• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0

Antalya’da üç CHP’li belediye başkanı için AK Parti’ye geçiş iddiası

Yeniakit Publisher
Haber Merkezi Giriş Tarihi:

Milli İradenin Sesi Yeni Akit

Türkiye ve dünyadaki gelişmeleri yakından takip etmek için Google listenize Yeni Akit'i ekleyin.

⭐ Bizi Google'da Takip Et
Antalya’da üç CHP’li belediye başkanı için AK Parti’ye geçiş iddiası

Gazeteci Sinan Burhan, Kepez, Demre ve Korkuteli belediye başkanlarının önümüzdeki günlerde AK Parti’ye katılabileceğini öne sürdü. İddiada adı geçen Demre Belediye Başkanı Fahri Duran, 21 Ekim’deki açıklamasında parti değiştirme gündeminin bulunmadığını belirtmişti.

Antalya’da CHP’den seçilen üç ilçe belediye başkanının siyasi geleceğine ilişkin iddia, yerel siyasette transfer tartışmalarını yeniden gündeme taşıdı. Gazeteci Sinan Burhan’ın ortaya attığı iddiaya ilişkin henüz resmi bir katılım açıklaması yapılmadı.

KEPEZ, DEMRE VE KORKUTELİ İÇİN ÖNE SÜRÜLDÜ

Burhan, Kepez Belediye Başkanı Mesut Kocagöz, Demre Belediye Başkanı Fahri Duran ve Korkuteli Belediye Başkanı Saniye Caran’ın önümüzdeki günlerde AK Parti’ye geçebileceğini ileri sürdü.

İddiada adı geçen üç belediye başkanı da 31 Mart yerel seçimlerinde CHP adayı olarak seçimi kazanmıştı.

FAHRİ DURAN DAHA ÖNCE AÇIKLAMA YAPMIŞTI

Demre Belediye Başkanı Fahri Duran, 21 Ekim’de yaptığı açıklamada AK Parti yetkilileriyle görüştüğünü ve belediye hizmetleri kapsamında destek aldığını doğrulamıştı.

Ancak Duran, bu temasların parti değişikliği anlamına gelmediğini belirterek o aşamada CHP’den istifa etme veya AK Parti’ye katılma yönünde bir gündeminin bulunmadığını ifade etmişti.

Üç belediye başkanının AK Parti’ye geçeceği yönündeki iddia henüz resmiyet kazanmazken, belediye başkanları ve parti yönetimlerinden gelecek açıklamalar bekleniyor.

