• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Refik Tuzcuoğlu
Refik Tuzcuoğlu
TÜM YAZILARI

Coğrafyanın yeni ekseni

11 Ağustos 2026
A


Refik Tuzcuoğlu İletişim:

Coğrafyanın yeni ekseni
REFİK TUZCUOĞLU 

Mekke’deki El-Safa Sarayı’nda atılan imzalar, sadece üç ülkenin diplomasi trafiğini taçlandıran bir buluşma değil; son bir asırdır dış güçlerin vesayetinde şekillendirilen bir coğrafyanın kendi kaderini eline alma iradesidir. Kamuoyunda ve uluslararası basında "İslami NATO" tezahüratlarıyla yankı bulan bu tarihi hamle, görünürdeki askeri iş birliği metinlerinin ötesinde, bölgesel dengeleri kökünden sarsan bir netice doğurdu. Yıllardır başkalarının çizdiği haritaların ve ihraç ettiği güvenlik modellerinin gölgesinde yaşayan bölge, ilk kez kendi savunma mimarisini inşa etme cesareti gösteriyor.

Güç Sacayağı

Anlaşmayı klasik savunma paktlarından ayıran en temel özellik, tarafların birbirini pürüzsüz bir biçimde tamamlayan asimetrik güç unsurlarıdır. Türkiye; NATO standartlarında disipline edilmiş tecrübeli ordusu, yerli ve milli imkânlarla ürettiği KAAN, İHA/SİHA sistemleri, MİLGEM projeleri ve elektronik harp üstünlüğüyle denklemin teknolojik ve operasyonel omurgasını oluşturmaktadır. Suudi Arabistan, küresel enerji piyasalarını yönlendiren ağırlığı, İslam’ın kutsal merkezlerindeki konumu ve devasa finansal gücüyle bu teknolojik hamlelerin sürdürülebilirliğini temin etmektedir. Pakistan ise İslam dünyasının tek nükleer gücü olma vasfı ve geniş askeri kapasitesiyle sisteme küresel ölçekte bir caydırıcılık zırhı kazandırmaktadır.

Bu üçlü yapının arka planında basiretli bir diplomatik kademelendirme mevcut. Sürecin başında Suudi Arabistan ile Pakistan arasında hayata geçirilen ikili savunma anlaşması, küresel güç odaklarının ve bölgesel aktörlerin nabzını ölçen bir "diplomatik zemin etüdü" niteliğindeydi. Ankara’nın masaya dâhil olmasıyla süreç başarıyla tamamlandı. Türkiye, 70 yılı aşan NATO tecrübesi, kurumsal disiplini ve teknolojik gücü sayesinde bu yapıyı uluslararası standartlarda meşru ve işlevsel bir küresel odak haline getirmektedir. 


Bölgesel Öz-Savunma

On yıllardır Körfez başkentlerinin güvenlik stratejisi, petrol karşılığında Washington’dan güvenlik satın almaya dayalı tek bir denkleme sıkışmıştı. Fakat bölgede tırmanan krizler, Hürmüz Boğazı ve Kızıldeniz’de patlak veren seyrüsefer kilitlenmeleri, okyanus ötesinden sağlanan koruma kalkanının ne kadar kırılgan olduğunu gösterdi. Dış güçlerin bölgeye her müdahalesi sorunları çözmek bir yana, krizleri daha da akut hale getirmekten başka bir sonuç üretmedi.


Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın "bölgesel sahiplenme" doktrini, işte bu tarihsel tecrübenin kaçınılmaz bir sonucudur. Anlaşmada yer alan ve Birleşmiş Milletler Şartı’nın 51. maddesine dayandırılan "bir üyeye yapılan saldırı tümüne yapılmış sayılır" ilkesi, hiçbir ülkeyi peşinen hedef almayan ama bölgeye müdahale niyetinde olan her odağı durduracak bir kolektif caydırıcılık zırhıdır. Nitekim Tel Aviv’in bölgesel hareket serbestisinin kısıtlanacağı endişesiyle teyakkuza geçmesi, Tahran’ın ise kendi çevresinde şekillenen bu yeni dengeye karşı duyduğu rahatsızlık, paktın daha ilk günden güçlü bir caydırıcılık ürettiğini kanıtlamaktadır. Bölge ülkeleri artık güvenlik ithal eden edilgen yapılardan, kendi güvenliğini bizzat üreten stratejik özerk aktörlere evrilmektedir. 

Jeo-Ekonomik Bütünleşme

Gözden kaçırılmaması gereken bir diğer hayati husus, savunma sanayii ile jeo-ekonomik hatlar arasındaki kopmaz bağdır. "Terörsüz bölge" vizyonu da bu stratejik hedefin kritik bir boyutunu oluşturmaktadır. Güvenliğin tesis edilmediği bir coğrafyada ekonomik refahın yeşermesi mümkün değildir. Türkiye’nin merkezinde yer aldığı Kalkınma Yolu Projesi, Hicaz Demiryolu vizyonu ve Zengezur Koridoru gibi devasa lojistik hamleler, ancak sağlam bir güvenlik şemsiyesi altında küresel ticarete yön verebilir. 

Mekke Anlaşması, Hürmüz ve Babülmendep gibi kritik boğazlarda tırmanan risklere karşı kara ve deniz ticaret yollarının emniyetini garanti altına alacaktır. Suudi sermayesinin Türk savunma sanayii ekosistemine ortak üretim modeliyle girmesi ise Türkiye’yi çok uluslu teknoloji ağlarının stratejik merkezine yükseltecektir.



Tarihsel Bilinçaltı ve Edilgen Siyaset Okuması

Dışarıda bu devasa jeopolitik satranç oynanırken, iç siyasette yükselen itirazlar ise derin bir tarihsel travmaya işaret ediyor. İkinci Viyana’dan bu yana ruhlarımıza işlenen o meşum "daralma psikolojisi", ne yazık ki proaktif her milli hamleden kaygı duyan nörotik bir reflekse dönüştü. Söylemde "mandacılığa karşı" olduğunu iddia edenlerin, pratikte mandacıların dayattığı zihinsel sınırlara hapsolması hazin bir çelişkidir. Coğrafya bize sınır ötesi bir vizyon ortaya koymayı şart koştuğunda hemen "Akdeniz’de ne işimiz var?", "Libya macerasına ne gerek vardı?", "Suriye bizim neyimize?" nakaratlarına sarılmak, adı konmamış bir özgüven eksikliğinin tezahürüdür.

Oysa tarih, milletlerin yelkenlerini rüzgârla doldurduğu ender dönemler bahşeder. Şayet bir milletin siyasi ve entelektüel birikimi bu tarihsel kavşağı doğru okuyabilir ve basiretli bir liderlikle buluşturabilirse, asırlık duraklamalar yerini devasa stratejik sıçramalara bırakır. Bugün bölgesel ve küresel konjonktür olanca riskine ve fırtınalı seyrine rağmen, bu dirayetli okuma sayesinde Türkiye’ye fırsat kapıları açmaktadır.


Sığ iç siyaset hesaplarıyla köpürtülen "Türkiye başkalarının krizlerine çekiliyor" kaygıları ya da "Ankara NATO’dan kopuyor mu?" feryatları; bu tarihi fırsatı göremeyen edilgen bir vizyonsuzluğun ürünüdür. Oysa Türkiye, bir yandan NATO yükümlülüklerini sürdürürken, diğer yandan stratejik özerkliğini pekiştirmektedir. 

Üçüncü Kutbun Doğuşu

Mekke’de atılan imzalar, entegre askeri komiteler ve ortak savunma sanayii hamleleriyle son derece kritik bir kurumsallaşma sürecini başlatmıştır. Mısır gibi stratejik aktörlerin de eklemlenme potansiyeli taşıyan bu yeni mimari, Doğu ile Batı arasında sıkışıp kalan Orta Doğu’yu küresel dengelerin belirleyici "üçüncü kutbu" haline getirmeye adaydır. Tarihin hızlandığı bu eşikte, pasif kalmayı erdem sanan edilgen yaklaşımlara rağmen Türkiye, kendi eksenini inşa etme kararlılığından asla vazgeçmeyecektir.


Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23