• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Nusret Reşber
Nusret Reşber
TÜM YAZILARI

Paramparça olmamıza tek yürek oluşumuz yetişti

16 Şubat 2023
A


Nusret Reşber İletişim:

 

İlahi ikazları kabul eden de etmeyen de hata ve suçunu itiraf ediyor.

“Bu deprem, bizim kabahatimizin, günah ve türlü haramlara bulaşmamızın karşılığıydı!” diyen de,

“Biz, binalarımızı sağlam yapmadık, malzemeden çaldık, çırptık, tedbir almadık; geldiğini tahmin ettiğimiz tehlikeyi bile bile ikazları dinlemedik…” diyen de aynı noktada birleşiyor.

Bu işleri ayet ve hadislere bağlamayı sevmeyenler çıksa da bu dünyadaki suçluluk itirafımız, ceza gününde insanların suçlarını itiraf etmesine çok benziyor. 

“…Oraya (cehenneme) her bir topluluk atıldıkça oranın bekçileri onlara, ‘Size bir uyarıcı gelmemiş miydi?’ diye sorarlar. 

Onlar: ‘Evet; doğrusu bize bir uyarıcı geldi, fakat biz yalanladık ve Allah hiçbir şey indirmemiştir, siz büyük bir sapıklık içindesiniz demiştik’ derler.

Ve derler ki: ‘Eğer kulak vermiş veya aklımızı kullanmış olsaydık, şu alevli ateştekilerden olmazdık!’ ” (Mülk -11)

Hal böyleyken, iş işten geçtikten sonra pişmanlığın ne yazık ki bir faydası kalmıyor.

Tek farkla ki, hayatta kalana Allah hatalarını düzeltme fırsatı veriyor.

Depremin vurdukları/vurmadıkları

Akrabalarım, -üzülmeyelim diye- bir kaybımız yok dedikleri için ben depremin beşinci günü memleketim Adıyaman’a vardım. Şehir merkezine varmadan köye geçtik. Yolda yeğenlerim, “amca şehir merkezini görmedin değil mi?” dediler. “Hayır!” dedim.

“Amca Adıyaman diye bir şehir kalmamış” dediler.

O zaman aklıma -bir yeğenimi kaybetmenin de acısıyla- ilk gelen şu cümleyi kullandım.

“Yani herkes eşitlendi mi diyorsunuz?”

Zengini-fakiri, ev sahibi-kiracısı, kodamanı-garibanı, devlet ricali-sıradan vatandaşı…

Öyle ya! Bir iki senedir hayat şartlarının daha da kötüye gitmesi için elimizden ne geldiyse yapmadık mı?

Her şeyin fiyatı iki katına çıkarken, biz de ona katkıda bulunmadık mı?

Dolar dedik, enflasyon dedik her şeyi tavan yapmak için adeta zam yarışına girdik.

Kiraları yükseltmek için ya garibanın altından kalkamayacağı rakamı söyledik, ya da gayrimenkulümüzü daha yüksek rakama kiraya vermek için kapıyı gösterdik kiracımıza.

Ev, araba almak için kapora verenlerin paralarını rakamlar yükseldi diye geri verdik, fakir fukaranın başını sokacağı eve gözyaşları arasında onları hasret bıraktık.

Ve 10 ili yerle yeksan eden bu deprem bile o unuttuğumuz insanlığımızı geri getirmedi.

Depremzede günlerce açlık çekerken biz, “elimizdekilerin fiyatlarını nasıl artırabiliriz” vicdansızlığına tevessül ettik.

Millet verdiği kayıplarının acısıyla kıvranırken, elindekileri bile, “ben bu acıyla ne yapayım bunları?” diyerek terk ederken biz, (insanlık kanı olmayanları kastediyorum) nasıl yağmalama, depolama ve hırsızlık yapabiliriz” gibi hayvandan daha aşağı bir alçaklığa yuvarlanma hesabını yaptık…

Can kaybı veren, taziyesi devam edenler, yetiştirilen yardımlar karşısında duygularını kaybedecek derecede mahcubiyet ve vakur içinde duruş sergileyerek, “bizim ihtiyacımız yok kardeş, daha çok ihtiyacı olanlar, ulaşılamayan kırsal yerler var, oraya götürün!” derken hemen iki adım ilerisinde içimizden birileri ihtiyacımız olmadığı halde “gelen yardımları nasıl istifleyebiliriz” açgözlülüğünü sergiledik.

Evet, deprem geniş bir alanı vurdu ama kimi kalpleri ne yazık ki vuramadı, uyandıramadı!

Dünyanın her tarafından insanlar, “depremzedelerin yaralarını sarmada nasıl katkıda bulunabilirim, elimdekileri onlarla nasıl paylaşabilirim” yarışını sergileme erdemliğinde bulundu.

Kimi elindeki iki elbisesinden, ayakkabı, çorabından birini yardım bölgelerine ulaştırırken, kimi de -enteresan gelecek size- elindeki yarım kalmış tuz torbasını ağzını öyle bağlayarak gönderdi. Bu ne muhteşem bir duyarlılık! Hem duyduğumda hem yazdığımda kendimi kaybettim.

Kendisi muhtaç durumda, ama alicenaplığı, kullanmakta olduğu son tuzunu göndermeye mani olmuyor.

Dikkatimi çeken bir iki husus…

Ben memleketim olma hasebiyle sadece Adıyaman’da kalabildim. Haberlerde duyup izlediklerimle orada gördüklerim tamamen farklı.

-Ne yazık ki Adıyaman İli depremde de unutuldu! 

Depremin en çok yıktığı bir iki ilden biri olduğu halde yardım ve kurtarma ekipleri ancak 3., 4. günden sonra gelmeye başladı!

Hepsi değilse de yarıya yakını yerde şehrin… Kalan binalarda da yaşanılacak vaziyet gözükmüyor. Bu yanlış nerden kaynaklanmış, araştırılıp açıklığa kavuşturulmalı ve oradaki acılı insanların duyguları art niyetli insanlara terk edilmemeli!

-Şehrin etrafını sarmalayacak şekilde üç noktada TOKİ evleri var ve hiç birinde en ufak bir hasar yok! Eski ve yeni emniyet müdürlüğü, Vali konağı, hastane gibi kamu binalarının hiç birinde de (1985’lerde yapılan belediye binası hariç) hasar yok. Vatandaşların kendi imkânlarıyla yaptığı çoğu evlerde de kimi duvar çatlakları dışında sorun gözükmemekte…

Ama işini düzgün yapmayanların diktiği “mezar binalar” yenisi-eskisi denilmemiş, hepsi tuz-buz yerde…

-Öldüren de öldürmeyen de her şeyin arka planını en iyi şekilde bilen Allah Teâlâ’dır. Kur’an da geçen “Kullarımızdan bir kul…” ile Musa (a.s.)kıssasındaki gibi bilemediğimiz nice sebep ve hikmetler olabilir. Allah tekrar hayatlarını kaybedenlere rahmet eylesin, yaralılara şifalar versin ve hepimize sabırlar ihsan eylesin…

 

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

Ali Hoca

Bir Adıyamanlı depremzede olarak, Adıyaman in dışında olmamızdan, Allah a şükür can kaybimiz yok. Ama evimizin bulunduğu site yerle bir oldu.Sadece bizim blokta komşularımızdan 31 can gitti.En büyük acımız bu ve Türkiye'nin genelinde giden canlar.Mekanlari cennet olsun inşallah.Rabbim yakınlarına sabır ve metanet versin. Biz de evlerimizin çok sağlam olduğunu biliyorduk. Çünkü 2000 yılında inşaatı başladı,ama demek ki değilmiş. İnşallah ihmal durumu varsa hesap sorulur.Ulkemizin başı sağolsun.Rabbi bir daha böyle acılar göstermesin inşallah.Amin.

SIDDIK

Deprem bölgesine ölenlere rahmet yaralilara acil şifalar versin DUA onunla
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23