Siyaset, silah, para, çıkar hepsi iç içe...
Siyaset, silah, para, çıkar hepsi iç içe...
Selma Savcı
Çoluk çocuk, masum insanlar ölünce “bu nasıl mümkün” diye sormamak elde değil. Savaşın kazananı yok. En çok bedeli hep siviller, çocuklar, aileler ödüyor. Hastane, okul, ev yıkılınca onarılması yıllar sürüyor ama kaybedilen can geri gelmiyor.
Şu an Gazze’de olanlar da bunun en acı örneği. Yardımın ulaşması, ateşkesin sağlanması, çocukların güvenle okula gidebilmesi gerekiyor. Bunlar siyaset üstü, insanlık meselesi.
Böyle zamanlarda öfke, üzüntü, çaresizlik hepsi bir arada oluyor.
Hepimizin aklında aynı şey: “Neden biri dur demiyor?” Neden bu kadar zor?
Dünyada “dur” diyebilecek en yetkili yer Birleşmiş Milletler. Ama BM Güvenlik Konseyi’nde 5 ülkenin veto hakkı var. Biri “hayır” dediği anda karar çıkmıyor. Bu yüzden birçok ateşkes çağrısı orada takılıyor.
Türkiye, Mısır, Katar... Sürekli arabuluculuk yapıyor. Ateşkesler oldu, yardımlar girdi. Ama kalıcı olmadığı için döngü tekrar başlıyor. En acı tarafı şu: Karar masalarda aylar sürerken, orada her gün can kaybı oluyor.
Gazze’de ölenlerin çoğu da Müslüman çocuklar. Camiler, okullar vuruluyor. Bu yüzden “bizim kardeşlerimizin” acısı iki kat.
İnsan ister istemez soruyor: “Biz bu kadar kalabalıkken neden durduramıyoruz?”
Cevap basit değil. Çünkü mesele sadece din değil. Siyaset, silah, para, çıkar hepsi iç içe... Liderler “doğru”yu değil, “bana ne getirir götür”ü düşünüyor.
Savaş silahla yürüyor. Silah satan var, askeri üssü olan var. “Dur” demek milyon dolarlık anlaşmayı bozmak demek. Kimse kendi ayağına sıkmıyor. Ticaret, petrol, yatırım, yaptırım... Bir ülkeye baskı yaparsan kendi ekonomin de zarar görür. O yüzden “insanlık” lafta kalıyor. ABD’nin kanlı İran saldırılarını takip ederken günbegün maalesef Gazze’deki soykırımdan bihaber yaşamaya başladık. Her geçtiğimiz günde ajanslara düşen haberlerde müslüman din kardeşlerimiz katledilmeye devam ediyor.
Kadın, çoluk-çocuk demeden Katil İsrail’in kanlı saldırıları her geçen gün sözde yapılan kağıt üstündeki ateşkese rağmen devam ediyor.
Filistinlilere saldıran İsrailli işgalcilerin eylemlerini bir an önce sonlandırılması çağrıları yapıladursun ama ortada 73 bin 269 resmi olarak kayıtlara geçen şehidimiz var.
Hani sözde ateşkes yapılmıştı, hani Gazze’nin imarı için her şey yapılacaktı... Ama ortada süren ABD-İran savaşı sayesinde ve yine sarı şeytan Trump’ın işgüzarlığıyla sürecin baltalandığını pek ala anlayabiliyoruz.
Evet İsrail ordusunun, Gazze Şeridi’nde yürürlükte olan ateşkese taş koyduğunu ve en ufak kendine yonttuğu bahanelerle Mazlum Filistin halkına bombalar yağdırıp, kurşunlar attığı bir dönem maalesef yine hızlanmış durumda...
Tam bu esnada AA’ya konuşan İsrail’in Gazze işgal alanı olan “Sarı Hat”tı batıya doğru genişlettiği Deyr Belah’ın sakinlerinden Saddam el-Luh’un şu açıklamalarına işinizi gücünüzü bir an olsun bırakıp, hayatın şu koşuşturmasından bir an olsun sıyrılıp şu sözleri okumanızı önemle rica ediyorum sizlerden; “Çok korktuk, üzerimize ateş açıldı, bombalar düştü.
