• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Refik Tuzcuoğlu
Refik Tuzcuoğlu
TÜM YAZILARI

İnsanlığın dijital intiharı

01 Eylül 2026
A


Refik Tuzcuoğlu İletişim:

İnsanlığın dijital intiharı

REFİK TUZCUOĞLU 

ABD'de Facebook, Instagram ve WhatsApp'ı bünyesinde barındıran Meta'ya kesilen 18 milyar dolarlık tarihi ceza, insanlığın zihinsel kölelik dönemine geçişinin resmi belgesidir. Dava dosyası tek kelimeyle ürkütücü: Dünyanın en büyük teknoloji devinin, gençlerimizin beynindeki dopamin salgısını kumarhanelerdeki "slot makinesi" mantığıyla manipüle ettiği; sonsuz kaydırma ve zamanlanmış bildirimlerle onları kasıtlı olarak ekran bağımlısı yaptığı hukuken tescillendi. Şirket, çocukların ruh sağlığını bilerek bozduğu gerçeği yüzünden 1,4 trilyon dolarlık devasa bir batma riskini göze alamadığı için bu uzlaşmaya mecbur kaldı. Sanayi devrimiyle bedensel köleliği işçi sınıfına terk eden Batı, şimdi çok daha karanlık ve sinsi bir safhada. Duygularımızı, tercihlerimizi ve inançlarımızı görünmez algoritmalarla rehin alan bu yeni düzen, şahsiyetimizi kökünden sarsıyor. 

Meseleyi fütüristlerin ürpertici kehanetleriyle okuduğumuzda tehlikenin boyutu daha da netleşiyor. 2040’lı yıllar ve sonrasının, insanlık için büyük kırılmanın başlangıç noktası olacağı öngörülüyor. İnsan beynine entegre edilecek nanorobotların bulut sistemlere bağlanması, beynin öğrenme merkezine doğrudan bilgi akışı sağlanması, genetik müdahalelerle hastalıklara yatkınlığın yok edilmesi ve hücre yenilenmesiyle ortalama ömrün 120 yıla çıkarılarak güya ölümsüzlük vaad edilmesi... İnsanın bedenen yok olsa bile bilincinin bulut sistemlere aktarılarak robotlar üzerinde yaşamaya devam etmesinin artık bir hayal olmadığı öne sürülüyor; küresel teknoloji laboratuvarları tam da bu hedefler üzerinde kıyasıya yarışıyor. Yeni insan modelinin adını şimdiden koydular bile: "Homo Deus". Yani teknolojiyle her şeye hükmedebileceği zannına kapılan, yaratılış sınırlarını aşıp kendi hayatının mutlak hâkimi olduğuna inandırılan "Tanrı İnsan". Modern dünya insana bu zehirli masalı fısıldarken, aslında onu biyolojik ve ahlaki köklerinden koparıp ruhsuz bir makineye dönüştürmenin altyapısını kuruyor.


Bu teknolojik dayatma devasa bir konfor sunuyormuş gibi görünse de arka planda evlatlarımızı sahte mükemmellik vitrinlerinin ortasında derin bir dijital yalnızlığa ve varoluşsal boşluğa sürüklüyor. Ekran başında binlerce sanal takipçisi olan gencimiz, yanı başındaki arkadaşıyla göz teması kuramıyor; kalabalıklar içinde tarifsiz bir tenhalık yaşıyor. Sabrederek, emek vererek, ter dökerek elde edilen hakiki başarıların yerini, algoritmanın dikte ettiği 15 saniyelik videoların getirdiği anlık hormonal tatminler ve yapay dopamin patlamaları alıyor. 

Bu yıkıcı anafor, en ağır hasarı ise korunaklı zannettiğimiz muhafazakâr aile yapılarımızda bırakıyor. Eskiden evin kapısını kapattığında dış dünyanın kirinden korunan aile, bugün cebindeki ekran vasıtasıyla en mahrem odasında bu kuşatmayı yaşıyor. İnancın, ahlakın ve edebin nesilden nesile aktarıldığı o asli zeminler, yerini acımasız bir "algoritmik mahalleye" terk etti. Muhafazakâr ailelerin çocukları dışarıdan bakıldığında geleneksel kodları taşıyor gibi görünse de zihinsel ve ruhsal dünyaları bu seküler gösteri evreni tarafından sinsice işgal ediliyor. Mahremiyetin buharlaştığı; ibadetin, takvanın ve hatta kutsal mekânların bile birer "beğeni" nesnesine dönüştüğü yeni bir gösteriş tutkusu türedi. 

