• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Nusret Reşber
Nusret Reşber
TÜM YAZILARI

Aile, cani üretme merkezi oldu adeta!

02 Şubat 2023
A


Nusret Reşber İletişim:

 

Ne asıl (ana-baba), füru’unu (neslini) tanıyor ne füru aslını dinliyor. Bir bundan bir ondan her gün insanlık vahşice, acımasızca kayıplar veriyor.

Günübirlik, anlık arzulara (ebedi ahiret hayatını geçtim) kısacık dünya hayatı bile feda ediliyor. Bu sarhoşluğun nerede biteceğini kestirmek mümkün değil.

Eskide, bir içgüdüyle, es kaza ve çok nadir görülen böyle adli vakaların bugün ulaştığı boyut çok ürkütücü. İnsan havsalasının anlamakta allak bullak olduğu karmaşık seri cinayetlerden, katliamlardan insanın haberleri takip edesi bile gelmiyor artık.

Bazen aynı gün içinde bile benzer birkaç olayla karşılaşabiliyor insan. Eskiden gerçekten çok yoktu da ondan mı duymuyorduk benzer olayları, yoksa medya bu kadar yaygın değildi de ondan mı haberimiz olmuyordu?

“İkisi de etkendir” desek de, bugün olayların çeşitlilik kazanarak arttığı bence daha doğru...

Zira bugün medyanın haber adı altında, “vahşetine dikkat çekeyim, tehlikesini göstereyim” derken allayıp, pullayıp en ince detayına kadar suç olaylarını servis etmesi yeni suçlara daha da kapı aralıyor. 

Bu yüzden de işleyişleri birbirine çok benzer suçlar daha fazla görülmekte.

Gözü dönmüş bir sapık çıkıp, benzeri bir olaya yeltenirken, “bak, karşı koyarsan sonun üniversite öğrencisi... gibi olur” diyebiliyor.

Bu ve benzeri söylemler, haberi yapılan olayların kötü örnek teşkil ettiğini gözler önüne seriyor.

Evet, her gün kulaklarımızı tırmalayan, karşılaşmak istemediğimiz olayların en çok canice işlenenlerden biri de anne babası ayrı olan, boşanma aşamasında, hapiste ya da evden ayrılmış olan çocuklar...

Anne-babadan biri sevgilisiyle birlik olup gaddarca masum çocukların kanına girebiliyor.

Ya da ebeveynlerden biri diğerine kızıp bütün çocuklarını katledebiliyor.

“Ben mutlu değilim, sen de olma.” Veya “senin ciğerini böyle yakarım” demek için…

Başka biri, bir anlık öfkeyle kalkıp bütün ailesini tamamen ortadan kaldırmaya yeltenebiliyor.

Bir kişi, gönül verdiği birini -karşılık vermiyor- diye hunharca öldürebilir mi? Bu kafa yapısıyla evlilik nasıl sağlıklı olabilir?

İnsan sevdiğine kıyar mı? “ben mutlu olamıyorsam sen de mutlu olma” diyebilir mi? Günümüz insanı, sevgiyi de, aşkı da bilmiyor demek! Leyla-Mecnun, Ferhat-Aslı aşkı böyle miydi?

Ya da hiç tanımadığı birini kafası estiği için öldürmek nasıl bir duygu?

Evet, her gün onlarca cinayet haberleriyle sarsılıyoruz!

Ben de kafanızı benzerleriyle daha fazla ağrıtmak istemiyorum.

Ama buna bir çare aramak da lazım derim.

Her konu için “açık oturumlar, tartışma programları” yapılıyor, neden bu konuda kafa yorulmaz? Bunun altındaki gerçek etken nedir, neden kimse üzerinde durmuyor?

Herkesin hayatını meşgul eden siyaset tartışmaları kadar önemli değil mi toplumu derinden sarsan bu olaylar? Bu tehlikenin farkına da varılmalı bence.

Zira aile yapımız elimizden ha bire kayıyor. Aile, cani üretme merkezi oldu adeta!

Hal böyle giderse kimse yarınından emin olamaz.

Zora düşen, başı sıkışan, tehlikeyle yüz yüze gelen her aile gibi senin, benim çocuğum da “evi terk ederim, canıma kıyarım” diyebilir. Birine kurban ya da birini kurban edebilir!

Zira anne-babasını dinleyen pek az ailenin çocuğu ya kalmıştır ya kalmamıştır.

Daha çok pişmanlık duymamak için hâlâ vakit var…

Özümüze dönmeliyiz.

İslam’ın prensiplerine dönmeliyiz.

Kur’an ve sünnetin örnekliğinde ailemizi tekrar yapılandırmaya, derleyip toparlamaya çalışmalıyız.

Ailedeki nebevi terbiye metoduna sarılmayı tekrar denemeliyiz.

Peygamberin, O’nun sahabesinin aile yapısını öğrenmeli, çocuklarımıza öğretmeliyiz!

Buna da ailemize helal-haram lokma yedirmekle başlamalıyız.

Haram ile beslenen bir nesilden ne aileye ne topluma fayda gelmez!

Peygamber ahlakını, sahabe ve İslam önderlerinin ahlakını ailemize yansıtmalıyız.

Namaz kılmayan evladı olmasın diye çırpınan Peygamberin ahlakını... Daha evliliklerin ilk sabahında kızının ve damadının kapısını çalıp, “namaza kalkın, uyandınız mı? Sakın namazı kaçırmayın ha!” diyen bir Nebi hissiyatını kuşanmalıyız.

“İbrahim, bunu kendi oğullarına da vasiyet etti, Yakub da öyle: “Oğullarım! Allah, sizin için bu dini (İslâm’ı) seçti. Siz de ancak Müslümanlar olarak ölün” dedi.” Nebevi duyarlılığını öncelemeliyiz.

Ne dersiniz?

Yoksa “iş olsun da ne iş olursa olsun mu demeliyiz! Karnı doysun da ne ile doyarsa fark etmez” mi demeliyiz?

“Büyüyünce ibadetlerini yapar elbet” mi diyeceğiz?

Evlenme çağı geldiğinde, hiçbir kıstas gözetmeksizin önümüze kim çıkarsa onunla evlendirmek mi lazım yoksa?

Gelin veya damat adayı ararken ilk kıstasımız “dini/diyaneti, ibadete düşkünlüğü nasıldır” mı olmalı yoksa “çocuğunun işi gücü var mı, askerliğini yaptı mı, evi, arabası var mı?” olmalı?

Bu sorularla karşılaştığımızda vereceğimiz müspet-menfi çerçeve, toplumdaki nasibimizi belirler.

Dünyayı öncelersek, en ufak bir sarsıntıda ucu cinayete kadar gidebilecek bir reaksiyonla karşılaşmayı göze almamız gerekebilir.

Manevi tarafı, nebevi örnekliği benimsediğimizde ise Allah’ın izniyle sarsıntılar yaşasak bile ondan toparlamak, geri dönüş daha kolay olacaktır.

Hidayet ve dalalet, zaten Allah’ın elinde olan bir şey. Bize düşen elimizden geleni yapmaktır…

 

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

Erzincan'dan Salih Gürsel Karagöz

Sayın yazarım:Sayın Derya Yanık ve KADEM sizin dediğiniz aile yapı politikalarına nasıl yol versin?Feminizm'e teslim olmuşlar ve Cumhurbaşkanımız seyrediyor.6'lı masada ben daha kötü bir politika izleyecem diyor.Ee!Bu iş nasıl olacak?Cumhurbaşkanının yanında feministler ayak ayak üstüne atıyor.
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23