Zulümdeki eşitliğin kavgası/2
Kavmiyetçilik Müslümanların meselesi değil, Müslümanların Rabbine kafa tutan, dinlerini beğenmeyen münkir ve müşriklerin meselesidir. İslâm hak’tır, haktan yanadır. Her şeyin en doğrusunu en tabiîsini bildirmiştir. Soy-sop, kavim, kabile, aşiret ve ırk kaygılarını, bunların ne zaman zararlı ve yasak; nereye kadar serbest ve gerekli olduğunu Sevgili Peygamberimizden öğrenmek de işin en doğrusudur. Vasile b. el-Eska (r.a.):
“-Ya Resülallah, kişinin soyunu-sopunu (kavmini) sevmesi, kavmiyetçilik (asabiyye) sayılır mı?” diye sormuş, Hz. Peygamber de:
“-Hayır, kişinin kavmine zulümde yardımcı olması kavmiyetçilik (asabiyye) dir” cevabını vermiştir. (El- Müsned/Ahmed b. Hanbel, IV, 107,160, Sünen-i ibn Mace. Fiten: 7)
Demek oluyor ki, bir Müslümanın, yakınlarının, mensup olduğu kavmi, kabileyi, aşireti sevmesi değil, onlara haksızlıklarında ortak ve yardımcı olması kavmiyetçiliktir. Burada bir kez daha hatırlatılması gerekli olan husus şudur: İslâm, tabiî, fıtrî ve haktan yana bir din ve sistemdir. Kişinin hiçbir müdahalesi olmadan mensup olduğu soy-sop, kavmini, aşiretini ve ırkını sevmesi, onları kendisine yakın hissetmesi, daha doğrusu kendisini onlarla aynı sayması pek tabiî bir duygudur. Çünkü o, o çevre içinde kendisinin farkına varmıştır. Ancak bu çevrenin, iman değerlerinin üzerine geçerek haksızlıkları hoş gördürecek düzeyde kişiye etkili olması işte bu gayr-i tabiidir. Hakkaniyete aykırıdır. İslâm’ın hak hedefine temelinden ters düşmektir. Cahiliyye insanının, yani hak duygusu kaybolmuş insanların dediği gibi “ben ve benim soyum-sopum, kavmim, kabilem her zaman haklıdır ve ne olursa olsun ben kavmimden yanayım” anlayışı kavmiyetçiliktir, tefrikadır ve yasaktır, İslâm işte işin bu boyutuna karşıdır. (Hadislerle Gerçekler/İsmail Lütfi Çakan, Sh: 494-495, İst/2005) Nitekim bir hadis-i şerifte sevgili Peygamberimiz (sav): “Zalim de olsa, mazlum da olsa kardeşine yardım et” buyurmuştur. Kendisine sormuşlar:
-Mazlum kardeşe yardımı anladık, fakat zalime nasıl yardım edeceğiz?
Hz. Peygamber (sav) bunun üzerine:
“-Onu da zulmünden vazgeçirtirsiniz. Bu da ona yardımdır.” (Sahih-i Buhari, mezalim: 4, ikrah: 7; Sünen-i Tirmizi, fiten: 68) buyurmuştur.
Diğer yandan yine Ebû Davud’un Suraka b. Malik b. Cu’şum el-Müdilci (r.a.)dan naklettiğine göre Suraka şöyle demiştir:
“Rasûlüllah bize hutbe irad etti. Hutbesinde şöyle buyurdu:
-”Sizin en hayırlınız, günaha girmeksizin, kavim ve kabilesini savunandır” (Sünen-i Ebû Davud, edeb: 112)
Dikkat edilirse, Şeriatullah’ın hududları dâhilinde hak üzere olan kavmine hayırlı işlerinde yardım etmek, yanlarında yer almak, İslam dini’nin emrettiği bir şeyi yapmaktır. Ama kavmi masum insanları öldürürse, evleri, mescidleri ateşe verirse, Kur’ân’ı yakarsa, işte o zaman kavminin karşısına dikilmek, onları bu batıl işlerden vazgeçirinceye kadar kendilerine karşı mücadele etmek, İslâm dinine mensubiyetin gereğini yerine getirmektir.
Her kavmiyetçilik davası yeni bir kavmiyetçilik davasına gebedir. Günü vakti gelindiğinde onu doğurur. Meselâ Türkiye’deki Kürtçülük kavgası, Türkçülük kavgasının bir sonucudur. Her ikisi de şirk adındaki annenin evladlarıdır. Şunu bilelim ki; kavmiyetçilik davasını doğuran Kur’ân’ın ifadesiyle en büyük zulüm olan şirktir. Şirk sorununun olduğu ülkelerde kavmiyetçilik kavgaları sorun olmaya devam eder.
Allah’ın hükmüne ve hâkimiyetine dayalı alternatifsiz İslâm nizamı yerine çok ilahlı beşeri sistemlere hayatlarını bağlamış olan toplumları Kavmiyetçilik belâsından kurtarmanın yegâne çaresi, sadece ve sadece Allah’ın hükmüne ve hâkimiyetine dayalı İslâm nizamına bağlanmaktır. İslâm nizamında hiçbir kavim diğer bir kavim adına dışlanamaz, horlanamaz, hakir görülemez. İnsanları ırklarından, renklerinden, bölgelerinden, lisanlarından, lehçelerinden dolayı kınamak, hor ve hakir görmek, Allah’a şirk koşmak gibi bir cinayettir.
İslâm coğrafyası tek bir kavmin, tek bir ırkın değil, bütün Müslümanlarındır. Allahû Teâla’nın kendileri için takdir ettiğine razı olmayanlar, zalimlerin tâ kendileridir. Kavmimizin, ırkımızın zulmüne kavmimizdendir, ırkımızdandır diye karşı çıkmıyorsak, biz de zulümdeki eşitliğin kavgasına katılmışız demektir. Bilin ki; zulmün kavgası, hem zulüm ve hem de ölümdür. Çünkü kavmiyetçilik; fıtrata, fitrî olana karşı bir suikasttır.