Meydanlarda şahit olduğumuz izahı zor manzaraların kaynağını tam olarak bu zihinsel savrulmada aramak gerekiyor. Başörtülü bir genç kızın etrafında mini etekli profesyonel dansçılarla kurguladığı o akılalmaz gösteriler veya inancın sembollerini taşıyan başörtülü bir fenomenden, en seküler zihinlerin bile kurmaktan imtina edeceği sözleri işitmemiz tesadüf değil. Dinin şeklen muhafaza edilip içinin algoritmalarca tamamen boşaltıldığı, tüketim çılgınlığı ve popülizmle yoğrulmuş devasa bir yozlaşma bu. Gençlerimizin beyinlerine ve ruhlarına oluk oluk bu dijital lağım akıtılırken, hiçbir ahlak disipliniyle izah edemeyeceğimiz savrulmalar maalesef sıradanlaşıyor.  



İşin en acımasız ve ikiyüzlü tarafı ise bu zehri kodlayanların ve dünyayı yönlendiren sermaye sahiplerinin kendi hayatlarındaki tutumudur. Dünyayı algoritmalarla yöneten o merkezlerin kalbindeki radikal gelenekçi yapılar (örneğin Hasidik Yahudileri) bu dijital dünyayı kapılarından içeri asla sokmazlar. Kapalı devre yaşar, aile başına 10-15 çocukluk inanılmaz bir nüfus artışıyla varlıklarını muhafaza eder, ABD sisteminden ciddi eğitim ve sağlık destekleri alırken telefonu sadece zaruri bir haberleşme aracı olarak kullanırlar. Ne kendilerine ne de çocuklarına asla akıllı telefon satın almazlar. Benzer şekilde, Silikon Vadisi'nin teknoloji guruları da kendi çocuklarını ekransız, dijitalden arındırılmış özel okullara gönderiyor. Zehri üretenler kendi evlatlarını bu dijital anafordan titizlikle korurken, gençlerimize bu vahşi pazarın kapıları sonuna kadar açılıyor.

Hâlbuki İslam’ın koruduğu beş temel değerden biri "aklı korumak"tır. Bugün içine çekildiğimiz bu dijital anafor; zihinleri işgal ederek aklı, bozduğu toplumsal ahlak ve dinamitlediği aile ocağıyla nesli, felç ettiği muhakeme yeteneğiyle de dini sırat-ı müstakim üzere kavrayıp yaşamayı topyekûn yok ediyor. Kendi inançlarını ve nesillerini kapalı kapılar ardında dijitalden yalıtarak koruyanlar, bizim medeniyetimizin yapı taşlarını algoritmalar eliyle un ufak ediyor. İşin en acımasız tarafı, bu yozlaşmayı durdurmak için en ufak bir tedbir almaya kalktığınızda bizzat kurtarmaya çalıştıklarınızın direnişiyle karşılaşacağınız bir vasatın oluşmasıdır. Ekranların hipnotize ettiği kitleler olarak, kendi felaketimizi avuçlarımızda taşıyor, celladına âşık mahkûmlar gibi bu zehirli düzene boyun eğiyoruz.

Tam da bu eşikte, medeniyetimizin sarsılmaz irfanına tutunmak zorundayız. Hz. Mevlânâ’nın, "Ahlaksıza ilim vermek, eşkıyanın eline kılıç vermek gibidir" sözü, çağımızın ahlaktan soyutlanmış teknoloji merkezlerini ve o kılıcı tutan elleri kusursuzca tarif eder. Merhum Prof. Dr. Teoman Duralı hocamızın sıklıkla haykırdığı gibi: "Ahlakın olmadığı yerde bilim de bilim insanı da birer cellattır ve insanlık için en büyük tehdittir." Çağımızın asıl krizi bilgi eksikliği değil, ahlaktan soyutlanmış bu teknoloji canavarıdır. Zihinlerimizi bu modern prangalardan kurtaracak iradeyi kuşanmazsak; "Homo Deus" kibrine kapılmış bir dünyada, Yaradan'ın halifesi olma vasfımızı kaybedeceğiz. İnsanlığımızı dijital bir panayıra çeviren bu yozlaşma karşısında sarsılmıyorsak, çalacak başka bir alarm zili kalmamış demektir.


Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23