FARKINDA OLMAK ÇOK MÜHİMDİR!
*Farkındalık; Kişinin hem kendisinin (ne olduğunun) ve hem de dış âlemde (çevresinde) olan bitenin şuuruna varma, doğru olarak algılama hâlidir.
*Şuurlu (bilinçli) kişi, olayları sorgular, söylenen ile sunulanı mukayese eder. Mizana –mihenge vurur, analiz eder ve ona göre kanaat sahibi olur.
*Farkındalık yetisine sahip kişi, gerçeklerle, algıları karıştırmayıp tefrik eder. Bu sebeple şuurlu kişilere algı operasyonları yapılamaz. Yapılsa bile ters teper.
*Şuursuz kişi, olup bitenlerin farkına varamaz. Şuursuzluk bir nevî sarhoşluktur. Şuursuz da sarhoştur.
*Sarhoşlar düşünemezler. Sarhoşlar belirli sloganları tekrar eder dururlar. Sarhoşlar kolayca kandırılırlar.
*Zamanımızda Müslümanların önemli hastalıklarından biri de farkında olamama hastalığıdır. Müslüman Namaz kılar, okuduğunun mânâsının farkında değildir. Sadece ezberini tekrar eder. Sorsanız ki, okuduğun âyetlerin mânâsı nedir? Emin olun ki, çok kişi bilemez!
*Müslüman Namaza durur, Allah’ın huzurunda olduğunun farkında değildir. Bedeni belli hareketleri yapsa da, Aklı, zihni hangi işte, hangi meşguliyetteyse fikren orada, o hâl içindedir. Halbuki, Müslüman meselâ; Polis kontrol noktasını veya gizli kamera bölgesini görünce (arabadaysa) hemen kendisine çeki düzen verir. Emniyet kemeri takılı değilse, takar. Hız sınırlarını aşmışsa hemen hızını azaltır vs. Acaba niçin böyle davranır? Çünkü işin farkındadır. Kurallara uymadığı, yasakları işlediği zaman ceza yiyeceğini yakinen bilir.
*Yine Müslüman, bir amirin meselâ; Bir Vali, Devlet Başkanı’nın huzuruna çıktığı zaman son derece dikkatli ve çok saygılı bir tavır alır. Amirin söylediklerini can kulağı ile dinler. Orayla-burayla, saçıyla-sakalıyla, eteği-çorabıyla vs-vs. ilgilenmez ve katiyen laubâli olmaz. Bunun gibi misâlleri artırmak mümkündür.
*Ama aynı Müslüman ‘Allah her yerde, her şeyi görür, bilir ve hatta kalbimden geçeni de bilir’ der. Amma velakin Allah’ın yasaklarını (haramları) fütursuzca (Allah yokmuş gibi) işler. Bu ne demektir? Şimdi bir iyice düşünelim! Bunun mânâsı şu demektir ki, Allah’a bir polis, gizli kamera, bir amir kadar bile yakinî imanı (farkındalığı) yoktur. Şayet olsaydı, polis korkusuyla yasaklara dalmadığı gibi, Allah’ın haram kıldıklarına (yasaklarına) da fütursuzca dalmayacak ve Allah’ın ‘yapın dediklerini’ de (Farzları-Vacipleri edâ edecekti. Tıpkı ‘emniyet kemerini takmak gibi.) yapacaktı. Ve hakeza diğer şeyler de böyle kıyas edilsin...
*Allah’ın farkındalığını eylemine (ameline) yansıtamayan Müslüman bu sebeple her haramı rahatlıkla işleyebiliyor. Öyle ise mesele, ‘İman meselesidir.’ Allah’a İman’da yakînin, farkındalığın olmamasıdır.’ Yoksa, Müslüman Kelime-i Tevhî ve Kelime-i Şehâdeti diliyle söylüyor. Hem de çokça söylüyor. Söylemeli tâbi, ne kadar söylese azdır. Müslüman namazlarını da edâ ediyor (etsin tâbi). Ama öte taraftan da kul hakkına tecavüz etme, yalan söyleme, iftira atma, aldatma, hıyânet, zulüm yapma vs. haramları da işliyor. Neden işleyebiliyor? Bütün bunların sebebi ‘Allah’a yakîninin, farkındalığının’ olmamasıdır. Bu yüzden İman yeni baştan gözden geçirilmelidir. İslâm yeni baştan öğrenilmelidir. Hz. Resulellah’ın (sav) ahlâkı yeni baştan tetkik edilmelidir. İslâm sadece bazı ritüelleri şuursuzca yapmaya indirgenmemelidir. Yoksa kendimizi aldatırız da farkında bile olamayız. Allah’ın rızası; İhlâs ile, farkındalıkla O’na itââttadır. Allah’a nasıl itâât edileceği de Ancak Hz. Resulellah’ın kulluğu gibi kulluk yapmakla olur vesselâm…







