Allah’ın Nizamı İslâm (57)
Allah’ın Nizamı İslâm (57)
Prof. Dr. Yusuf Özertürk
B- İSLÂM DEVLETİ
4- İSLÂM DEVLETİNDE KUR’ÂN ANAYASADIR
b-Kur’ân’da devlet yönetimi ile ilgili temel hükümler
7-İslâm Devletinde Devlet Başkanılığı
c- Devlet Başkanı olarak Hz. Peygamber(sav)
6-Hz. Peygamber, Devleti Adaletle yönetti
*Adalet; hak, hakkaniyet, ölçülülük anlamlarına gelen bir erdem ve hukuki terimdir. İslâm devletinin kaynağı Kur’ân hükümleridir. Dolayısıyle aynı zamanda bir devlet başkanı olan Hz. Resûlellah (sav) Kur’ân hükümlerine dayanan adil bir idare kurmuştur. Allah, Kur’ân’da “Ölçüyü tam tutun, eksik verenlerden olmayın (hakka-hukuka riayet edin.) Doğru terazi ile tartın (adalet terazisini bozmayın.) İnsanların hakkı olan şeyleri kısmayın (hakkı olanların hakkını onlara verin). Bozgunculuk yaparak yeryüzünde karışıklık (fitne) çıkarmayın” (1) demektedir. Hz. Peygamber de, Medine İsâm devletinde bir devlet başkanı olarak, insanlara hak ettikleri şeyleri vermiştir. Bu konuda Hz. Resûl-ü Ekrem şöyle buyurmaktadır; ‘İnsanların en hayırlısı, hak sahiblerine haklarını verendir. Hak sahiplerinin haklarını zahmetsizce alamadığı bir millette (devlette) hayır yoktur ve o millet (devlet) iflâh olmaz.’ (2)
Adil olmayan bir devlette; insanların can, mal ve nesillerini korumaları mümkün değildir. Adil olmayan bir devlette, zulüm hüküm sürer ve sosyal barış temin edilemez. İslâm devleti sosyal bir devlettir. Bu devlette insanların sosyal hakları korunmuş ve haksız rekabetler önlenmiştir. İslâm devletinde devlet başkanı ile tebâ arasında hukuki olarak bir fark yoktur. Çünkü hiçbir kimse Kur’ân anayasasının dışına çıkamaz. Halk adil olunca, adaletli olan kimseleri seçeceklerdir. Yüce Allah devlet idaresi ile ilgili olarak şöyle buyurmaktadır; “Ey iman edenler! Allah için hakkı titizlikle ayakta tutan (hakka riayet eden), adalet ile şahitlik eden kimseler olun. Bir topluma olan kininiz, sakın sizi adaletsizliğe itmesin. Adil olun! Bu takvaya daha yakındır. Allah yaptıklarınızdan haberdardır.” “İşte onun için Sen (Resûlüm) çağrına (Tevhide) devam et ve emrolunduğun gibi dosdoğru ol...” (3)
Aynı şekilde Allah; “Allah, size emanetleri mutlaka ehlin e(liyakâtli olana) vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman da adaletle hükmetmenizi emrediyor. Doğrusu Allah, hakkıyla işiten ve hakkıyla görendir.” (4) diyor. Bu ayetlerde açıkça görülüyor ki, İslâm devletinde; idareciler devleti adaletle yöneteceklerdir. İslâm devletinde, Hz. Resûl-ü Ekrem Kur’ân anayasasına titizlikle uymuştur. O’ndan sonra gelen devlet başkanı ve idareciler de Kur’ân anayasasına uymak zorundadırlar ve keyiflerine göre hareket edemezler. İslâm devletinde; devlet başkanı ve yöneticileri denetleyen bir şûrâ (meclis) ve yargı mekanizması vardır. İslâm’da; adaletle yöneten, yargıya, meclise müdahale etmeyen adil devlet başkanına yönelik müjdeler de verilmiştir. Bu hususta Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur; ‘Verdiği hükümlerde (idarede), ailesinin ve halkın yönetiminde adaletli davranan yöneticiler, kıyamet gününde Allah’ın yanında nurdan yüksek koltuklar üzerinde otururular.’ (5)
Hz. Peygamber ‘Adil Davranmamakla’ Suçlandı
*Abdullah İbni Mes’ud’un (r.a) şöyle dediği rivayet edilmektedir. ‘Hz. Resûlullah, Huneyn Savaşı ganimetlerini taksim ederken bazı kişilere diğerlerinden fazla hisse verdi (kalplerini İslâm’a ısındırmak için). Bunu da gazilerin paylarına düşenden değil de, Beyt-ül male (hazineye) ayrılan kısımdan verdi. Bunun üzerine bir kişi: ‘Vallahi bu taksimde hakkâniyet yoktur, Allah rızâsı da gözetilmemiştir’ diyerek Hz. Peygamber’e dil uzattı. Ben de, ‘Allah’a yemin ederim ki bunu ben Resûlullah’a söyleyeceğim, dedim. Gittim, adamın söylediklerini anlattım’. O sırada orada bulunan Hz. Ömer(ra) bu duruma öfkelenerek adamın boynunu vurmak için Hz. Resûlellah’dan izin istedi. Hz. Peygamber izin vermedi. Hz. Resûlellah kendisi hakkında ileri-geri konuşan kişiye ‘sen de kimsin, bir devlet başkanına nasıl böyle konuşursun, atın bunu içeri, vs’ dememiş ve onu cezalandırma yoluna gitmemiştir. Ancak şöyle demiştir; ‘Allah ve Resûlü de adâlet etmezse, hiç kimse adâlet etmez’. Daha sonra da şöyle buyurdu; ‘Allah, Mûsâ’ya rahmet etsin. O, bundan daha ağır bir ithama maruz kalmıştı da sabretmişti.’ Allah’ın Peygamberi kendi nefsinin hevesine göre hareket etmez. Bunu insanların bilmesi gerekirdi. (6)
Yüce Allah, Resûlünü doğrulamış ve şöyle buyurmuştur; “İçlerinden bazıları da, sadakaların dağıtımı hususunda sana itiraz ediyorlar. O sadakalardan onlara verilirse hoşnud olurlar, verilmezse, hemen öfkeleniverirler.”
“Eğer onlar Allah ve Peygamber’inin kendilerine vermiş oldukları şeylere razı olsalar ve ‘Allah bize yeter; O ve Peygamberi bol nimetinden bize verecektir; doğrusu biz Allah’a gönül bağlayanlardanız’ deselerdi, daha hayırlı olurdu.” (7) Devam edecek...
Kaynakça
1-Şuarâ, 181-183.
2-Buhârî, Savm-51. Edeb-86.
3-Maide-8. Şurâ-15.
4-Nisâ-58.
5-Müslim, İmare-5.
6-Buhârî, Edeb-53. Müslim, Zekât-145.
7-Tevbe-58, 59.