LGBT propagandası! Fransızlar LGBT temasını Paris’te pompalıyor
Fransa'nın başkenti Paris'te düzenlenen 2024 Yaz Olimpiyatları gerçekleştirilen açılış töreniyle resmen başladı başlamasına ama yine büyük bir rezalet patlak verdi. Evet Paris’e gidemedik en azından olimpiyatlara olan ilgimiz sebebiyle yayıncı kuruluş TRT’den takip ettiğimiz bir anda öylesi rezil sahneler bir anda peydah oldu ve TRT yayını kesmek zorunda kaldı haliyle. Daha sonra sosyal medyadan paylaşılan rezil fotoğraflar ve iğrenilecek tören gösterilerini izleyince bir kez daha gördük ki, sözde özgürlükçü Batı’nın bu denli geniş bir midesi olduğunu da idrak ettik.
Küresel sermayeyi teslim alan LGBT lobisi, Fransa'da Paris 2024 Yaz Olimpiyat Oyunları açılış seremonisini de ahtapot gibi sarmış vaziyette. Ben korkarım ki, yarın öbürsügün olimpiyat oyunları süresince ortaya atılan LGBT’lilerin propagandasını da göreceğiz. Çünkü böylesi bir ahlaksız yapıya kucak açan ve dev bir organizasyonun açılış töreninde hiç çekinmeden böylesi edepsizliğe izin veren bir ülkenin maalesef ilerleyen günlerde yeni krizlere kucak açmasını bekliyorum.
Küresel sermayeyi teslim alan LGBT lobisi, son olarak Fransa'da Paris 2024 Yaz Olimpiyat Oyunları açılış seremonisini de ahtapot gibi sardı.
Hani bazılarının sözde en büyük özgürlükçü ülkesi diye lanse ettiği Fransa’da 1999 yılında eşcinsel çiftlere "medeni birliktelik paktı" olarak bilinen haklar verildi. Bu durum eşcinsel evliliklerin tanınmasına giden süreci başlattı ve Fransa 2013 yılında eşcinsel evliliği yasal olarak tanıyarak bu alanda Avrupa'da dokuzuncu, dünyada on üçüncü ülke oldu.
Tekrar olimpiyat törenine dönecek olursak, kendilerini 'drag queen' olarak tanıtan Miss Martini, Nicky Doll ve Mínima Gesté gibi isimler, meşale taşıdı. Bununla kalmadılar küçücük çocukları da bu rezilliğe alet ettiler. 10 yaşlarında bir kız çocuğu ise dans ederek o törende ekranlara yansıdı. Yine geçit töreninde geçen sapkınlar, ünlü ressam Leonardo da Vinci'nin 'İsa'nın Son Akşam Yemeği' isimli tablosunu da alay ederek canlandırdılar.
Evet gördüğünüz üzere, sadece kendi sapkınlıklarını tüm dünyaya zorlama bir mantaliteyle kabul ettirmeye çalışan rezil bir yapıyla karşı karşıyayız. Bu yapının her ülkede olduğu gibi, tüm dünyaya en kısa yoldan mesaj verebileceği böylesi bir dev organizasyonun açılışında yaptıkları ise akıl alır gibi değil.
Şimdi soruyoruz bu tür ahlaksızlıklara prim veren Fransa’da Müslüman Fransız koşucu Sylla'nın Paris Olimpiyatları açılış törenine başörtüsü ile katılmasına izin vermemişti. Fransa Olimpiyat Komitesi, açılış törenine katılmasına şapka takması şartıyla izin vereceğini belirtmişti.
Sporcu Sylla ise, sosyal medya hesabından zorunlu teklifi kabul ettiğini duyurmuştu…
Şimdi adama sorarlar; bu ne perhiz bu ne lahana turşusu diye… Böylesi bir kafa yapısıyla nasıl bir özgürlükçü ülke, modern batı güzellemeleri yapılabilir bu ülke için. Evet içimizdeki Fransızlar bile doğrusunu yapmış diyebilir bu ülke için, yada olimpiyat geçit töreninde özgür özgür dolaşan LGBT’lileri savunabilir, ama dediğim gibi, benim nezdimde Fransa; sömürgeci ve LGBT’lilere kucak açan bir ülke olarak dimağımda yer etmiştir ve böyle de kalacaktır.
Bunu anlatmak için sözde modern’lik temasıyla hareket etmek ve ülkeler nezdinde de bunu kabul ettirecek hal ve hareketler içinde durmak inanın bizlerin yiyip içeceği bir durum değil artık.
Daha dün gibi, Sarı Yelekliler olarak adlandırılan grup, büyük kentlerde hayatı felç eden gösteriler düzenlemiş ve Fransa’yı birbirine katmıştı. 17 yaşındaki Cezayir kökenli gencin polis kurşunuyla ölümünün ardından başlayan protestolarda şehirler yağmalanmıştı…
Ve yine tarihin tozlu sayfalarını biraz okuyunca karşınıza kan donduracak bugünkü Fransa’nın iz düşümlerini görüyorsunuz haliyle. 1830’dan itibaren ise 19'uncu yüzyıl, Fransa için bir imparatorluk rüyasının gerçekleştiği önemli bir dönem oldu. Fransa bu yüzyılda Hindiçin (Laos, Kamboçya, Vietnam), Yeni Kaledonya, Fransız Polonezyası gibi yeni sömürgeler elde etti ve Osmanlı Devleti’nin zafiyet içinde bulunmasından da faydalanarak İngiltere ile birlikte Afrika’da mutlak söz sahibi oldu.
Cezayir (1830), Gabon (1839), Moritanya (1854), Senegal (1854), Gine (1855), Fildişi Sahili (1855), Kongo (1859), Mali (1883), Madagaskar (1896), Benin (1899), Burkina Faso (1896), Togo (1884-Almanya, 1918-Fransa), Çad (1900) ve Nijer (1900) gibi pek çok ülke Fransa’nın kontrolüne geçti.
Fransa ele geçirdiği bu ülkeleri ya doğrudan sömürgeleştirme yoluna gitti ya da Tunus (1881), Fas (1912), Laos (1893), Kamboçya (1863), Vietnam (1862) gibi protectorat (himaye) görüntüsünde kontrol altına aldı.
Fransa, 1524'te başlattığı sömürgecilik faaliyetleriyle Afrika'nın batısında ve kuzeyinde 20'den fazla ülkede hakimiyet kurdu. Afrika'nın yüzde 35'i, 300 yıl boyunca Fransa'nın kontrolünde kaldı.
Senegal, Fildişi Sahili ve Benin gibi ülkeler o yıllarda Fransa'nın köle ticaret merkezleri olarak kullanıldı ve bölgedeki tüm kaynaklar sömürüldü. Bölgede 5 asır süren kolonyal dönemde ve özellikle İkinci Dünya Savaşı'nın ardından bağımsızlık mücadelesine girişen ülkelerde bu ayaklanmalar şiddetle bastırıldı ve 2 milyondan fazla Afrikalı hayatını kaybetti.
Daha fazla okumak istediğinizde ise eli kanlı Fransa’nın bugün geldiği noktanın çok da anlaşılamayacak olduğunu farkedebiliyorsunuz. Sömürgeci ve sapkınlara kucak açan Fransa’nın da inşallah Rabbim belasını bir gün verecektir. Ne diyelim, Mevlam neyler, neylerse güzel eyler…
Selam ve dua ile…







