--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Dünyanın içinde ahireti unutmamak

Süleyman Gülek
Süleyman Gülek
0

Günümüz dünyasında zaman, hiç olmadığı kadar hızlı akıyor. Sabahın erken saatlerinde başlayan koşturmaca; iş, okul, geçim derdi, bitmeyen sorumluluklar, ekranlardan süzülen bildirimler ve günlük telaşların arasında akşamı buluyor. İnsanoğlu olarak hayatın bu baş döndürücü akışına kendimizi o kadar kaptırıyoruz ki, çoğu zaman durup soluklanmayı, ne için çabaladığımızı ve yolculuğumuzun nihai olarak nereye varacağını sormayı unutuyoruz. Oysa zaman amansızca ilerliyor; aldığımız her nefes bizi dünyadan biraz daha uzaklaştırırken, ebedî durağımıza adım adım yaklaştırıyor.

Dünya, kendi başına nihai bir gaye veya son durağımız değildir; ebedî hayatın tohumlarının atıldığı bir ekim tarlasıdır. Burada ne ekersek, sonsuzluk yurdu olan ahirette tam da onu biçeceğiz. Ancak insanoğlun en büyük zaafı ve yanılgısı, gözüyle gördüğü geçici süsleri kalıcı, arkasında bıraktığı gölgeyi ise asıl sanmasıdır. Kur’an-ı Kerim, dünya hayatının bu aldatıcı yönüne dikkat çekerken şöyle buyurur: “Biliniz ki, dünya hayatı ancak bir oyun, bir eğlence, bir süs, aranızda bir övünme ve daha çok mal ve evlat sahibi olma isteğinden ibarettir...” (Hadîd Suresi, 20) Aynı hakikat bir başka ayet-i kerimede ise şu idrak ettirici ifadeyle dile getirilir: “Bu dünya hayatı sadece bir eğlence ve oyundan ibarettir. Ahiret yurduna gelince, işte asıl hayat odur. Keşke bilselerdi!” (Ankebût Suresi, 64)

Geçici Olana Kalbini Bağlamamak

Peki, dünyanın bu yoğun, cazip ve baştan çıkarıcı temposu içinde ahireti unutmamak nasıl mümkündür? Ahireti unutmamak, dünyadan tamamen el çekmek, insanlardan soyutlanıp bir köşeye çekilmek veya meşru rızık arayışını terk etmek anlamına gelmez. İslam dininde ruhbanlık veya dünyayı tümüyle yok sayma anlayışı yoktur. Aksine ahireti unutmamak; dünya işlerini en güzel, en ihlaslı ve en ahlaklı şekilde yaparken, kalbi dünyaya bağlamamaktır. Çalışmak, helal kazanç peşinde koşmak, aile kurmak ve topluma faydalı bir birey olmak da niyet ilahi rızaya matuf olduğu sürece birer ibadettir. İşte bu noktada temel ölçü, dünyanın elimizde olması fakat kalbimize girmemesidir. 


Peygamberimiz (s.a.v.) bu konudaki duruşu ve zihniyet yapısını şu veciz hadis-i şerifiyle bizlere rehber kılmıştır: “Dünyada sanki bir garip veya bir yolcu gibi ol!” (Buhârî, Rikâk, 3) Bir yolcu, konakladığı mola yerindeki eşyalara sahiplenme hırsıyla bağlanmaz; sadece yolculuğunu tamamlayacak kadarından istifade eder. Bizler de bu dünya konaklama yerinde birer yolcu olduğumuz bilinciyle hareket ettiğimizde, ne dünyalık kayıplar karşısında yıkılırız ne de kazanımlar karşısında kibirlenip ahireti unuturuz.

Günü ve Kalbi Diri Tutma Yolları

Günümüz insanının en çok ihtiyaç duyduğu şey, kalbi diri tutacak manevi mekanizmaları devreye sokmaktır.

Namazla İrtibatı Tazelemek: Gün içine dağıtılmış olan beş vakit namaz, insanı dünyanın boğucu atmosferinden çekip çıkaran, kul olduğunu ve yaratıcısı olan Yüce Allah’a döneceğini,  O’nun emir ve yasaklarına uyduğunda mükâfat olarak cennete gideceğini, emir ve yasaklarına uyulmadığında ise ceza olarak cehennem ateşiyle cezalandırılacağını hatırlatan en güçlü mola merkezleridir. Namaz, her vakit dünyayı arkaya atıp huzura durma tatbikatıdır.

Ölümü ve Ahireti Tefekkür Etmek: İnsanın hırslarını dizginleyen, adaletsizlikten, kul hakkından alıkoyan ve kalbe merhamet aşılayan en etkili terbiye metodu ölümü hatırlamaktır. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bir hadislerinde şöyle buyurmaktadır: “Ağızların tadını kaçıran ölümü çokça anın!” (Tirmizî, Zühd, 4)


Hesap Şuurunu Muhafaza Etmek: Ahiret bilinci, insanın her adımını atarken “Bu hareketimin hesabı nasıl verilir?” sorusunu sormasını sağlar. Nitekim Kur’an-ı Kerim’de şöyle uyarılırız: “Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakının ve herkes yarın için ne hazırladığına baksın...” (Haşr Suresi, 18)

Yanımızda Götürebileceğimiz Tek Şey: Salih Ameller

Unutmamak gerekir ki, insan dünyada ne kadar yüksek makamlara ulaşırsa ulaşsın, ne kadar büyük servet biriktirirse biriktirsin, musalla taşına koyulduğunda yanına alabileceği hiçbir dünyalık mal yoktur. Kabre girdiğimizde arkamızda bıraktığımız binalar, unvanlar ve mülkler geride kalır. Resûlullah (s.a.v.) bu gerçeği şu şekilde haber verir: “Ölüyü (kabre kadar) üç şey takip eder: Ailesi, malı ve ameli. Bunlardan ikisi geri döner, biri kalır. Ailesi ve malı geri döner, ameli ise onunla kalır.” (Buhârî, Rikâk, 42) Dünya hayatı, ahirete giden yolda geçilmesi gereken bir köprüden ibarettir. 

Sonuç olarak; Dünyanın renkli, cazip ve aldatıcı dekoru içinde kaybolmadan yaşayabilmek, yüksek bir basiret ve şuur gerektirir. Elimiz dünyada, işimizde ve sorumluluklarımızda; kalbimiz ve niyetimiz ise daima ahirette ve Allah’ın rızasında olmalıdır. Akıllıca olan; geçici olanı kalıcı olana tercih etmek değil, dünyayı ahiretin kazanıldığı eşsiz bir fırsat zamanı olarak değerlendirmektir. Duamızı ve niyazımızı, Kur’an’ın bize öğrettiği şu ölçüyle taçlandırmak en güzel gayedir: “Rabbimiz! Bize dünyada da iyilik ver, ahirette de iyilik ver ve bizi cehennem azabından koru!” (Bakara Suresi, 201) Âmin

 

Süleyman Gülek Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle