• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Nusret Reşber
Nusret Reşber
TÜM YAZILARI

Birbirimizin şeytanı değil, doğruya ileten iyilik meleği olalım!

09 Aralık 2021
A


Nusret Reşber İletişim:

“Allah’a inandım de, sonra da dosdoğru ol!” (Müslim)  buyruğu gereği hakka, hakikate iman edenler bir farklılık arz ederler (öyle olmaları da gerekir).

Zira iman etmenin beraberinde getirdiği sayısız nimetlerden en barizi, türediği kök itibariyle hem iman edenin kendisine hem de çevresine emân vermesi; güven ve emniyet içine almasıdır.

Emin olunmayan, güven telkin etmeyen insanın imanı(!) da tehlikededir. 

Bu bakımdan kimi insan karşılaşıldığında -tanıdık olsun, olmasın- sıcaklık duygusu verir, dost gibi huzur ışıldar; öyleleri de vardır ki, itici gelir, karşılaşmak istemez insan hiç.

Eşsiz örneğimiz Efendimiz (s.a.s.) Müslüman ve Mümini şöyle tanımlar:  “Müslüman, elinden ve dilinden insanların güven içinde olduğu kimsedir; mümin de insanların malları ve canları hususunda kendisine güvendiği kimsedir.” (Nesai, İman)

İslam’ın doğduğu sırada Mekke ve çevresi birçok değer gibi emanetin de çiğnendiği, ayaklar altına alındığı bir yer olarak bilinir.

Bundan hoşlanmayan İslam ve İmanın tebliğcisi Resulullah’a bakıyoruz, o sırada alacağını alamayan yabancılara yardım ediyor, haklarını gasp edenlerden alan kişi oluyor. Daha ileriki dönemlerde -Medine’ye hicret edinceye kadar- bir inat uğruna kendisine iman etmeyen müşriklerin dahi emanetlerini teslim ettikleri bir emanet ve emân merkezi olduğunu göreceğiz. Öyle ki hicret ettiğinde elinde bulunan o emanetleri sahiplerine teslim etmesi için Hz. Ali’yi Mekke’de bırakır.

Bugün inananlar olarak evvela bizler, Mümin kimliğimizle hem kendimizi hem de çevremizi en güzel bir “emân limanı” kılmaya bakmalıyız. Bu bir yükümlülüktür.

Müslümanlar, Peygamberimizin ifadesiyle toplum için bir bedenin kalbi gibidir. Tüm bedenin sıhhat ve afiyette kalması veya tam tersi ifsada uğraması bu kalbe bağlıdır.

“…Dikkat edin! Vücutta bir et parçası vardır ki, o iyi olursa bütün vücut iyi olur; o bozulursa bütün vücut bozulur. Bilin ki! O, kalptir.”

(Buhari, İman)

Müminlerin insanlık için bir merkez konumunda olmalarını Rabbimiz de Asr suresinde şöyle işaret buyurur:

 “Zamana yemin olsun ki insanlık zarardadır. Bu zarardan iman edip güzel amellerde bulunanlar, birbirlerine hakkı ve sabrı tavsiye edenler müstesna!” (Asr Suresi)

Bunun kolay olmadığı, biraz çaba istediği de surede vurgulanarak altı şöyle çiziliyor:

İman.

İman ölçüsünde salih amel/ güzel bir yaşayış.

Hakkı ayakta tutma ve buna göğüs germede, zorluluğuna katlanmada sabır tavsiyesi.

Kendimizle beraber toplumu da hüsrandan koruyacak ilk ve tek ölçü budur: İman edenlerin örnek yaşantısı… Sureden bunu anlıyoruz.

Dolayısıyla Müslüman, sergilediği örnek yaşantısıyla bütün çevresinin “iyilik meleği” olmakla yükümüdür. Tek başına kalsa da Müslüman bu idealinden vazgeçmemelidir.

Allah’a olan bağlılığıyla; ibadet ve itaatiyle…

Gerek kendi başına gerek ailesiyle beraber olduğunda.

İster iş yerinde ister toplumun içinde, farklı kalabalıklarda ve hatta kendi memleketinde ya da yabancı diyarlarda olsun bu farklılığını koruyup kollamakla ve tüm insanların hidayet kaynağı olmakla sorumludur.

“Nerde böyle örnek insanlar” demeyelim!

Ben kendimden başlayacağım, eksiklerimi minimize etmek için…

Siz kendinizden başlayacaksınız…

Berrak bir suya atılan taş misali halkayı genişleteceğiz.

Görev ve konumunuz, yaşınız, cinsiyetiniz ve ırkınız ne olursa olsun.

Bu inançla yaklaşamasak sürekli batmaya doğru bir adım daha yaklaşan toplumda ben de, siz de ve herkes batmaya -Rabbimizin ifadesiyle- hüsrana uğramasına mahkûm olur.

Diğer taraftan Allah ve Resulünün tasvip ve arzu etmediği kötü yaşantımızı dayatmaya kalkarsak…

Bir inat uğruna.

Hamakat/anlayışsızlık uğruna.

Mezhebimizin, cemaat ve cemiyetimizin veya liderlerimizin…

Spor takımımızın ya da partimizin hakkı görmemize engel kılan taassubumuzdan vazgeçmeme uğruna yanlışta kalmaya, dahası onu ıslah etmemeye devam edersek, tabir yerindeyse “birbirimizin şeytanı” olursak bu toplum da biz de değişemeyiz. 

Ziraşeytanın görevini devralanlardan hayır namına bir doğruluk beklenemez!

Her fırsatta birbirimizi doğrudan saptırarak amacımız ne olursa olsun doğruya ulaşamayız. 

Ulaşmaya çalıştığımız böyle bir menzil de hayır getirecek, hayır sunacak bir menzil olmaktan uzak olur.

Sonuç, sağlam bir iman, hayırlı bir niyet, Allah’ı razı edecek bir duruş, ancak hayırlı bir akıbete; dünya ve ahiret kurtuluşuna bizi götürebilir.

Bunun ötesi bizi dalalete, uçuruma sürükler.

Gelin konumumuz ne olursa olsun, birbirimizin uçuruma götüren şeytanı değil kurtuluşa götüren iyilik meleği olalım.

Dün gazetemizin pek kıymetli çınarlarından birini daha -Yılmaz YALÇINER’i- kaybettik. Kendisiyle 1999’da tanışmıştım. Akit’in çalışanlarıyla yaptığı bir hasbıhal şeklindeki toplantıda Yılmaz abiye söz verilmişti, o gün şunları söylemişti. “Akit, haksızlığa karşı sert duruşuyla muhalif bir gazetedir; fakat bu sert duruşunu yetersiz bulduğumdan ben de Akit’e muhalifim…” Haksızlığa karşı böyle bir duruşu vardı kendisinin. Allah kendisine rahmet eylesin, mekânı cennet olur inşallah!

 

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

RECEP

Rabbim,ALLAHcc razı olsun,Maneviyat kokan yazı,

samimi

Yazdıklarınızı okurken dahî mutlu oluyor insan...bir de hayata geçirse ne kadar mutlu olur...çok güzel bir hadisi Şerif var...din kardeşinize yardım edin...buyuruyor...ve iki defa tekrar ediyor... ashabı kötülük yapsa da mı?... diye sorduklarında ...din kardeşinin kötülüğüne mâni olmakta bir yardımdır buyuruyor Peygamberimiz sav...
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23