Feto’cu Amiraller Nasıl Bu Hale Geldiler?
15 Temmuz 2016 hain darbesini yapan amirallerden en az altı tanesi ile bahriye mektebinde beraber okuduk yani sınıf arkadaşımdı. Balyoz ve casusluk davasında yargılanan subaylarında 15 tanesinden fazlası yine 9 Binler adını verdiğimiz sınıfın mensubuydular.
F. Gülen’i daha iyi tanımak ve insanların kanına nasıl girdiğini görmek için 34 yıl öncesine dönüp sınıf arkadaşlarımı nasıl zehirleyip bu hale getirdiklerini anlatmaya çalışacağım. Okuyucuları uzun yazılarla sıkmamak adına bunu bölüm bölüm yayınlamayı faydalı gördüm. Fakat burada 5 kısım tekmili birden yer alacak.
Sene 1982, yer Bahriye mektebi yani Deniz Harp Okulu. Benim gibi 50’ye yakın öğrenci liseden mezun olmuş üniversiteye gitmeyerek Deniz kuvvetlerine katılmıştık. Deniz Lisesinden gelen öğrencilerle birlikte intibak kampında eğitimlere iştirak ediyorduk.
Heybeliada’daki bu askeri kampta iki öğrenci Feto’cu diye bilinirdi. Bunlar namaz niyaz ile ilgilenmez benim gibi sivil liseden gelen öğrencileri kendilerine benzetmeye çalışırlardı. İlginçtir birisi bunları aradığı zaman “namaz kılıyordur” diye dinden ve dindarlardan hoşlanmayan öğrenciler tarafından çağrılırlardı. Zira okul dışında komünistler boş durmuyor askeri darbeyi kendi lehlerine çevirmeye gayret ediyorlardı. Eksik olmasın darbeci Kenan Evren’de elinden geldiği kadar bunlara destek oluyor hemen hemen her gün tv ekranlarında dine ve dindarlara hakaret ediyordu.
Feto’cu bu öğrenciler namaz kılmaz kendilerini modern şekilde yaşıyor ve “dinle alakalı değiliz” şeklinde göstermeye çalışırlardı. Bu arada yüzlerce askeri okul öğrencisi “irtica” bahanesi ile okullardan atılıyordu. Berbat günlerdi…
Çocukluğumdan beri namaz kılmaya alışan benim gibi öğrenciler oldukça zor günler geçiriyordu. Bununla beraber “ne olursa olsun” diyerek namazlarımı kılıyordum. Benim namaz kıldığımı görünce Feto’cular hemen nasihat etmeye başlamışlardı. “Bu şekilde olmaz, okuldan atılırsın” diyerek namazı terk ettirmeye çalıştılar.
Her taraftan gelen bu baskıların en etkilisi bu Feto’culardı. Zira sureti haktan görünüp güya benim gibi öğrencilere yardım ediyorlardı. Ne yardım ama resmen dinin direği olan namaz kılmamıza resmen engel olmaya çalışıyorlardı.
Her ne söylenirse söylensin namazlarımı terk etmedim lakin kaç tane sınıf arkadaşım bunlar yüzünden namazını terk etti. Öyle ki son sınıfa gelinceye kadar açıktan namazını kılan Türk öğrenci neredeyse kalmamıştı. Bununla birlikte Libyalı Salim ile beraber kimseye aldırış etmeden bütün öğrencilik yılları boyunca namazımızı kılmaya gayret ettik.
O sene ramazan ayında oruç tutmayı yasaklamışlardı. Fakat ben ve 15-20 arkadaşım yasağa rağmen orucumuzu tuttuk. Bu öğrenciler arasında Feto’cu amiraller de vardı. Lakin o tarihlerde bunlara daha musallat olmamışlar kendilerini şirin gösteriyorlardı.
Ertesi sene oruç serbest bırakılınca Feto’cular ve kendine benzettikleri öğrenciler bu sefer oruç tutmamaya başladılar. “Yahu geçen sene tuttuk, yasak olsa da ibadetlerimizi yapmak ne güzel” dediysek de beni ve arkadaşlarımı dinlemediler. Namaz da olduğu gibi oruç konusunda da emir yüksekten gelmişti. Feto, bunlara kesinlikle namaz kılmayı ve oruç tutmayı yasaklamıştı. Güya akıllarınca tedbir alıyorlar kendilerini gizliyorlardı. İşte bu amiral olup darbe yapan öğrenciler böyle tezgâhlardan geçip bu güne gelmişlerdi.