Sabah uyandık ve sarı işareti gördük. Önce bizi Gazze’de bir bölgeden mahrum bıraktılar şimdi de ilerisi için bizi tahliye etmeye başladılar.”
Ve yine ailenin bir diğer ferdi Fatma el-Luh da, “Ateşkes nerede hani? Onlar o sarı taşları getirip burnumuzun dibine koyarken ateşkes nerede kalıyor? Bir yandan bize ateş edip üzerimize füzeler yağdırıyorlar; uçaklar, helikopterler, bombalar üzerimize iniyor. Nerede kaldı bu ateşkes?” sözleriyle üzerimize atılan ölü toprağının farkında mıyız mesajını yüzümüze vurdu...
Alemlere rahmet olarak gönderilen Peygamberimiz Hz. Muhammed’in (s.a.v.)’in şu hadis-i şerifini ne zaman hatırlayacağız... “Müslüman müslümanın kardeşidir; ona zulmetmez, haksızlık yapmaz, onu düşmana teslim etmez.”
Bakınız Gazze meselesi, Müslümanların onur meselesidir... Bu kanın durdurulması ve Gazzeli din kardeşlerimizin kendi topraklarında huzur içinde yaşamalarına vesile olmak da boynumuzun borcudur.
İster bu gerçeği kabul edelim, ister etmeyelim... İster kendi hayatımızın koşuşturması içinde boğulmaya devam edelim ama eğer bir mazlumun imdadına koşamayacak kadar da hayatımızda yalnızlaşıp bencilliğin ötesinde bir nefes almayı da tercih ediyorsak bu da bizim ayıbımız olacaktır.
Yine Luh ailesine kulak vermek istiyorum...
Kendisi ve ailesi için çok endişelendiğini belirten Luh, küçük bir kızı olduğunu ve sarı hatta gelmekten korktuğunu belirtti. Luh, nereye gideceklerini de bilemediklerini ifade ederek, şunları aktardı:
“Gidecek bir yer bulamıyoruz.
Her yer tehcir edilen insanlarla dolu. İsrailliler, Gazze’de yolları kapattı, Refah kapalı. Deniz kenarına gitsek orada da İsrail’in hücum botları var. Tahliye edilmesi için süre verilen bölgede çok sayıda kişi var, saatlerdir göç ediyorlar.”
Eşyalarını bile toparlayamadıklarını ve yanlarına ancak birkaç öteberi alabildiklerini belirten Luh, sözlerini şöyle tamamladı:
“Ateşkes falan yok, İsrail bizi doğudan yerle bir etti. Kimin ateşkesi bu, kimin? Bize ateşkesten bahsediyorlar ama başımızın üzerinde quadcopterler, insansız hava araçları uçuyor.
Biz ne yapalım? Söyleyin bize ne yapalım.”
Görüldüğü üzere büyük bir senaryonun içinde tüm Müslümanlar oyalanırken, Gazzeli din kardeşlerimiz hunharca katledilmeye devam ediyor maalesef...
Umarız bir an önce ah’larla vah’larla geçirdiğimiz süreleri unutup eyleme geçme kudretini tüm Müslüman alemi olarak hayata tatbik ederiz..
Malum Gazze Kasabı Netanyahu’nun Gazze Şeridi’nin yaklaşık yüzde 70’inin İsrail ordusunun kontrolünde olduğu itirafında bulunması ve yine İsrail ordusunun Gazze’nin toplam 365 kilometrekarelik alanının yaklaşık 255 kilometrekaresini işgal ettiği anlamının da ne denli ciddi boyutlarda olduğunu kavramamız ve bu alçaklar sürüsüne Müslüman alemi olarak gereken cevabın tez zamanda verilmesi dileğiyle...
Selam ve dua ile...