Bizi ancak “İslam Sözleşmesi” kurtarır!
Ülkemizin yüzde 99’u Müslüman kabul ediliyor! “Dine saygılıyız” deniliyor!
Dindarların oy’una da bütün siyasi partiler talip!?
Başta kadın hakları olmak üzere insan haklarına riayet edilmesini hepimiz, her platformda arzulayıp deklare ediyoruz…
Bu bile fıtratımızın bizi neye uygun gördüğünü ortaya koymak için yeterli delildir.
Ali Erbaş’ın, “Her doğan fıtrat üzere doğar. Sonra anne babası onu Yahudi yahut Hıristiyan veya Mecûsî yapar…”(Buhârî, Müslim) hadisi üzerinden hedefe konulduğu peygamber sözü de bunu açıklar.
Yüce Allah’ın: “Size nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslâm’ı seçtim…” (5-Maide 3) buyruğu da İslam’ın evrensel prensiplerini hayatımıza taşımamızı gerekli kılmaktadır.
Zira şu ana kadar İslam Esasları’nın dışındaki her yaşam modelini denemiş bulunmaktayız; İslam’ın kıyamete dek değişmez en doğru prensiplerini hayata taşısak ne kaybederiz?
Her gün yeni katliamlara gözümüzü açıyoruz, aklımızın, mantığımızın kabul etmediği vahşetlere şahit oluyoruz. Düzelmeyen toplum gidişatının varlığından hepimiz bir şekilde dertliyiz. Bunun sebeplerini, kapısından her defasında -Müslüman olduğumuz için- geri çevrildiğimiz Avrupa’nın dayatması olan “İstanbul Sözleşmesi” gibi metinlerin varlığı/yokluğu şeklinde göremeyiz!
Oysa ana sebep, Allah’ın bizim için koyduğu hayat tarzı İslam’ı rafa kaldırmamızdır!
Bu sebeple diyorum ki, gelin, samimiysek, her şeyi güzel yaratmayı bilen, hakkımızda neyin hayırlı ve neyin şerli olduğunu en iyi bilen Yaratıcımızın, kıyamete dek güncelliğiyle geçerliliğini koruyacak olan eşsiz, değişmez buyruklarını uygulamaya koyalım.
Zira en güzel hayat kanunu, O’nun buyruğudur:
“Onlar hâlâ cahiliye devrinin hükmünü mü istiyorlar? Kesin olarak inanacak bir toplum için, kimin hükmü Allah’ınkinden daha güzeldir?” (5-Maide 50)
Sonra sonuçlarını görelim.
Suç oranı düşüyor mu düşmüyor mu?
Huzur mu huzursuzluk mu artıyor, o zaman görelim.
Olmaz mı?
Hazır herkesin de mevcut iktidardan kurtulmaya çalıştığı ve “Helalleşme seferberliği”nin dolaştığı bir dönemde…
İktidarını sürdürmek isteyen hükümet kanadı, kısmen de olsa dile getiriyor zaten.
Cumhurhurbaşkanı Erdoğan, faizle mücadelesine, İslam’ın prensiplerini dayanak gösteriyor, “bu konuda nass var” diyor, mesela.
“nass” denilen ayetlerden biri: “Faiz yiyenler, şeytan çarpmış kimsenin kalkışı gibi kabirlerinden kalkarlar. Bu, onların ‘Alışveriş de faiz gibidir’ demeleri yüzündendir. Oysa Allah alışverişi helâl, faizi haram kılmıştır. Kime Rabbinden bir öğüt ulaşır ve o da bundan vazgeçerse, evvelce almış olduğu kendisine aittir; işi ise Allah’a kalmıştır. Her kim tekrar faize dönecek olursa, öyleleri de ateş ehlidir ve orada ebedî olarak kalacaklardır.” (Bakara, 275)
Haydi, kim harbiyse, samimiyse ve gerçekten iktidara gelme cesaret ve güveni taşıyorsa; buyursun! İktidarıyla, muhalefetiyle ve onları destekleyen bizler, milletin ekseriyetinin hayır demeyeceği İslam’ın öngördüğü esaslara çağıralım!
Ve bırakalım kaldırdığımız ne olduğu belli olmayan ‘İstanbul Sözleşmesi’ni.Dahası, din haline getirdiğimiz ve Allah’ın değişmez hükmüymüş gibi dokunulmaz kabul ettiğimiz izm’lerden müteşekkil yaşam biçimlerini…
Demokrasi ve laiklikle yönetilen bir yerde bunları istemek çok âfâkî sayılsa da bizi dünya ahiret kurtaracak olan “İslam Sözleşmesi”dir. Zira tek değişmez ve dokunulmaz olan Allah’ın hükümleridir.
Demem o ki, İslam’ın öngördüğü ve bugün toplumumuzda iştiyakla ihtiyaç duyulan bazı esasları uygulamaya koymak için hiçbir engel yoktur.
Nitekim bugün toplumun büyük bir kesimi (vatandaşıyla, siyasisiyle) “Artık idam gelsin!” görüşünde...
İçki, kumar vb. (tütün ürünleri de dâhil) tüm zararlı maddeleri hayattan atma vadiyle…
Değil zina-fuhuş, adam öldürme gibi suçları, zararının telafi edilemeyeceği son hallerini önlemeye; ona giden taciz yollarını, ahlaksız yayınları; silahlı eylem ve teşebbüslerini, yönelimlerini daha başından bitirecek yaptırımlar getirelim.
Toplumu zehirleyen tüm şer odaklarının, yuvalarının korkmadan ve kararla üzerine gidileceğine dair projeler hazırlayıp, bir referandumla da olsa milletin önüne getirilemez mi?
Bunun için engel ne olabilir ki? Ve bugün değilse ne zaman?
Tabii şunu da biliyorum, bunları daha düşünme aşamasında dahi mevcut yasalarımızdaki tehditlerle karşı karşıya bırakmak isteyenler olacak!?
“Şuna dokunamazsın!”
“Şunu konuşamazsın ve hatta düşünemezsin; suçtur, yasaktır…”
“Bu yapmak istedikleriniz, Türkiye Cumhuriyeti’ni yıkmaya ve ortadan kaldırmaya teşebbüstür…; cezası da, …’dan başlar, idama kadar gider!”
Nitekim Meclis Eski Başkanı İsmail Kahraman, “Dindar anayasa yapalım” dediğinde de kıyameti kopardılar…
Haksızlığa uğradığı için eylem yapan, bağrı yanık herkes, onlara destek veren sözde insan hakları savunucuları(!).
“Hiç gözaltına alınmadı.” “Gözaltından hemen salıverildi…” “Bu vahşete, birkaç yıl ceza olur mu?” diyen herkesi, Allah’ın kanunlarını yaşanılır hale getirmeye davet ediyorum.
Var mısınız meydanlardan, “Rabbimizin, bizim için uygun gördüğünden başka hiçbir şey acımızı dindirmez” diyerek sesinizi duyurmaya?







