Doğruluğun sözcüsü olmak
İbrahim Aleyhisselâmın samimi dualarından bir bölümü Kur’ân’da (Şuara Suresinde) yer alır. Seyyid Kutub’un ifadeleriyle, ‘bunlar yüce ufuklara yönelen dualardır. Arınmış duygular onu harekete geçirmektedir. Allah’ı tanıyan ve bu nedenle onun dışındaki her şeyi değersiz, basit gören, verdiklerinin tadını damağında hissettiği için daha fazlasını isteyen, tadına vardığı ve dilediği ölçüde korku ve ümit hali içinde derinleşen bir kalbin duasıdır:
“Ya Rabbi, bana hüküm ve hikmet ver ve beni salih kullarının arasına kat.” (Şuara 26/83)
Sağlıklı değerler ile saçma değerleri birbirinden ayırmamı sağlayacak ve beni daha kalıcı gerçeklere ulaştıracak bir yolun başına getirecek olan hikmeti ver bana.
“Beni salih kullarının arasına kat.” Bu sözü yumuşak huylu, içini Allah’a açan, şerefli peygamber Hz. İbrahim söylüyor. Bu ne tevazu! Bu ne hassasiyet! Bu ne kusur işlemekten endişe etme duygusu! Bu ne kalpleri evirip-çeviren Allah korkusu! Allah’ın salih kullarına katılmak için bu ne büyük arzu! Rabbinin, kendisini iyi işlerde başarılı kılmasıyla salih kullar arasına katması konusunda ne coşkun bir beklenti bu!
“Sonraki kuşaklar içinde doğruluğun sözcüsü olmamı nasip eyle” (26/84) Süreklilik isteğinin kendisini sürüklediği bir duadır bu. Soyu ile değil, inancı ile sürekli olmayı istiyor. Rabbinden diliyor ki, ileriki kuşaklara doğru bir söz (lisan-ı sıdk) nasip etsin. Kendilerini Hakk’a/gerçeğe; arı duru ve kolay olan İbrahim dinine çağırsın. Bu, İbrahim’in başka yerde yaptığı duanın aynısıdır:
“Hani İbrahim ile İsmail Kabe’nin duvarlarını yükseltirken şöyle dua etmişlerdi: “Ey Rabbimiz, yaptığımızı kabul et. Hiç şüphesiz sen her şeyi işiten ve bilensin. Ey Rabbimiz, ikimizi de sana teslim olanlardan eyle, soyumuzdan da sana teslim olan bir ümmet çıkar, bize ibadet yollarımızı göster, tövbelerimizi kabul buyur: Hiç şüphesiz sen tövbeleri kabul edensin ve çok merhametlisin. Ey Rabbimiz, içlerinden onlara senin ayetlerini okuyacak, Kitabı ve hikmeti öğretecek, kendilerini arındıracak bir peygamber gönder. Şüphesiz sen azizsin, hikmet sahibisin.” (Bakara 2/127-129)
Yüce Allah O’nun isteğini yerine getirdi. Duasını kabul etti. Sonraki kuşaklar arasında doğruluğun sözcüsü yaptı. O kuşaklar arasından insanlara Allah’ın ayetlerini okuyan, onlara kutsal kitabı ve hikmeti öğreten, ruhlarını kötülüklerden arındıran Peygamber gönderdi. Onun isteğinin kabul edilmesi binlerce sene sonra gerçekleşmişti. Bu, insanlara göre hesaplandığında; uzun bir zaman olsa da, Allah katında belirlenen bir zamandır. Hikmeti gereği olarak zamanı geldiğinde kabul edilen dua bu zamanda gerçekleşir.
“Beni naim cennetinin varislerinden eyle.” (26/85) Daha önce de kendisini salih amellerde başarılı kılmak suretiyle salih kullarına katmasını Rabbinden dilemişti. Zaten salih ameller, kendisini onların saflarına götürüp katacaktı. Nimet cenneti ise salihlerin varacakları cennettir.’
Hz. İbrahim’in duası, babasının dalalette olduğunu ifade ettikten sonra şöyle devam ediyor:
“İnsanların yeniden dirilecekleri gün beni mahcup etme.” “Ki, o gün insana malı ve evlatları yarar sağlamaz”. “Yalnız temiz kalple Allah’ın huzuruna gelen kurtulur.” (26/87-89)
‘İbrahim aleyhisselâmın “İnsanların yeniden dirilecekleri gün beni mahcup etme” sözünden O’nun ahiret gününün korkusunu ne derece hissettiğini… anlayabiliyoruz. “O gün insana malı ve evlatları yarar sağlamaz. Yalnız temiz kalple Allah’ın huzuruna gelen kurtulur” sözlerinden kıyamet gününün gerçeğini ne ölçüde anladığını, değerlerin gerekliliğini nasıl kavradığını fark ediyoruz: Buna göre, kıyamet gününde, samimiyet, kalbin tamamını Allah’a açma samimiyeti, kalbi her türlü yabancı duygudan, hastalıktan, başka amaçtan arındırma, onu şehevi ihtiraslardan ve sapmalardan temizleme, Allah’ın dışındaki şeylere bağlılıktan özgür kılma samimiyeti dışında başka hiçbir değer yoktur. İşte kalbe değer ve itibar kazandıran temizlik, selamet budur.
“O gün insana malı ve evlatları yarar sağlamaz.” Yeryüzünde insanların, köpeklerin leşlere saldırdığı gibi üzerine atıldıkları bu geçici, kof değerler o gün hiçbir yarar sağlamaz ve ahiret terazisinde hiçbir ağırlık sahibi olmaz!’ (Fî-Zılali’l-Kur’ân’dan).
16 Ekim 2026’da rahmet-i Rahman’a kavuşan Cevat Özkaya’nın cenazesinde gündeme gelen “lisan-ı sıdk” sahipleri; “doğruluğun sözcüleri” olabilmek duasıyla...