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

Recep Aydın / Sosyal Bilimci

BEN AK PARTİLİYİM AMA SİYASİ AHLAKTAN TAVİZ VERMEM! Parti değiştirmek kişinin hakkıdır, ancak seçmenin verdiği emaneti başka bir partiye taşımak ahlâkî değildir. Antalya'da CHP'li üç belediye başkanının AK Parti'ye geçebileceği yönündeki iddialar, siyasette yıllardır rahatsızlık duyduğum bir meseleyi yeniden gündeme getirdi. Gazeteci Sinan Burhan'ın dile getirdiği iddiaya göre Kepez, Demre ve Korkuteli belediye başkanları önümüzdeki günlerde AK Parti saflarına katılabilir. Demre Belediye Başkanı Fahri Duran ise yaptığı açıklamada parti değiştirme gündeminin bulunmadığını belirtmiş. Öncelikle ifade edeyim ki henüz gerçekleşmemiş bir olay üzerinden kimseyi suçlamak istemem. Ancak bu iddialar vesilesiyle siyasette parti değiştirmenin ahlâkî boyutuna dikkat çekmek istiyorum. Ben AK Partiliyim. Partimin başarılı olmasını, güçlenmesini, milletimizin gönlünde daha büyük bir yer edinmesini isterim. Ancak benim AK Partili olmam, partimin yaptığı veya yapabileceği her şeyi kayıtsız şartsız doğru kabul edeceğim anlamına gelmez. Çünkü benim için siyasi ahlâk, parti menfaatlerinden önce gelir. Ben AK Parti'nin belediyeleri başka partilerden başkan transfer ederek değil, milletimizin hür iradesiyle sandıkta kazanmasını isterim. Seçim meydanlarında milletin karşısına çıkıp güven kazanarak elde edilen başarıyı, sonradan yapılan siyasi transferlerden çok daha değerli bulurum. Şimdi düşünelim... Bir belediye başkanı seçimlerden önce bir partinin rozetini takıyor, o partinin bayrağı altında meydanlarda dolaşıyor, seçmenlerden oy istiyor. Partisinin teşkilatları gece gündüz çalışıyor. İnsanlar zamanını, emeğini, hatta imkânlarını ortaya koyuyor. Sonunda seçim kazanılıyor. Aradan bir müddet geçiyor, bir de bakıyoruz ki aynı belediye başkanı başka bir partinin rozetini takmış! Peki, kendisine oy veren insanlara ne olacak? Seçimlerde onun kazanması için çalışan teşkilat mensuplarının emeği ne olacak? Siyasi tercihlerini o partiden yana kullanan vatandaşların iradesi ne olacak? Bunların hiçbir önemi yok mu? Elbette bir insanın siyasi düşünceleri değişebilir. Dün savunduğu fikirleri bugün savunmayabilir. Bu onun en doğal hakkıdır. Ancak insanın kendi düşüncesini değiştirmesiyle, başkalarının kendisine emanet ettiği siyasi yetkiyi başka bir partinin hanesine taşıması aynı şey değildir. İşte benim itirazım burada başlıyor. Bir belediye başkanı partisinden ayrılmak istiyorsa ayrılsın. Başka bir partiye geçmek istiyorsa geçsin. Fakat önce belediye başkanlığı görevinden istifa etsin. Sonra yeni partisinin adayı olarak yeniden milletin karşısına çıksın. Millet kendisini yeni siyasi kimliğiyle de seçerse ne âlâ! O zaman başımızın üzerinde yeri vardır. Ama eski partisinin oylarıyla kazandığı koltuğu koruyup başka bir partinin rozetini takmasını ben siyasi ahlâkla bağdaştıramıyorum. Üstelik burada yalnızca parti değiştiren siyasetçileri değil, bu transferleri siyasi zafer olarak gören anlayışı da sorgulamak gerekiyor. Diyelim ki CHP'den seçilmiş bir belediye başkanı AK Parti'ye geçti. Bunun AK Parti açısından ne kadar büyük bir başarı olduğu söylenebilir? O ilçenin seçmeni yeniden sandığa mı gitti? Halk siyasi tercihini mi değiştirdi? AK Parti o belediyeyi seçimle mi kazandı? Hayır! Sadece belediye başkanının rozeti değişti. Ben böyle bir gelişmenin AK Parti adına büyük bir zafer olarak sunulmasını doğru bulmam. Çünkü partimin gücünü başka partilerden gelen belediye başkanlarının sayısıyla değil, milletimizin gönlünde kazandığı güvenle ölçmek isterim. Aynı şekilde AK Parti'den seçilip CHP'ye veya başka bir partiye geçen belediye başkanını da doğru bulmam. Benim ölçüm partilerin isimleri değil, yapılan davranışın ahlâkî niteliğidir. Kendi partimizden ayrılana kızıp başka partiden bize gelene alkış tutarsak, bunun adına ilkelilik diyebilir miyiz? Bugün kendi partimize geleni kahraman, yarın partimizden ayrılanı