--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Allah’ı unutmadan yaşamak

Süleyman Gülek
Süleyman Gülek
0

İnançta, İbadette, Hayatın Her Alanında

Günün telaşı içinde çoğu zaman saate bakıyor, yapılacak işleri düşünüyor, yetişmemiz gereken yerlere yetişmeye çalışıyoruz. Fakat bütün bu koşuşturmanın ortasında kendimize şu soruyu sormayı ihmal edebiliyoruz: Bize hayatı, zamanı ve nimetleri veren Rabbimizi ne kadar hatırlıyoruz? Allah’ı unutmadan yaşamak, yalnızca dilimizle belli vakitlerde dua etmek değildir. O’nu kalben anmak, emir ve yasaklarını gözetmek, verdiği nimetlere şükretmek ve bu bilinci davranışlarımıza taşımaktır.

Kur’an-ı Kerîm, Allah’ı anmanın insanın iç dünyasındaki yerine dikkat çekerek, “Bilesiniz ki kalpler ancak Allah’ı anmakla huzur bulur” buyurur (Ra‘d, 13/28). Bu ayet, hayatın bütün zorluklarının bir anda ortadan kalkacağını değil; insanın Rabbine yönelerek kalbine güven, umut ve sükûnet bulabileceğini hatırlatır. Zikir; Allah’ın adını anmanın yanında O’nu düşünmek, O’nun huzurunda bulunduğumuzu bilmek ve hayatımızı bu bilince göre düzenlemektir. Kur’an’ın başka bir ayetinde de müminlere, “Ey iman edenler! Allah’ı çok çok anın. Sabah akşam O’nun yücelik ve eşsizliğini dile getirin” diye seslenilir (Ahzâb, 33/41-42). Böylece Allah’ı anmak, yalnızca belirli zamanlara sıkıştırılmayan bir kulluk bilinci olarak önümüze konur.

Bu bilinç, insanın kendisini ve davranışlarını gözden geçirmesini sağlar. Peygamber Efendimiz’in Abdullah b. Abbas’a öğüdü bunun güzel bir örneğidir: “Allah’ı(n hakkını) koru ki O da seni korusun. Allah’ı(n hakkını) koru ki O’nu hep yanında bulasın. Bir şey isteyeceğinde Allah’tan iste” (Tirmizî, Kıyâmet, 59). Allah’ı gözetmek; O’nun emirlerine bağlı kalmaya çalışmak, yasaklarından sakınmak ve yalnızken de insanların arasındayken de sorumluluk bilincini korumaktır. İnsan bu bilinci taşıdığında, sözünün ve davranışının hesabını vereceğini hatırlar; haksızlıktan uzak durmaya, emanete sahip çıkmaya kimsenin hakkını yemememeye ve kimseyi incitmemeye daha çok gayret eder.

Allah’ı hatırlamanın en belirgin yollarından biri ibadettir. Namaz, günün farklı vakitlerinde insanı Rabbine yöneltir; yaptığı işleri ve taşıdığı niyeti yeniden düşünmesine imkân verir. Ancak ibadetin etkisi, yalnızca yerine getirilmiş bir görev olarak kalmamalı; insanın ahlakında da görülmelidir. Kur’an, “Kuşkusuz namaz hayâsızlıktan ve kötülükten meneder” buyurur (Ankebût, 29/45). Bu ayet, namazın insanı kötülüklerden uzaklaştıran ahlakî yönünü vurgular. Namaz kılan kişi, ibadetinin kendisine doğruluk, merhamet ve adalet sorumluluğu da yüklediğini unutmamalıdır. Bir yandan Rabbine yönelip öte yandan kul hakkını gözetmemek, ibadetin hayatımıza taşıması gereken güzellikleri eksik bırakır.

Allah’ı unutmadan yaşamak, sadece ibadet vakitlerinde değil, işte, evde, alışverişte ve insan ilişkilerinde de doğru/dürüst olabilmektir. İşini hakkıyla yapmak, ölçüde ve sözde doğru davranmak, aile bireylerine sevgi ve sabırla yaklaşmak, güçsüzün hakkını korumak da kulluk bilincinin günlük hayattaki yansımalarıdır. İnsan, kimsenin görmediği bir anda bile Allah’ın kendisini gördüğünü, bildiğini hatırlarsa, doğruluğu yalnızca başkalarının takdirine bağlı kalmaz. İnanç böylece hayatın bir köşesinde duran bir düşünce olmaktan çıkar; kararlarımıza yön veren bir ölçüye dönüşür.

Şükür de Allah’ı hatırlamanın önemli bir parçasıdır. Sağlık, aile, dostluk, güven, emek ve soframızdaki nimetler çoğu zaman alışkanlıklarımızın içinde görünmez hâle gelir. Oysa her biri üzerinde düşünmeye ve şükretmeye değerdir. Kur’an’da, “Eğer şükrederseniz elbette size nimetimi artırırım” buyrulur (İbrâhîm, 14/7). Şükür yalnızca dille teşekkür etmek değildir; nimetin Allah’tan geldiğini bilmek ve onu hayırlı biçimde kullanmaktır. Malın şükrü paylaşmak, bilginin şükrü onu fayda için kullanmak, sağlığın şükrü ise hem kulluk hem de insanlara hizmet için gayret etmektir. Böyle bakıldığında şükür, insanı bencillikten uzaklaştırır ve elindekilerin kıymetini bilmeye çağırır.

Elbette hayat her zaman kolay ilerlemez. İnsan bazen kayıplarla, hastalıklarla, geçim sıkıntısıyla veya beklediği sonuca ulaşamamanın üzüntüsüyle karşılaşır. Allah’ı hatırlamak, bu zorlukları yok saymak değildir; onları yaşarken umudu ve doğru davranma iradesini kaybetmemektir. Belki günün sonunda kendimize şu soruyu yöneltebiliriz: “Bugün Allah’ı hatırladığımı hangi davranışımla gösterdim?” Beş vakit namazı kılarak, Bir haksızlığa ortak olmamak, bir gönlü almak, ihtiyaç sahibine destek olmak, verilen nimete şükretmek ya da bir hatadan sonra samimiyetle tövbe etmek… Bunlar, inancın hayatın içine taşındığını gösteren anlamlı adımlardır.

Allah’ı unutmadan yaşamak, hiç yanılmamak demek değildir. Yanıldığında yeniden yönelmek, nimet karşısında şükretmek, zorlukta dua ve gayretle ayakta kalmak, her durumda Yüce Allah’ın rızası için adaleti ve merhameti gözetmektir.  Çünkübiliriz ki kalbin dermanı da, ömrün emaneti de O’ndadır. Ve bu hakikat dillerde şöyle ses bulur: “Hamdolsun Allah’ıma. Şükür olsun Rabbime. Can veren de odur bize. Derman veren gönlüme. Ne verdiyse lütfudur. Ne aldıysa hikmettir.  Rabbim benim Mevla’mdır, şükür O’na bin kere.” Allah’a şükür etmek, O’nu anmak kalbi huzura çağırır; ibadet bu hatırlayışı güçlendirir; güzel ahlak ise onu insanın hayatında görünür kılar. Rabbimizi yalnızca dilimizle değil, niyetimizle ve davranışlarımızla da hatırlayabildiğimiz bir ömür dileğiyle...

Süleyman Gülek Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle