• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Nusret Reşber
Nusret Reşber
TÜM YAZILARI

Ağlayın, su yükselsin; belki kurtulur gemi…

28 Eylül 2023
A


Nusret Reşber İletişim:

Bir şeyin doğru olduğunu bilmekle doğruya tabi olmak veya bir davranışın yanlış olduğunu kabul etmekle onu yapmamak farklı şeylerdir!

Bir rahatsızlık sebebiyle doktor tarafından verilen/tavsiye edilen ilaçları bulundurmakla, o ilaçları kullanmak arasındaki fark gibi…

Öyle ya doğruya tabi olunca fayda, yanlıştan da uzaklaşınca da zarar beklenir, aksi beklenmez!

Hakk’a tabi olmayı kabul etmeyen inkârcılar için şu örnek verilir: “Andolsun, eğer onlara, “Gökleri ve yeri kim yarattı, güneşi ve ayı hizmetinize kim verdi?” diye soracak olsan mutlaka, “Allah” diyeceklerdir. O hâlde nasıl (haktan) döndürülüyorlar?” (Ankebût 61)

Yıllarca Peygamber bekledikleri halde Muhammed (s.a.s.)’in gelmesiyle, O’na uymayı reddeden Yahudiler için de şöyle buyrulur: “Kendilerine kitap verdiklerimiz, onu (Peygamberi) kendi öz oğullarını tanıdıkları gibi tanırlar. Kendilerini ziyana sokanlar var ya, işte onlar inanmazlar.” (En’âm 20)

Bir hadisinde Efendimiz, şöyle buyururlar:

“…Ben, önceden gidip Havz’ımın başında ikram etmek için bekleyeceğim.

Dikkat edin! Birtakım kimseler, yabancı devenin sürüden kovulup uzaklaştırıldığı gibi, benim Havz’ımdan kovulacaklardır. Ben onlara; “Buraya gelin!” diye nidâ edeceğim. Bana: “Onlar Sen’den sonra hâllerini değiştirdiler, (Sen’in Sünnet’ini terk edip başka yollara saptılar!)” denilecek.

Bunun üzerine ben de: “Uzak olsunlar, uzak olsunlar!” diyeceğim.” (Müslim, Tahâret]

Evvelki gece, Efendimiz (s.a.s)’in dünyayı teşriflerinin yıl dönümüydü.

Asırlardır, her yıl Peygamberimiz (s.a.s)’in doğum yıl dönümü geldiğinde tüm İslam Âleminde, bir hafta, bazen bir ay boyunca Mevlid-i Nebi etkinlikleri düzenlenir... 

Bu güne has Efendimizin güzel hayatını anlatan eserler kaleme alınır.

Bir bütün olarak bakıldığında, “bu anmalar/etkinlikler faydasızdır” denilemez!

Lakin başında verdiğimiz hasta-ilaç örneğinde olduğu gibi efendimizin yolunu yol bilmedikten sonra…

Yalın olarak bilmek ve doğru olduğunu kabul etmek…

Hatta methiyeler dizmek bize çok fayda sağlayamayacağını, başka ifadeyle eksik kaldığını düşünmeliyiz.

İslam Aleminin içler acısı hali de bunu anlatmaktadır zaten!?

Şöyle ki, Kur’an-ı Kerim’den ve son elçinin sünnetinden şüphe duymadığımız halde bunların zıddı istikamette hareket etmemiz birbiriyle çelişki arz ediyor.

Yazımızın başında örnek verdiğimiz ayetlerde, İnkârcı ve Kitap ehlinden inanç bakımından farklı bir noktada gibi dursak da bizi sorumluluktan kurtarmaz!

Ayetler, bütün insanlık üzerine alsın ve gereken dersi çıkartsın, gereğini yapsın diye gönderilmedi mi?

Allah ve Peygamberinin “bu doğrudur, şu yanlıştır” dediklerini doğru kabul et, ama tam aksi yönde hareket et… Bu, kendimizi kandırmaktan başka bir şey değil!.

Kur’an; okunsun, tıpkı Efendimiz ve sahabelerinin, hayatlarında tatbik ettiği gibi amel edilsin diye gönderildi!

Resulullah (s.a.s.) ve diğer elçiler, tabi olunsun, örnek alınsın diye seçilip gönderildiler.

Hayatları ezberlensin, sürekli anlatılıp durulsun diye gönderilmediler!

Halimizi anlatan şu örneğe bakar mısınız?

Meşhur âlim, mutasavvıf Hâtim b. Unvân el-Esamm’ın (ö. 237/851), bir gün yolu Medine’ye düşer.

Halk etrafında toplanınca, Hatim sorar: “Burası hangi şehirdir?”

Halk:“Burası Resulullah’ın medfun bulunduğu Medine şehridir”der.

Hatim, “Bana Resulullah’ın köşkünü gösterir misiniz, orada teberrüken bir namaz kılmak istiyorum” der.

Medineliler: “Resulullah’ın köşkü yoktu. O’nun sade, zemin kat bir meskeni vardı” deyince.

Hatim: “O halde ashabının köşklerini gösterin” der.

Medineliler: “Onların da evleri zemin katlardan ibaretti, köşkleri yoktu” diye cevap verirler.

Hatim: “O halde burası Resulullah’ın değil, Firavunun şehridir desenize” deyince onu hemen valiye götürürler. Valinin yanında aynısını söyler ve Ahzab 21’i okur: “Şüphesiz Resulullah’ta sizin için güzel örnekler vardır”.  Ve sonra, “Siz kimi örnek aldınız, Peygamberi mi yoksa ilk kireç, tuğla inşaatı yapan Firavunu mu?” diyerek valiye ve halka sitem eder. Sonra serbest bırakırlar. (İmam Gazali ihya, 1. Cilt s 172)

Biz de, tüm davranışlarımızla Allah ve Resulü’yle adeta savaş halindeyiz ama O’nu (s.a.s.) ballandıra ballandıra anlatmaktan, bundan övünç duymaktan da vazgeçmiyoruz!

Ne acınacak durumdayız...

Nihat Asyalı gibi “Gel, Ey Muhammed, bahardır. Dudaklar ardında saklı Âminlerimiz vardır!.. Hacdan döner gibi gel; Mi’rac’dan iner gibi gel; Bekliyoruz yıllardır! … Konsun, yine, pervazlara Güvercinler; “Hû hû”lara karışsın Âminler.. Mübarek akşamdır; Gelin ey Fâtiha’lar, Yâsin’ler!” desek kurtarır mı, bilmem ki!

Zira şu ayet geliyor aklıma: “O gün Peygamber: “Ya Rabbî, halkım bu Kur’ân’ı terk edip ondan uzaklaştılar! ” der.” (Furkan 30)

Bir adam, “Yâ Resûlallah, Kıyâmet ne zaman kopacak”  diye sorunca.

Resulü Ekrem, şu soruyu yöneltti: “Kıyamet için ne hazırladın, bakalım?”

Adam: “Ey Allah’ın elçisi! Benim farz ibadetler dışında fazla bir orucum, namazım, verilmiş sadakam yok. Fakat ben Allah’ı ve Resulünü seviyorum” deyince. 

Efendimiz de ona: “Sen sevdiğinle beraber olacaksın” buyurdu.

Bu Hadis’e istinaden, Üstat Necip Fazıl’ın da ifadesiyle, “Ağlayın, Su Yükselsin; Belki Kurtulur Gemi…” diyebilirim…

 

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

kani

afganistandami öyle kadinlar sokaga cikamiyor ulke perisan

YILMAZ DURMUŞ

Müslüman Ülkelerin, perişan hallerinin en önemli sebebi, inandığı gibi yaşamamaktan kaynaklandığı aşikar olup, gün geçtikçe de İslami olmayan hal ve hareketlerin çoğalması, cadde ve sokaklarımızın hayadan yoksun olanlar tarafından kadınlar hamamına çevrilmesi, eşcinselliğin normalleştirilmesi gibi hususlar nedeniyle huzurlu bir İslam dünyasının oluşması mümkün değildir
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23