• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Nusret Reşber
Nusret Reşber
TÜM YAZILARI

Rabbimizin kutlu misafirini karşılarken…

23 Mart 2023
A


Nusret Reşber İletişim:

 

Allah’ın her emri gibi ramazan orucu da bize Rabbimizi, O’na kul olduğumuzu hatırlatır. Allah’ı ve O’na kulluğu hatırlatmayan, bizde bir değişiklik oluşturmayan her ibadette bir sıkıntı olduğu kesindir.

Yüce Allah müminlerin bir özelliğini şöyle açıklıyor:

“Müminler ancak o kimselerdir ki; Allah anıldığında kalpleri ürpertiyle titrer, O’nun ayetleri okunduğunda imanlarını artırır ve yalnızca Rablerine tevekkül ederler.” (Enfâl 2)

Evet, her ibadetin kendine has bir özelliğinin olduğunu bilmekteyiz.

Kalbi, bedeni, mali ibadetler, hem bedeni hem mali ibadetler…

Oruç ibadeti de, namaz gibi bedenen eda edilen bir ibadet.

Beş vakit namaz gibi günlük ifa edilen ibadetlerin yanı sıra ramazan orucu yılda bir kez yapılan ibadettir.

Mali gücü yerinde olana fakirlerin hakkı olan zekât, üzerinden tam bir yıl geçtikten sonra eda edilir.

Hac ise hem madden hem bedenen, imkânı olana, ömründe bir kez gerekli olan bir ibadettir.

İbadetlerin makbul olabilmesi için sadece Allah’ın rızası gözetilerek yapılması esastır.

Gösteriş veya başka herhangi bir sebeple yapılmaması gerektiği halde fazla dikkat edilmediğini müşahede ediyoruz.

Oruç ibadetinin kendine has bir özelliği, riya ve gösteriş barındırmamasıdır.

Bilinçli bir şekilde oruca niyetlenen kimsede riya barınmaz.

Buna bağlı olarak ahlaki zaaflardan olan yalan, gıybet, dedikodu gibi davranışlar da orucun sıhhat ve faziletine halel getirdiğini unutmamak gerekir.

Her ibadeti eda etmede örneğimiz, Allah’ın Resulü ve altın nesil Sahabeyi Kiramdır.

Bizim oruç ibadetini yerine getirirken, ramazan ayını ibadet ve itaatle değerlendirirken buna dikkat etmemiz gerekir.

Tüm ibadetlerde olduğu gibi ramazan ayını ihya ederken de esas alacağımız nokta, Resuli Ekrem, Rabbimizin kutlu misafiri ramazanı karşılarken ne yaptı, ona bakmaktır.

Rabbimiz, ramazan ayının önem ve faziletini beyan ile şöyle buyurmaktadır: “Ramazan ayı, insanlar için bir hidayet rehberi, doğru yolun ve hak ile batılı birbirinden ayırmanın apaçık delilleri olan Kur’an’ın indirildiği aydır. Öyle ise içinizden kim bu aya ulaşırsa onu oruçlu geçirsin.” (Bakara 85)

Ayette bir tarafta Kur’an’ın indirildiği zaman dilimi olması hasebiyle ramazan ayı yüceltilirken diğer tarafta Kur’an’ın gönderiliş amacı ortaya konularak ilahi kitaba yönelmemize ışık tutuluyor.

Bize ulaşan rivayetlerde, her ramazanda Cebrail (a.s.), Resulullah (s.a.s.) Efendimizi ziyarete gelir ve karşılıklı Kur’an tilaveti yapılırdı. Mukabele ismi de buradan gelir.

Buna bağlı olarak dünyanın dört bir yanında özellikle ramazan ayında cami ve mescidlerde, evlerde Allah’ın bize ilahi armağanı olan kitabını tilavet ederiz.

Bu güzel uygulamanın yanında unuttuğumuz ve eksik bıraktığımız bir husus var.

Efendimiz ve sahabesi Kur’an’ı hayatlarında tatbik ettiklerinden ne okuduklarını anlıyorlardı.

İbni Mes’ûd ( r.a.) başta olmak üzere birçok sahabenin ifadesi şöyledir: “Biz on ayeti öğrenip, hayatımıza geçirmedikçe başka ayetlere geçmezdik.”

Örnek neslin tabileri olarak bize gelince (özel bir eğitim almış olanlar hariç) Kur’an’ı anlamaktan uzağız.

Bizim üzerinde durmamız gereken birinci husus, bize doğru yolu gösteren, hak ile batılı birbirinden ayırt eden kitabımızı hatimle okumanın yanı sıra anlamına yoğunlaşmamız ve onun içeriğini hayatımıza yansıtmak olmalıdır.

İbn Abbas (r.a.), Efendimizin ramazandaki halini şöyle anlatır: “Hz. Peygamber (s.a.s.) hayır konusunda insanların en cömerdi idi. Ramazan ayında Cebrail (a.s.) ile görüştüğünde bu cömertliğinin sınırı olmazdı. Cebrail (a.s.) ile görüşmesi, Ramazan ayı boyunca her gün gerçekleşirdi…”

Efendimiz (s.a.s.) ve sahabesi, bugün yapıldığı gibi orucun asıl hikmeti olan açlığın verdiği tüm meziyetleri kaybettirecek eğlenceli, şatafatlı sofralar kurmaktan, bu ayın güzel anlarını buralarda heba etmekten ziyade yeme-içmede günlük yaşantılarından bir ödün  vermemeleriydi; ne bulurlarsa sahur ve iftarda onu yerlerdi.

Bununla beraber ellerinde olanı kardeşleriyle paylaşabilmek gibi bir yarışın içine girmekten de kaçınmıyorlardı. Bazen sahur yemeden oruç tuttukları gibi bazen de iftar edecek bir şey bulamadıkları olurdu.

Birçok felaketin merkezi olduğumuz bugünlerde sahabenin bu tutumunu buraya not etmeli ve “bizler ne yapabiliriz” diye üzerinde düşünmeliyiz!

Sahabeyi kiram ve Rehberimiz (s.a.s.), Ramazana has bir Müslümanlık oluşturmanın içine girmenin ötesinde, var olan meziyetlerini ramazanla daha da zirveye taşıma gayretindeydiler.

Dozunu artırdıkları zikir, vird, tilavet, sadaka ve infakla Allah’ın rızasına, affına mazhar olabilmeyi hedefliyorlardı.

Ramazan ayını affa mazhar olmak için ele geçmez fırsat bilirlerdi. Bir ömre bedel, bin yıldan daha hayırlı gecenin olduğu bu zaman dilimini kaçırmanın bir daha ulaşılamayacak kadar bir kayıp bilirlerdi.

Şu hadisin mefhumunu idrakle ramazanı diğer ibadetlerine takviye olarak şuurlu ihya etmenin bilincini kuşanmışlardı.

“…Ramazan ayına varmış, ama bu ayı hakkıyla idrak edememiş, mağfiret ve tevbe imkânını kullanamamış kişinin Allah burnunu yere sürtsün…”

Rabbimizin kutlu misafiri ramazanı bu şuurla eda edebilme temennisiyle, Hayırlı Ramazanlar!

 

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

Aminnn

Aminnn

M.Ali

akit gazetesin den Allah razı olsun güzel yazarlar var inşallah Ramazan dan güzellik kazanan müslümanlardan oluruz.
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23