• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Refik Tuzcuoğlu
Refik Tuzcuoğlu
TÜM YAZILARI

İsrail’in Türkiye kabusu

04 Ağustos 2026
A


Refik Tuzcuoğlu İletişim:

İsrail’in Türkiye kabusu

REFİK TUZCUOĞLU 

Masada diplomatik kıvraklıklarla kaleme alınmış 15 maddelik bir “Gazze Yol Haritası”, sahada ise Aksa Şehitleri Hastanesi’nin depolarını ve Deyr el-Belah’taki masumları hedef almaya devam eden İsrail bombaları… Ekim 2025’deki ateşkesten itibaren İsrail ihlalleri sonucu öldürülen masumların sayısı 1300’e yaklaştı. Washington kulislerinde Donald Trump liderliğindeki Barış Kurulu’nun Kahire müzakereleri üzerinden duyurduğu son metin, Ortadoğu’nun üzerindeki sis perdesini aralamak yerine bölgedeki aktörlerin gerçek niyetini bir kez daha faş ediyor.

Bugün karşımızda iki farklı Ortadoğu tablosu bulunuyor. Bir yanda kendi siyasi ikbalini ve işgal vizyonunu sürdürebilmek adına ABD’yi İran’la doğrudan bir çatışmanın içine çeken, şimdi de bu sıcak savaşın devamını isteyen ve maliyetini Washington’a ödeten, Lübnan’dan Suriye’ye kadar tüm coğrafyayı ateşe vermekten çekinmeyen fütursuz bir İsrail yönetimi var. Diğer yanda ise Doğu Akdeniz’den Gazze’ye kadar uzanan hattı istikrara kavuşturmak için taşın altına elini koyan bir Türkiye duruyor.

Trump’ın Çıkmazı ve Tel Aviv’in Hırçınlığı

ABD Başkanı Trump’ın, İsrail’in yönlendirmesiyle içine çekildiği İran çatışmasında yeni hava harekatlarını "hızlı bir anlaşma zemini" gerekçesiyle askıya alması ve Hürmüz Boğazı trafiğini yumuşatma arayışları tesadüf değildir. Washington, Tel Aviv’in peşinden sürüklendiği bu bölgesel savaşın ve tırmanan gerilimin maliyetini daha fazla taşıyamayacağının farkında. ABD’nin küresel ölçekte kendi çıkarlarını koruyabilmesi için Ortadoğu’da suların şimdilik durulması gerekiyor.


Ancak Tel Aviv’deki aşırı sağcı koalisyon için "suların durulması" bir kabus anlamına geliyor. Ben-Gvir’in suikastların durdurulmasını "Hamas’a teslimiyet" olarak nitelemesi, Smotrich’in barış görüşmelerinin ortasında Gazze sınırına yeni yerleşim yerleri kurulması çağrısı yapması ve Netanyahu’nun sessizliğinin arkasına sakladığı itirazlar tek bir gerçeği gösteriyor. İsrail, Gazze’de ve Filistin topraklarında katliamlarla elde etmeye çalıştığı fiili işgal durumundan vazgeçmek istemiyor.


İsrail Türkiye’den Neden Rahatsız?

İşte tam bu noktada, 15 maddelik Gazze yol haritasının en kritik başlığı olan Uluslararası Doğrulama Komitesi (IVC) ve Türkiye’nin gözlemci veya garantör sıfatı önümüze çıkıyor.

Hamas’ın silah teslimi ve idari devri ancak Türkiye, Mısır ve Katar gibi güvenilir bölgesel aktörlerin denetiminde kabul edebileceğini beyan etmesi, Tel Aviv’de ciddi bir panik yaratmış durumda. Netanyahu hükümetinin ABD nezdinde Türkiye ve Katar’a veto koyma çabası, İsrail’in asıl karın ağrısını özetliyor.

İsrail, Gazze’de uluslararası toplumun gözünü boyayacağı ve sahadaki ihlallerini kolayca örtebileceği bir vesayet düzeni hayal ediyordu. Oysa Türkiye’nin masada ve sahada gözlemci veya denetleyici sıfatıyla yer alması, sahadaki katliamların anında belgelenmesi, Filistin halkının meşru haklarının uluslararası hukuka göre savunulması ve İsrail’in bölgeyi insansızlaştırma planlarının akamete uğraması anlamına geliyor. İsrail, yanı başında kendi hukuksuzluklarına "dur" diyecek, sözü dinlenir, askeri ve diplomatik gücü yüksek bir Türkiye görmeye tahammül edemiyor.


Ankara-Beyrut Hattında İsrail’in Bozulan Ezberi

İsrail’in Türkiye hazımsızlığı yalnızca Gazze ile sınırlı değil. Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn’ın Ankara ziyaretinde Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın "Lübnan’ın kurumsal ve güvenlik kapasitesini artırma" yönündeki güçlü iradesi, Tel Aviv’in Doğu Akdeniz’deki hesaplarını altüst etti. 


İsrail’in onlarca yıldır uyguladığı temel bölgesel strateji, çevresinde zayıf, iç savaşlarla bölünmüş, ordusu ve kurumsal altyapısı çökmüş komşular bırakma esasına dayanıyor.

Türkiye’nin Birleşmiş Milletler Lübnan Geçici Görev Gücü (UNIFIL) sonrası süreçte Lübnan’da güvenlik ve istikrarın teminatı olmaya hazır olduğunu açıklaması, Doğu Akdeniz’deki deniz yetki alanları ve egemenlik hakları konusunda Beyrut’a kalkan olması, İsrail’in kuzey sınırındaki hareket alanını daraltacak. Türkiye, sadece Filistinlilerin değil, Lübnan’dan Suriye’ye kadar tüm bölge halklarının egemenlik haklarını savunan tek gerçekçi denge unsuru olarak öne çıkıyor. 

Hakiki Barış Adaletle Kurulur

Gazze için hazırlanan 15 maddelik yol haritası sahadaki gerçeklikle sınanırken, tarih bir kez daha göstermektedir ki İsrail’in insafına bırakılmış hiçbir plan barış getiremez. 


Türkiye’nin Gazze Yol Haritası’ndaki gözlemci ve denetleyici varlığı, sadece bir diplomatik katılım değil, Filistin halkının geleceği ve Ortadoğu’nun bütünlüğü için jeopolitik bir zorunluluktur. Tel Aviv yönetimi ne kadar tehditkar açıklamalar yaparsa yapsın, Ankara’nın oyun kurucu ve ezber bozucu rolünü Doğu Akdeniz ve Levant coğrafyasından silmeye gücü yetmeyecektir.

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23