hain ilan etmek hangi ahlâk anlayışına sığar? Siyasi ahlâk dediğimiz şey, yalnızca rakiplerimizden beklediğimiz bir erdem olmamalıdır. Önce kendimizden, sonra kendi partimizden başlamalıdır. Benim inancıma göre de insanın en önemli özelliklerinden biri ahde vefadır. Verilen söze sadakat göstermek, emaneti korumak ve kul hakkından sakınmak güzel ahlâkın temelidir. Seçmenin iradesini de bu bakımdan önemli bir emanet olarak görüyorum. Bir belediye başkanının seçimlerde kendisine destek veren insanların güvenini hiçe sayması, benim vicdanımda ciddi bir vefa meselesidir. Burada bir başka konuya da dikkat çekmek istiyorum. Bazı belediye başkanlarının iktidar partisinden olmadıkları için yeterli hizmet alamadıklarını düşündükleri, bu nedenle iktidar partisine geçmeyi tercih edebilecekleri söyleniyor. Eğer gerçekten böyle bir düşünce varsa, bu durum ayrıca sorgulanmalıdır. Çünkü devletin imkânları herhangi bir siyasi partinin özel mülkü değildir. Devlet, kendisine oy verenin de vermeyenin de devletidir. Bir belediyenin hizmet alabilmesi için belediye başkanının iktidar partisinin rozetini taşıması gerekmemelidir. Ben AK Partili bir vatandaş olarak hükümetimizin de bütün belediyelere adaletle yaklaşmasını isterim. Çünkü adalet, yalnızca bize yakın olanlara gösterildiğinde değil, bizden farklı düşünenlere de uygulandığında gerçek anlamını bulur. Bir belediye başkanı hangi partiden seçilmiş olursa olsun, hükümetle görüşebilir, bakanlıklardan destek isteyebilir, ilçesine yatırım kazandırmak için çalışabilir. Bunun için parti değiştirmesine gerek yoktur. Unutmayalım ki belediye başkanlığı bir şahsın özel mülkü değil, milletin verdiği bir görevdir. Hukuken parti değiştirmek mümkün olabilir. Fakat hukukî olarak mümkün olan her davranışın ahlâkî bakımdan doğru olduğu söylenemez. Bu nedenle belediye başkanlarının görev süreleri içerisinde parti değiştirmeleri konusunda, seçmen iradesini koruyacak bir yasal düzenlemenin tartışılması gerektiğine inanıyorum. Benim arzu ettiğim siyasette dürüstlük vardır, vefa vardır, ahlâk vardır. Dün söylediğini bugün inkâr etmeyen, seçim meydanlarında verdiği sözleri unutmayan, makam uğruna ilkelerinden vazgeçmeyen siyasetçiler vardır. AK Parti'nin de böyle bir siyasi anlayışla güçlenmesini isterim. Partimi sevmem, yanlış gördüğüm bir uygulamaya sessiz kalmamı gerektirmez. Aksine, sevdiğim ve başarılı olmasını istediğim için yanlış bulduğum konularda düşüncelerimi açıkça ifade etmeyi bir sorumluluk kabul ederim. Çünkü gerçek sadakat, her yapılanı alkışlamak değildir. Gerektiğinde doğru bildiğini söyleyebilmektir. Buradan bütün siyasi partilere ve belediye başkanlarına sesleniyorum: Milletin oyuyla kazandığınız makamları siyasi transferlerin konusu hâline getirmeyin. Seçmenin size verdiği emanete saygı gösterin. Parti değiştirmek istiyorsanız değiştirin. Buna kimsenin itirazı olamaz. Ancak seçmenin size verdiği yetkiyi de beraberinizde götürmeyin. Önce görevinizden ayrılın, sonra yeni siyasi kimliğinizle milletin karşısına çıkın. Bakalım millet sizi yeniden seçecek mi? Son sözüm de şudur: Ben AK Partiliyim. Partimin seçim kazanmasına sevinirim. Fakat rakip partiden seçilmiş bir belediye başkanının transfer edilmesini, sandıkta kazanılmış bir zaferle bir tutmam. Benim istediğim, partimin yalnızca belediye sayısını artırması değil, milletimizin güvenini ve sevgisini artırmasıdır. Çünkü siyasi partiler için en büyük sermaye makamlar değil, milletin güvenidir. Makamlar geçicidir, koltuklar geçicidir, siyasi unvanlar geçicidir. Fakat insanın dürüstlüğü, ahlâkı ve geride bıraktığı itibarı kalıcıdır. Unutmayalım: Sandıkta kazanamadığınız bir belediyeyi siyasi transferle kazanmış gibi görünmek mümkündür. Ama seçmenin gönlünü transfer etmek mümkün değildir. Ve ben inanıyorum ki bir siyasi partiyi gerçekten yücelten şey, kazandığı koltukların sayısı değil, savunduğu ilkelerden taviz vermemesidir.
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23