat bu hainler çok yanıldılar.

Şimdi yargılamaları devam eden bu Feto köpeği darbeci hainler, son derece küstah bir biçimde mahkemelerde edepsizliklerini devam ettiriyorlar. Çünkü biliyorlar ki darbe sonrasında kendisini gizlemiş binlerce asker kılıklı darbeci ve memur, fırsat kolluyor. Karşılarına dikilecek faşistlerin arka bahçesi olan kışlalarda, doğru dürüst adam kalmadı ki! Birkaç tane kalmış namaz kılan, eşi başörtülü subay ve astsubay varsa da maalesef hala büyük baskı altındalar. Nefes alışları dahi kontrol ediliyor, ziyaret etsen binbir türlü eziyet gösteriyorlar. Kışlalara cami açsan ne fayda, buraya gidecek asker bulabilecek misin?

Dost görünüp alçakça darbeler yapan ABD, darbe elebaşısı Feto’yu teslim etmediği gibi Avrupa ülkeleri de fesat ve fitne için hazır kıta bekliyorlar. Öylesine deşifre oldular ki utanmadan hayâsızca darbecileri destekleyen açıklamalar yapabiliyorlar. Çünkü hükümet pısırık davranıyor. Ordudan attıkları askerleri istihdam etme konusunda aciz bir durum sergiliyor.

Hükümet bilse ki; “Aç canavara sevgi beslemek onun iştahını açar. Dönüp dişinin kirasını da ister”. Onlara karşı kararlı ve gerekli sertlikte davranır. Mısır’da gördük, resmen Faşist Sisi darbecisini Batı dünyası destekledi. Hala da hürriyet ve özgürlüğün katlini yapan bu faşistleri desteklemenin verdiği şuursuzlukla, 15 Temmuz darbecisi hain Feto’culara kucak açıp firar eden askerleri koruyabiliyorlar.

İşin tek iyi tarafı “İki Yüzlü Yalancı Batı” dünyasının iç yüzünü görmüş olduk. İçlerini dışa çevirsen yılan, domuz ve maymun suretini, alacak bu şerefsiz Avrupalıları, cürmü meşhut halinde yakalandıkları suçüstü olayından daha iyi olarak teşhis edemezdik.

Evet, artık yeter. Hükümetin gözünü açmasını ve vermiş olduğu sözleri yerine getirmesini bekliyoruz. Bakın mağdur edilmiş dindar askerlere neler vaat edilmiş ve yapılmamış:

  1. TSK Disiplin Kanununun yürürlüğe girdiği 30 Ocak 2013 Tarihleri arasında yargıya kapalı (YAŞ Kararı) ve açık (Kararname ile) idari işlemlerle TSK'den çıkarılmış subay, astsubay, uzman ve askeri öğrencileri kapsayacak şekilde ve emsallerinin özlük hakları ile geçmişe dönük haklarına kavuşturacak hükümleri içeren iki ayrı kanun teklifi meclisten geçecekti. Hiçbir gelişme sağlanmadı.

  2. AK Parti Millet Vekili Sayın Reşat Petek tarafından Kanun Teklifi formatına uygun hale getirilmesini müteakip TBMM AK Parti Grup Başkanlığına resmi yazı ile sunulan bu teklifler sümenaltı edildi. Halbuki TBMM AK Parti Grup Başkan Vekilliğince gerekli incelemeyi ve TBMM AK Grup Başkanları Toplantısında görüşülmeyi müteakip her hangi bir değişikliğe gerek görülmeden 29 Mart 2016 tarihinde, hazırlanan diğer yasa teklifleri ile birleştirilmesi ve AK Partinin sahiplenmesinin sağlanması amacına dönük olarak, AK Parti Genel Merkezine gönderildiği halde; işlem yapılmamıştır.

  3. Yasa teklifleri, TBMM'de üçüncü kademe makama ulaşırken, İcra organlarında da MSB'lığı ve Genelkurmay Bakanlığı kademelerinden de TBMM'ne sevki için girişim ve takipleri devam ettiği halde verilen vaatler unutulmuş hiçbir işlem sonuçlandırılmamıştır.

  4. Yasa tekliflerinin TBMM'den geçmesi için Cumhurbaşkanımız, TBMM Başkanımız, Başbakanımız, Milli Savunma Bakanımız ve Genelkurmay Başkanımız nezdindeki girişimlerden de hiçbir netice alınamamıştır. İşte darbeciler bu uğraşılardan sonuç çıkmadığını gördükleri için hain darbe için cesaret kazanmışlardır. Mahkemelerde gördüğümüz küstahlığın bir sebebi de budur.

  5. Bu arada, 6191 Sayılı yasadan yararlanıp da araştırmacı kadrolarında görevlendirilen arkadaşlarımızdan emsallerinin TSK'dan emekli olmaları nedeniyle emekliliğe sevkleri devam etmektedir. Danıştay’da bekleyen yüzlerce dava sonuçlanmamıştır.

Evet, hem ülkemizin hem de İslam âleminin mukadderatı ile alakalı olan önemli bir referandumun arifesindeyiz. Ben de çift başlılığın ortadan kaldırılması ve daha iyi bir performansla yönetimin sağlanabilmesi için “evet” oyu verilmesi için çaba gösteriyorum. Fakat bu desteğim, referandumdan sonra vaat edilen yasalar çıkmadığı için değişecektir.  Özellikle asker arkadaşlarım ile ilgili olarak yapılan müracaatlarla ilgili her türlü girişimlerin sonuçsuz kalması, büyük bir tepkiye yol açmaktadır.

16 Nisan referandumu sonrasında hükümet şimdiki bu konforu bulamayacak gibi görünüyor. Zira Kılıçdaroğlu gibi beceriksiz, güven duyulmayan zavallı siyasetçiler yerine kararlı ve vaatlere karşı hesap sormasını bilen, iyiye iyi, yanlışa ise yanlış diyen birçok insanı görmüş olacak, vesselam…

Vehbi Kara Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle