--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Bakalım Hangi Babayiğit Ayasofya’yı Putlardan Temizleyecek?

Vehbi Kara
Vehbi Kara

Bugünkü şartlarda Ayasofya yeniden camiye çevrilse rahatlıkla referandumdan çok rahat “evet” oyu çıkar. Fakat görünüşte mangalda kül bırakmayan yöneticiler bu konuda inanılmaz bir cesaretsizlik örneği sergiliyor. Çocukları kandırır gibi; “Siz önce Sultanahmet camiini doldurun, sonra bakarız” gibi sözlerle İslam mukadderatı ile ilgili bu çok önemli hadiseyi geçiştirmeye çalışıyor.

Ayasofya’nın yeniden cami yapılması hem önemlidir hem de tehlikelidir. Bunu kabul ediyorum. Çünkü gizli anlaşmalar ile böylesine fena bir kararname çıkarılmıştır. Çözümü de basittir. Bir kararname yeter. Lakin Haçlı ve Siyonist işbirliği buna müsaade etmez. Zaten başlıkla da “Her babayiğidin işi değildir” diyerek bunu kastediyorum.

Böylesine büyük bir fethi ancak İslam için gözünü budaktan esirgemeyen kahraman vatan evlatları yapabilir. Her şeyi siyasi ve politik hesaplarla değerlendiren günü kurtarmayı amaçlamış devlet adamları için uğraşmaya bile değmez. Şöyle düşünürler: “Ne işin var yedi düveli karşına alıp kavga edeceksin ki? Ne güzel koltuklar sıcak ve konforlu. Bana ne! İslam için çırpınanlar uğraşsın!”

Bunları bildiğimiz ve hissettiğimiz için uğraşıp didiniyoruz. Vatanımızı Fatih’in bedduasından kurtarmaya çalışıyoruz. Ayasofya’nın putlardan temizlenmesi için yıllarca kampanyalar yapıldı, yalvar yakar devlet yöneticilerinin önünde diz çöküldü. Lakin “ilmi siyaset” deyip burnunun dikine gitmeye devam ettiler. İşte bu yazı; gerçek vatanperverleri gayrete getirmek ve yöneticilere baskı yapmak için kaleme alınmıştır.

Ne acıdır ki, kendi topraklarımızda, kendi tasarrufumuzda olması gereken bu sembol anlamı çok önemli konunun, dillendirilmesi bile güçtür. Çünkü Ayasofya sadece 500 yıllık bir cami değildir. Çok anlamları vardır. Bunlardan sadece birkaç tanesini sayalım.

  1. Ayasofya İstanbul’un fethinin simgesidir. İstanbul’un fethi Hz. Peygamberin (asm) senasına yani övgüsüne mazhar olmuştur. Bu övgüye mazhar olmuş parmakların sayısı kadar az insan vardır.

  2. Doğu Roma İmparatorluğu’nun yıkılışı ve yerine cihan devleti Osmanlı’nın geçmesi anlamını taşır. Dünyanın merkezini yeniden inşa etme girişimidir.

  3. Ayasofya’nın yönetimi İstanbul’un, İstanbul’un yönetimi Türkiye’nin, Türkiye’nin yönetimi de İslam âleminin yönetimi anlamına gelir. Hilafetin yeri ve başkenti burasıdır.

  4. Ayasofya’nın idaresi hâlâ elimizde olmadığına göre yukarıdaki formülü tersten okuyarak yönetimin hala Müslümanlar elinde olmadığını söyleyebiliriz.

  5. Ayasofya’nın cami yapılmasını talep etmek yalnızca halkın ve İslam âleminin memnuniyetine sebep olmaz. Yeniden cami olarak açılması bunlardan çok daha fazla anlamlar taşır. Bir köşe taşıdır ve feleğin yeniden İslam lehine döndüğünü gösterir.

  6. İslam adına eğer bir suikasta maruz kalınsa dahi endişeye ve korkuya mahal vermemek lazımdır. Milyonlarla başın feda olduğu İslam için can vermek ruz-i mahşerde hiçbir dünya menfaati ile karşılanamaz.

  7. Bu mesele çok ciddi olmakla birlikte getirisi de bir o kadar risk almaya değecek kadar önemlidir, değerlidir. Türkiye’yi İslam âleminin sosyal, iktisadi, siyasi ve manevi merkezi haline getirecektir.

  8. Böylesine ülkemizin çıkarına olabilecek bir mevzuda sırf ecnebilerin takdirini kazanmak veya bunların şerlerinden korunmak için cerbeze yapıp topu taca atmanın âlemi yoktur.

  9. Açıkçası Ayasofya’nın yeniden ibadete açılması demek İslam Medeniyeti’nin yeniden dünyayı şekillendirmeye başlaması demektir. Bu konunun önemini Avrupalılar biliyorlar lakin bizim yöneticilerimiz kafasını kuma gömen deve kuşları gibi hala anlayamamıştır.

  10. Bediüzzaman, Ayasofya’nın yeniden cami olarak açılmasını Hıristiyanlığın İslamiyet’e yeniden tabi olmasının işareti olarak yorumlamaktadır. Bu yüzden kendisi için devletten bir şey istememiş fakat Ayasofya’nın putlardan temizlenerek cami olarak açılmasını talep etmiştir.

  11. Kısaca böyle bir adım dünyadaki tüm dengeleri sarsacak öneme haiz bir gelişme olacaktır!

  12. İşin sonunda İslam Medeniyeti’nin Batı Medeniyeti’ne, Hilal’in Haç’a ve adaletin zulme galebesi vardır.

İstanbul’un fethiyle Ayasofya, camiye çevrilmiş ve 500 yıl cami olarak hizmet vermiştir. Kaldığı yerden hizmete devam etmelidir. Bu Müslümanların en doğal hakkı olduğu gibi bu vatan evladının ecdadına karşı saygısının da bir ifadesidir.

Türkiye’de yaşayan insanların sosyolojik yapısı göz önüne alındığında yeniden camiye çevrilmesi ile birlikte ne kadar doğru bir karar olduğu kısa zamanda görülecektir. Zira Batı dünyasına karşı manevi olarak ezilmiş ve her taraftan aşağılık kompleksine kapılmış bu coğrafya insanına; kendine güven ve çok büyük bir motivasyon kazandıracaktır.

Bunun tam tersi bir anlayışla Sultanahmet’te cami sıkıntısı olmadığı, Müslümanların çevre camilerde namaz kılma ihtiyaçlarını yerine getirebileceklerinden dolayı Ayasofya’nın müze olarak kalmasının gerektiği fikri yersiz ve tutarsızdır. Mesele sadece Ayasofya’da namaz kılma meselesi değildir. İslam âleminin geleceği açısından hayati derecede önemlidir.

Nasıl ki, “Taksim’e cami yapacağız” denildiğinde Gezi zekâlıların taşla, sopayla, sapanla bize saldırdıklarını görmüş memlekette kıyameti kopardıklarına tanık olmuştuk. Fakat 15 Temmuz Darbesi ile çıngar çıkarmaktaki maksadın iki ağaç ve cami olmadığını zaman bize çok açık olarak hatta eylemcilerin kendi sözleri ile göstermişti. Nitekim şimdi bağırta bağırta Taksim’e cami yapılıyor ve protestocuların ağzını bıçak açmıyor. Zamanlama “timing” çok önemlidir çünkü…

Yiğit 40 yıl yaşar fırsat bir gün düşer. İşte aynen bunun gibi saldırgan ve çirkef bir şekilde üstümüze gelen Haçlı dünyasına karşı; ayağımıza gelen fırsatı değerlendirmeli derhal Ayasofya’yı yeniden feth etmeliyiz. Fetih açmak demektir, unutmayın.

Gezi zekâlı Avrupa meftunu zavallılar, kendilerine referandum öncesi “cami düşmanlığı yapıyorlar” dedirtmemek ve oy kaybına maruz kalmamak için Taksim Camiinde dut yemiş bülbüle döndüler.  Fakat kuzu postuna bürünmüş kurt gibi sinsi bir şekilde referandum sonrasını beklediklerini de bir unutmamak gerekir.

Aynı bunun gibi hazır Papa bütün AB ülkelerinin yöneticilerini Vatikan’da Şapel’de toplamış Haçlı seferleri için uğraşmakta iken bu karşı çıkış İslam âleminde çok yankı yapacaktır. Kibirli ve burnundan kıl aldırmayan ABD’nin terör örgütlerini açıktan desteklemesi, darbeci Feto’yu teslim etmemesi, Müslümanlara vize yasağı koyması ve Halkbank yöneticisini tutuklayarak aleni bir şekilde ülkemize hakaret etmesi bu işin tuzu biberi olmuştur.

AB ile yapılan anlaşmaların hayasızca çöpe atıldığı bir hengamede Hollanda’da Türk Diplomatlara tarihte görülmemiş bir biçimde tutuklanıp, hakaret edilip aşağılanması da işin cabasıdır. Yunanistan suikastçı askerleri vermeyerek yetmedi Kıbrıs’ta utanmadan “Enosis” isteyerek zaten çizmeyi aşmıştır. Rusya, kimyasal silah kullanmaktan çekinmeyen çocuk katili Esed kâfirine destek verirken pek de fütursuzdur. PKK ve FETÖ örgütüne meydanları açan Haçlı güruhu son yüzyıllarda hiç olmadığı kadar azgınlaşmıştır. Şimdi böylesine hassas bir ortamda İslam’ın izzetini muhafaza etmek her Müslümanın boynuna borçtur.

Daha saymadığımız daha nice kepazeliklere sadece nutuk atarak cevap verilmez. Ses getirecek eylemle karşılık verilmesi hem İslam’ın hem de bu milletin onuru ve izzeti açısından çok önemlidir. Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz…

Devlete ve yöneticilerimize “ABD, Rusya, Almanya ve Hollanda’ya savaş ilan edin” demiyoruz. Sadece “hukukumuzu ve izzetimizi koruyun” diye adeta yalvararak Ayasofya’yı açın diyoruz. Bu putları temizleyin de alnımızı secdeye koyup ibadet edelim diye kapıları aşındırıyoruz. Lakin sanki karşımızda “kör sağır ve dilsiz” yöneticiler çıkıyor. “Sümmün, bükmün, ümyün fehüm la yerciun” ayetinin mealindeki gibi “onlar kör sağır ve dilsizdirler ve asla hakka dönmezler” benzeri bir durumla karşı karşıyayız.

Bunun hesabı sorulur elbette. Kimse yaptıklarının yanlarına kar kalacağını zannetmesin. Hele bir referandum bitsin; ondan sonra gelin görün nasıl cevap verilecek. Tabii ölmez kalırsak… Şimdilik askeri vesayet anayasasının birkaç maddesinden daha kurtulmak için referandumda “evet” diye çalışarak, sabrediyoruz. Fakat sonrasında çok incitici sözlere ve yazılara şahit olacaksınız. Özellikle “29 Mayıs İstanbul’un fethi kutlamalarının” Ayasofya açılmadığı için nasıl bir “kepazelik” olacağını, şimdiden hatırlatmayı bir borç biliyorum.

Hâlbuki hiç bunlara gerek kalmadan hem de şu bizi arkadan hançerleyerek yalancılıklarını ispat eden gâvurların yaptığı yanlarına kar olmamak için; Ayasofya meselesini de referandum öncesi yeniden camiye dönüştürsek ne olur? Çok şey mi kaybedersiniz?

Böylece bir taşla kaç kuş vuracaksınız. Bu yeniden camiye dönüştürme süreci; hiçbir zaman şimdiki kadar daha az acılı ve sancılı olmayacaktır.  Başka bir zamanda kat kat fazla bedel ödetirler. Hazır en az bedelle, bir parça hamiyetle bu çok önemli fetih gerçekleştirilebilir, inşallah…

Vehbi Kara Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle