• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Nusret Reşber
Nusret Reşber
TÜM YAZILARI

Geçmişe dönme fırsatı tanınsa ne yapardık?

24 Ağustos 2023
A


Nusret Reşber İletişim:

Her insan, geçmişinde bir eksiklik bıraktığı gerekçesiyle mutlaka geri dönmek ister.

Geride bıraktığı hayatı acılarla, yoklukla geçen de, bir dediği iki edilmeyen ve varlık içinde gözünü açan da bu düşünceye sahiptir.

Hayatı açlık ve sefaletle geçen, “şunu şöyle yapsaydım veya yapmasaydım bu durumda olmazdım…” düşüncesiyle tekrar bir fırsat verilmeyi arzular.

Durumu iyi olan da, daha fazlasına ulaşmak ve denemediğini denemek için geri dönüş temennisinde olur.

İnsanın hayatı, hata ve pişmanlıklarla doludur.

Ve insan çok doyumsuz ve halinden memnun olmadan yaşar.

Ama her insanın başından geçenler diğeriyle benzerlik arz eder.

İnsan, gireceği bir sınavın günü ve saati yaklaştığında öncesinde çalışmadığı halde “keşke zaman olsa da biraz çalışabilseydim” der. Bir şekilde sınav ertelenir, bakarsınız sınav günü yine çalışmamıştır…

Bir borcunu ödemek için ya da herhangi bir hususta bir yere gitmesi/başvurması gerekir, zaman darlığından şikâyet eder. Zaman tanındığında ise aynı hatayı yapar.

İnsanoğlu geçmişten ders almayı çabuk unutur.

Verdiği sözleri rahata kavuştuğunda, fırtına dindiğinde hiçbir şey olmamış gibi çarçabuk unutuverir.

Geçen hafta memleketimdeydim, deprem bölgesinde…

Depremin verdiği acı ve ıstırapların sıcak olduğu günlerde de oradaydım; çoğu insanın abdestsiz koştuğu cami ve mescidler, ibadet yerleri şimdi baktım hepsi bomboş.

Hayır, normal vakit namazlarından bahsetmiyorum, Cuma Namazında gittiğim camide cemaat yok denecek kadar azdı. Bu normal değil!

Oysa bulunduğum mahalde aynı insanların sabah namazı girmeden, gecenin 3’ünde tarlalarında “altın sarısı” tabir ettikleri tütün için çalıştıklarına şahidim.

Açlık korkusuyla da değil bu çalışkanlıkları!

Evinin önündeki traktörü, arabayı bir üst modele dönüştürmek, yanına ikinci, üçüncü aracı çekmek için bir çabanın içinde olduklarına vakıfım.

Rabbimiz biz insanın durumunu güzel özetliyor: “Malı da pek çok seviyorsunuz.” (Fecr 20)

Ve bu arada zihnimde insanın iki temenni hali canlanıyor.

Kur’an ve Hadislerde öldükten sonra iki sınıf insanın talep ve temennisi...

Bakıyorum, her iki sınıf insanın temennisi de (dünyada hayat tarzları tam aksi olsa da) aynı yola çıkıyor.

Dünyada zevk ve sefaları uğruna hayatlarını tüketenler, Rablerinin çağrısına sağır ve duyarsız kalanlar şöyle anlatılıyor:

“Nihayet onlardan birine ölüm gelince, ‘Rabbim! Beni dünyaya geri gönderiniz ki, terk ettiğim dünyada salih bir amel yapayım’ der. Hayır! (mümkün değil).  Bu, sadece onun söylediği (boş) bir sözden ibarettir...”  (Mü’minûn 99,100)

Bir de Allah yolunda şehid olup, cennete girenler örnek veriliyor:

Resûlullah (s.a.s.)  şöyle buyuruyor: “Cennete giren hiçbir kimse, yeryüzündeki her şey kendisinin olsa dahî dünyaya geri dönmeyi arzu etmez. Sadece şehid, gördüğü ileri derecedeki itibar ve ikram sebebiyle tekrar dünyaya dönmeyi ve on defa şehit olmayı ister.” (Buhârî, Müslim)

Görüldüğü üzere hem cennetle mükâfatlandırılan, hem de cehennemle cezalandırılan dünyaya geri dönmeyi arzulayacak.

Fakat ne mal/mülk biriktirmek ne de eğlenmek, sefa sürmek için değil bu arzuları!

Her ikisi de iman edip iyi amel işlemek, Allah’ın razı olacağı ameli sergilemek için dünyaya tekrar dönmek isteyecek…

İki sınıf da yarıda bıraktıkları, dünyada yaşarlarken pişmanlık duydukları gibi dünyalık için dönmek isteğinde değiller.

“Mal biriktireyim, gençliğimin, hayatımın kıymetini bileyim, gezmediğim, görmediğim yerleri gezip göreyim” diye değil!

“Çocuğuma, aile efradıma biraz daha mal biriktireyim, onları zengin bırakayım” diye de değil!

“Allah’ın ahirette beni karşılaması, beni mükâfatlandırması ve daha üst zirvede yer vermesi için gerekli olan hangi güzel amel varsa onu sergileyeyim” diye geri dönmek isteyecek…

“Bütün zamanımı Allah’ın rızasını kazanmaya adayayım da ahiretteki karşılığım daha fazla ve en üst dereceden olsun” diye dünyaya geri dönmek isteyecek. 

Ne yazık ki, cennetlik dahi olsak, bunun mümkün olmayacağı bize haber verilmekte.

Ve elimizdeki fırsatları daha iyi değerlendirmemiz, altı çizilerek istenmekte…

“Ama yeryüzü parça parça döküldüğü, Rabbin(in emri) geldiği ve melekler saf saf dizildiği zaman (her şey ortaya çıkacaktır). O gün cehennem de getirildiğinde, insan işte o gün yaptıklarını birer birer hatırlayacaktır. Fakat bu hatırlamanın ona ne faydası var! (İşte o zaman insan) ‘Keşke bu hayatım için bir şeyler yapıp gönderseydim!’ der.”

Bu açık uyarılara rağmen bugün tüm çabamız, ya mal ve evlat çoğaltmak için ya da zevk ve sefamızdan geri kalmamak için (kulluk için verilen) ömrümüzü heba ediyoruz.

Oysa Allah’a ibadet ve itaatin olmadığı bir hayat ancak ölü bir hayattır.

Ölü bir hayat ile ibadet ve itaatin dolup taştığı bir hayat nasıl bir olsun?

“Görmeyen ile gören, karanlık ile aydınlık, gölge ile sıcak bir olmaz. Diriler ile ölüler de bir olmaz…” (Fatır19-22)

Geriye dönme imkânı olmayacağı halde yarın pişmanlık sergileyip, “beni dünyaya geri gönder ki, terk ettiğim dünyada güzel işler yapayım”! gibi geçersiz veboş talepte bulunmadan önce bugün aklımızı başımıza almak daha akıllıca olmaz mı?

Bir bela ve musibetle karşılaşmadan, elimizde zaman ve imkân varken Rabbimizi tanımamız, emir ve yasaklarına duyarlı olmamız icabet etmez mi?

 

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

Orhan Çobanoğlu

Tebrikler, teşekkürler.İkaz edici, iğneleyici bir yazı.Selamlar.

Nas

Yapmayalım dön dolaş aynı yere geleceksek.
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23