Kandil akşamlarında namaz kılan arkadaşlarım olurdu. Spor odası dediğimiz boş olan bir yerde namaz kılar, ibadet ederdik. Fakat bu mübarek gün ve gecelerde namaz kılan arkadaşlarımın sayısı zaman geçtikçe bir bir azalıyordu. Nitekim öyle bir zaman geldi ki kandil gecelerinde dahi namaz kılan Türk öğrenci kalmamıştı. Feto’cular faşist generallerin baskılarından ve yasaklamalardan yararlanıp bir çok öğrenciyi namaz kılmaktan ve oruç tutmaktan alı koyuyorlardı. Bir taraftan baskı ve zorlama diğer taraftan fitne ve münafıklık öyle bir sonuç doğurmuştu ki sonunda açıktan namaz kılan öğrenci kalmamıştı. Bu durum çok rahatsız ediciydi.
Namazını terk eden öğrenciler arasında çok başarılı olanlar da vardı. Bir gün bunlardan birisine “bak namaz dinin direğidir, namaz kılanın bütün dünya işleri ibadet gibi olur, Kuran’da yüzden fazla ayet namazı emrediyor” diye laf anlatmaya kalktıysam da bir türlü dinletemedim. Bana “ima ile namaz” kılmak gerektiğini söyledi. Bunun “dinen caiz olmadığını” söyleyince bana “hiç kılmamaktan daha iyidir” dedi. Ben de “hayır, bu doğru değil. Çünkü namaz kılmamış olsan dahi eve gidince kaza edip dua edersin, Allah’tan af dilersin lakin bu şekilde namazı keyfine göre kıldığın zaman büyük bir günaha girersin” diyerek caydırmaya çalıştım.
Namazın bu şekilde tağyir edildiğini (Allah’ın emrettiğini kaldırmak) buna kimsenin hakkının olmadığını söyledim. Maalesef beni dinlemedi üstelik kaç kişiyi de bana karşı namaz yüzünden hatalı davrandığım için arkadaşım iken düşman etti. Şöyle dediğini işittim. "Aman Vehbi’den uzak durun. Bu ahmak namaz kıldığı için okuldan atılacak, size de zararı dokunur”. Nitekim dindar görünen kaç arkadaşım cin çarpmış gibi benden kaçıyor konuşmaktan dahi çekiniyordu.
Okulda bir hayli sayıda komünist öğrenci vardı. Bunlar aynı Feto’cular gibi abileri tarafından beyinleri yıkanır, kendilerince örgütlenmeye çalışırlardı. Komünizmin çökmesi ile beraber neredeyse tamamı Kamalist olup çıktılar. Feto’cularla beraber bir de bunlarla uğraşıyordum. Önceden her türden olan bu komünistlerle zaten kavgalı idik. Öylesine çoktular ki; Lenincisinden-Maocusuna, Enver Hocacısından en anarşist Marksistine kadar hepsi ile çatışıyorduk. Okul yöneticileri ve öğretmenler komünistleri destekler bunlara toz kondurmazlardı. 1970’li yıllarda niçin anarşi ve terör eylemleri olduğunu benim nesil gayet iyi bilir. O yıllarda Filistin kamplarında yetişmiş teröristler dahi bulunurdu.
Bazen kavgalarımız söz boyutlarını aşar yumruk yumruğa dövüşürdük. Rahmetli annem hafta sonu eve geldiğimde dudağımın şiştiğini görünce çok üzülmüştü. Her ne kadar bunun sebebinin başka olduğunu söylemiş inkâr etmiş isem de pek inandıramamıştım. Şimdi bunlara bir de Feto’cular ilave olmuş üstelik bu komünistlerle can ciğer kuzu sarması olmuşlardı. Nitekim 15 Temmuz 2016 darbe girişiminde de bu işbirliğini gördük. Can Dündar denilen gazeteci kılıklı kişi FETÖ’nün MİT tırları operasyonlarında başrol oyuncusu olmuş FETÖ-Kamalist ortaklığını apaçık göstermişlerdi. Hatta 15 Temmuz darbesinde “Yurtta Sulh Konseyi” adı ile beyannameyi TRT televizyonlarında okutmuşlar darbecilikte ortak olduklarını aşikâre utanmadan göstermişlerdi.
Ne de olsa “amaca giden her yol mubahtır”. Marksistlerle Feto’cular arasında ortak bağ çoktur. Yalancılık, sinsilik ve takıyyecilik bunların esas karakteridir. Şiiler bunları yani Marksist-Feto’cuları görünce takıyye konusunda çok utanmışlardır.
Feto’nun Silahlı Kuvvetlerde semirip bugünlere gelmesinde en önemli pay işte bu “Kamalist” subaylardadır. Bunların kimi öğretmen kimi bölük ve tabur komutanıydı. Ellerinden geldiğince “Atam sen kalk ben yatam” nutukları atar hemen sonrasında “irtica” tehlikesinden dem vurmaya başlarlardı. Bir defasında öğrencinin teki “Yedi Bela Bahri” lakaplı bir bölük komutanına soru sormuştu; askeri okullarda ve savaş gemilerinde niçin namaz kılınması hoş karşılanmıyor? Diye. Yedi Bela hemen cevabı yetiştirmişti “Gemiler yeşile boyanır o zaman”.
Niçin namazdan korkarlar niçin dine ve dindarlara düşmanlar, hala bilemiyorum. Lakin bu komutanlar subaylar arasından “seçmece” olarak Bahriye mektebine atandığından hiç şüphe etmiyorum. Amaç dini ve dindarları ortadan kaldırmak, yok etmekti. Zira en büyük tehlike bu idi. İşte bu edepsiz, ahlaksız ve vicdansız uygulamalar ve eğitimden en çok istifade eden FETO’culardı. En dindar öğrenciye dahi namaz kılmaması, oruç tutmaması için baskı yapıyorlar aklınca bu zavallı öğrencileri koruyorlardı.
Devlet eğer bir daha bu FETÖ ve benzeri örgütlerin Silahlı Kuvvetlerde semirtilip büyütülmesini istemiyor ise dine ve dindarlara düşmanlık yapan her türlü unsuru temizlemek zorundadır. Aksi takdirde işte şimdi olduğu gibi vatanına kast ederek Amerikan köpeklerinin emri altına girip darbe yaparlar.
İşte yukarıda anlatmaya çalıştığım gibi bölük komutanları beni hiç sevmez ellerinden geldiğince rahatsız ederlerdi. Makul taleplerime dahi müsaade etmezlerdi. Bir defasında Cuma akşamından izne çıkmak için müracaat etmiştim de bana “ahiret sualleri” sorarak böyle müracaat taleplerime engel olmaya kalkmışlardı. En küçük bir hata yapsam derhal hafta sonu izinsizlik cezası alırdım. Öğrencilere; aklınca benimle dalga geçmek için “Söyleyin Vehbi’ye size dua etsin” diyerek beni taciz etmeye çalışırlar gözlerinin üzerimde olduğunu belli ederlerdi.
Zorlu dört yılın sonuna gelmiştik. Artık atılmayıp mezun olacağım anlaşılınca Feto’cu öğrencilerin reisi olmaya namzet bir sınıf arkadaşı bana “Sen muhriplerde zabit olmayı mı bekliyorsun? Senin gideceğin en büyük gemi mayın gemisidir” diyerek aklı sıra alay edip küçümsemeye çalışmıştı. Bu öğrenci daha sonra okulu birinci bitirmiş ikinci de yine Feto’cular arasından çıkmıştı. Bilmiyorum o zaman da dahi soruları mı çalıyorlardı? Veya öğretmenler bunlara yardım mı ediyordu? Her ne ise bizim sınıfın ilk 2 öğrencisi Feto’culuğu bir hayli benimsemiş ABD’ye gidip “PG Scholl” adı verilen askeri okulda yüksek lisans eğitimi almıştı.
Bunları yani Feto’cu olduklarını nereden biliyorum. Onu anlatayım. Bir tanesi ile zaten “ima ile namaz” konusunda tartışmıştık. Bunu Feto’culardan başka yapan yoktu. Diğerini de tanıyordum lakin şu olay gerçekleşince tam emin oldum ki bunlar “su katılmamış Feto’cudur”.
Mezun olmuş artık teğmen rütbesini takmıştık. Artık namazlarımı daha rahat bir şekilde kılıyor kimseden çekinmeden bölük komutanlarının hışmına uğramadan rahatça ibadetimi yapabiliyordum. Bu arada “görev öncesi” kurslar açılmış Karamürsel’de bu kurslara gitmiştik. Baktım bizim Feto’cular yine eski tas eski hamam aynen tuvaletlerde abdest alıp ima ile namaz kılmaya devam ediyorlar. İşte sınıf ikincisi olan bu öğrencilerden birisini “yahu artık bu şekilde abdest alma, hem için nasıl kaldırıyor bu pislik içinde abdest alıyorsun” diye ikaz ettim. Dedim ki “F. Gülen’in ima ile namaz kılınmasını istediğini biliyorum. Lakin artık subay oldunuz buna ne gerek var. Hem bu adamın emri Allah’ın emri mi? Bu şekilde namazın caiz olmadığını bütün hocalar söylüyor. Eğer hala çok korkuyor iseniz dışarda ev tutun orada rahatça namaz kılarsınız” Bu söylediklerim üzerinde çok olumlu etki yapmıştı. Bana; “haklısın” dedi ve yanımdan ayrıldı.
Aradan 3-4 gün geçmişti. Hafta sonu geçmiş Pazartesi günü sabahı idi. Askeri birlikteki koğuşa kapıyı vurmadan sert bir şekilde girdi ve bana bağırmaya başladı ki ne olduğunu anlayamamıştım.
“Ne namazıymış kendisi Atatürkçü bir subaymış vs.” diyerek az kalsın beni dövecek kadar üzerime yürümüştü. Ben biraz da uyku sersemliğinden olsa gerek “tamam, peki, özür dilerim” diyerek ne olduğunu anlamaya çalışırken bana şu sözü söylemem gerektiğini söyledi: “Sen Fetullahçı değilsin” de bakalım dedi. Ben de “değilsin” dedim. Yok, öyle olmaz “Sen “Fetullahçı değilsin” kelimesini birlikte söyleyeceksin” diye bağırmaya devam etti. Ben de tane tane “sen Fetullahçı değilsin” dedim ve bu sözü duyduktan sonra çekip gitti.
İşte o gün bu FETÖ’nün ne derece dehşetli bir örgüt olduğunu anlamış oldum. Sene 1986 idi. Demek ki tam 30 yıl önce bunu fark etmişim. Bizim sınıf ikincisi olan bu öğrenci aradan 30 yıl geçtikten sonra amiral olmuştu.
15 Temmuz 2016 Darbe girişimi sırasında Mersin Valisi Özdemir Çakacak ile kaymakamların gözaltına alınması emri veren bu zavallı, Akdeniz Bölge ve Garnizon Komutanı idi. Teslim olmamak için 4 saat direndiği, 200 polisin operasyona hazırlandığı sırada tıraş olduktan sonra teslim olduğu ortaya çıkmış tv ekranlarında elleri arkadan kelepçelenerek götürüldüğünü görmüştüm. İster istemez 30 yıl öncesindeki bu hatıra aklıma geldi.
Demek ki bu öğrenciler çok sıkı takip edilip FETÖ örgütünün kıskacına sokulmuştu. Normal zamanda yani kendi başlarına kaldıklarında gayet makul olup konuşabiliyor “evet haklısın” diyebiliyorken bu sefer Feto’cuların yanına gidip talimat alınca birden canavar kesiliyorlardı. Onları nasıl böylesine etkileyip bu hale getiriyorlar bunu anlamakta hala zorlanıyorum.
Bir daha böyle alçakça darbe yapılmasını istemiyor isek bunların tezgâhlarını iyi bilmek bir mecburiyettir. Burada sadece görünen yönünü ve yaşanmış hatıraları dile getirebiliyorum. İşin içyüzünü anlamak için derinlere inmek ve gençleri nasıl büyüleyip esir aldıklarını öğrenmek lazımdır.
İslam’ı ortadan kaldırmak ve fitneyi yaymak projesi olan F. Gülen hareketi 40 yıldır bu amaca hizmet için çalışıyor. Hadislerde Süfyan olarak ismi geçen İslam Deccalı işte bu F. Gülen olsa gerektir. Gerçi Süfyaniyetin 4 rüknü yani esaslı büyüğü vardır bu ise dördüncüsüdür. İlk üçü için Kamal-İsmet-Fevzi olduğu İslam alimleri tarafından dile getirilmiştir. Fakat daha önce yaşamadığı için bu şahsın özelliklerinden bahsedilmiş ismi verilmemiştir.
Ulemadan olacağı ve aynı Feto gibi hareket edeceği sahih hadislerden anlaşılmaktadır. İşte bizim başımıza bela olacak bu dördüncüsünü anlatmak boynumuza borçtur. Zira 34 yıl önce bunun fenalıklarına Bahriye Mektebinde iken şahit oldum. Dimin direği olan namazı kaldırmış devleti ele geçirmek adına her türlü İslam dışı uygulamayı devreye sokmuşlardı.
Bu yazıda da yine bu fitne tuzağına düşmüş asker arkadaşlarımdan bahsedeceğim. Bu sınıf arkadaşlarımdan 2 tanesini devletin yüksek makamlarına bildirmiş FETÖ örgütünün önemli bir elemanı olduğunu söylemiştim. Fakat yetkili merciler uyanmamış gerekli tedbirleri almamıştı.
Nitekim bir denizci olmasına rağmen 15 Temmuz Darbesinin karargâhı olarak kullanılan Mürted Üssünde (Akıncı Üssü) görev yapan bu şahıs en az Adil Öksüz kadar önemli bir darbe yöneticisidir. Şu soruyu devlet yöneticileri iyice düşünüp cevaplasınlar bakalım. Bir deniz amiralinin darbecilerin karargâhı olan hava üssünde ne işi var?
Bahse konu amiral ise aynı sınıftan mezun olmuş hatta Gayret Muhribinde görev almıştık. Ben silah elektronik subayı iken o da elektronik subayı idi. Bu zavallı öylesine büyülenmişti ki Feto’nun emirlerini Allah’ın emirlerinden öncelikli sayıyordu. Nasıl mı, anlatayım.
Savaş gemisinde hiç yemek yemezdi. Ne zaman görsem peynir zeytin ve kahvaltılık ile idare etmeye çalışırdı. Gemi limanda iken dışarıdan yiyecek getirir asla karavanadan yemek yemezdi. Bunun sebebini çok iyi biliyordum zira Feto’cular asla margarin yağı yemezlerdi. Feto öyle emretmiş. Bunlar namaz niyazı terk ederler, oruç tutmayıp alkollü içebilirlerdi lakin Feto’nun emrine sıra gelince asla taviz vermezlerdi. Sanki büyü yapılmıştı…
O tarihlerde margarinden başka bir de kola içmezlerdi. Bu da yasaktı. Gerçi onların bu sırları deşifre olunca hemen margarin yemeğe kola içmeye başladılar. Feto’da kıvırmak, inkâr etmek ve diyalektizm meşhurdur. Hemen yeni duruma ayak uydurmaya çalışırlar. Takıyyecilikte, yalancılıkta Şiiler bunları görünce utanır yahu bizi geçtiler diye şikâyet ederler.
İşte bu sınıf arkadaşım ile gemide hiç anlaşamazdım. Namazlarımı kıldığım ve gemi komutanı ile dini konularda taviz vermediğim için çatışmaya girdiğim bir dönemde hep aleyhimde davranırdı. Dine ve dindarlara düşmanlık yaparak güya kendisini gizliyordu. İçki içer, namaza ve oruç gibi ibadetlere karşı çıkardı.
Gemide komünistlikten dolayı “sakıncalı” olan subaylar da vardı. Bunlar ile bazen şiddetli bir şekilde tartışırdık. Daima onlardan yana tavır sergiler bana düşmanlık ederdi. Çünkü ben namaz kılarak, oruç tutarak ve dini konularda taviz vermeyerek Feto’nun gerekli gördüğü her türlü din dışı uygulamaya karşı çıkıyordum. Ne yapıp edip ordudan atılmalı ve Feto’culara “bak böyle burnunun dikine gitti atıldı işte” dedirtmek istiyorlardı. Hakkımda her türlü fitne ve fesadı çevirdiler. Sonunda 28 Şubat 1997’de amaçlarına da ulaştılar. Zira eşi başörtülü olan bütün askerler Batı Çalışma Grubu (BÇG) tarafından fişlenmişti. Bu illegal örgüt yani BÇG Feto ile işbirliğine girmiş ordudan atılan dindar asker sayısına göre terfi alıyor başarı dereceleri yükseliyordu.
Deniz Kuvvetlerinde amiral olmak için din düşmanlığı yapmak ve çok fazla sayıda askeri ordudan atmak gerekiyordu. Kim bu ahlaksızlığı yaparsa terfi ediyor vicdanı elvermeyen subaylar ağzı kuş tutsa dahi amiral olamıyordu. Bu durum halen dahi böyledir. Dine ve dindarlara sövmek terfide en esaslı yükselme aracıdır. Feto darbesine giden yolda akıl almaz yollar deneniyordu. Bir tanesi çok ilginçtir, onu anlatayım.
Feto’cu bir yüzbaşı, Karamürsel Eğitim Merkezinde kursta iken beni yanına çağırdı. Yanında da bir öğretmen binbaşı vardı. Bana heyecanla bir şeyler anlatmaya çalışıyordu. Dedi ki: “Vehbi üsteğmenim bak bir ilaç çıkmış bunu alkollü içkinin içine atınca alkolü kaldırıyor, dibine çekiyor”. Yani bunu içkinin içine atarak içebilirsin…
Bu yüzbaşıya uzun uzun içki içmenin büyük günahlardan olduğunu eğer bunu bir kez yapar isen hemen arkasından yeni tavizler geleceğini söyledim. “Böyle konularda taviz verilmez zira elini versen kolunu, kolunu versen gövdeni isterler” diyerek içki konusunda gemi komutanları ile sert tartışmalara girdiğimi ve hiç birisinde bana içki içiremediklerini anlattım. Eğer ordudan atarlar ise “rızkı veren Allah’tır, bir kapı kapar bin kap açar” diyerek bu tavizkar ve tehlikeli oyundan kurtarmaya çalıştım.
Söylediklerimden sonra yüzü mosmor oldu. Üstelik yanındaki binbaşı öğretmenimiz de bana hak vererek bu davranışların çok çirkin ve yanlış olduğunu söyledi. İşte Feto ve yandaşları bu şekilde askerlerin kanına giriyor onları aldatıyordu.
Bir sınıf arkadaşım (bu amiral olmamıştı) öğrenci iken Fetocu bilinirdi, alkolik olmuştu. Ona ne kadar nasihat etti isem beni dinlemiyor ben konuştukça bir ilahi mırıldanarak adeta benimle dalga geçiyordu. Yuvasını yıkmış dindar görünmemek için türlü türlü hallere girmişti. Perişan bir durumda olduğu halde hala inat ediyor “dediğim dedik çaldığım düdük” diyerek Feto’nun büyüsüne nasıl kapıldığını yaşantısı ile ispat ediyordu.
İşte 15 Temmuz 2016 Darbesi bütün bu Kamalist ve Feto’cu askerleri deşifre etti. Darbede aktif rol alarak sap gibi ortaya çıktılar. Bizim sınıf arkadaşı ise genel Kurmay Başkanına “şu darbe bildirisini imzala hepimiz rahat edelim” diyecek kadar haşhaş yutmuştu. Ulan sen denizcisin ne halt yemeye havacıların karargâhında bulunuyorsun?”
30 sene önce bu insanların büyülendiklerini görüp her türlü fitne ve fesada alet olacaklarını bildiğim için bahriye görevim esnasında bu Feto’cularla hep mücadele ettim. Kamalistler, komünistler ise “bunların tarzı işimize gelir” dindar insanları ordudan temizleyip kolayca darbe yaparız diye FEÖ örgütüne yardımcı oldular.
Balyoz ve Casusluk davaları açılıp suçlu suçsuz birçok askeri ordudan atınca uyandılar ama biraz geç oldu tabii ki. Şimdi kendi semirtip büyüttükleri FETÖ örgütüne sövmekte bir beis görmüyorlar. Bunlar da en az Feto kadar haindir alçaktır. Bu faşist darbecilerin sözlerine inanıp kananlar da saftır ahmaktır. Adama sormazlar mı bunları niçin semirtip bu hale getirdiniz? 10 Binlerce dindar askeri sırf başörtülü eşleri olduğu için ordudan atmak hangi vicdana sığar.
Kısaca söylemek gerekirse Feto’nun bu hale gelmesinde Kamalistler başrolü oynamış kendinden gördükleri Feto bunlara kazık atınca bir parça uyanmışlardır. Yine de büyük bir kesim FETÖ ile beraber hareket edip “Yurtta Sulh Konseyi” adına 15 Temmuz darbesini gerçekleştirmiştir. Bütün bunlardan ibret alınmalıdır, vesselam…


