• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Mustafa Çelik
Mustafa Çelik
TÜM YAZILARI
28 Ekim 2020

Yerleşik kibri aşmak / 2

Hurafelerle yola çıkanlar, kendilerini hakikatten çalanlardır. Din adına, dindarlık adına hurafelerin kapısını çalanlar, dini darlıklarını ibraz edenlerdir. Geleneksel hurafelerin inhisarında kalanlar ile modern hurafelerin inhisarında kalanlar, -farklı yerlerde de dursalar- ortaklaşa hak dine karşı fiilen savaşmaktadırlar. Hurafeler, inhiraftan gelirler. İnsanların hurafeleri, hak dinden inhirafları miktarıncadır.

Memleketlerimiz, meşreplerimiz, mesleklerimiz, hocalarımız, âlimlerimiz birbirinden farklıdır. Memleketlerimizin, meşreplerimizin ve mesleklerimizin hocalarımızın, âlimlerimizin birtakım hatalarının, yanlışlarının olması mümkünattandır. Biz memleketlerimizi, meşreplerimizi, mesleklerimizi âlimlerimizi lâ yuhti ve lâ yüs’el (hata etmez ve hesap sorulmaz) kabul edip hatalarını, yanlışlarını kutsallaştırıp dokunulmaz kıldığımız andan itibaren yerel ve yerleşik bir kibre sahip olmuş oluruz. Bu yerel ve yerleşik kibrimiz, evrensel düşünmemize engel olmakla beraber bizi, bize yapılan nasihatlara karşı da müstağni hale getirmektedir. Bu da tuğyana sebebiyet vermektedir.

Yerleşik kibri aşmak için, Müslümanların nasihatlarına açık olmak gerekir. Nasihate kapalı olan insanlar, toplumlar için tuğyana doyum olmaz. İnsanoğlu tuğyana bulaştıktan sonra haddini aşmada hudut tanımaz.

Tuğyankârın sinesi, hurafeler ambarıdır. Hurafelerden emin olmak kibirdir. Kibir ile hareket edenin hayatı baştan sona kirdir. Yeri gelmişken şunu beyan etmekte fayda vardır: Şer’i şerife uygun olan her şey münasiptir. Şer’i şerif ile çelişen ve çatışan allame-i cihan da olsa münasip değil, şeytana nasiptir.

Allah’ın dinine neyin uygun olup olmadığının aranmadığı, aksine dinin neye uygun olup olmadığının sorgulandığı bir yerde iktidar ve muktedir olan din değil hurafelerdir. Hurafelerle amel etmek, bir yobazlık düzeyidir. Dinin kendisine muhatap bulamadığı toplumlarda revaçta olan yobazlık ve madrabazlıktır. Kişinin yobazlığı, Allah’ın dininden uzaklaştığı miktarla doğru orantılıdır.

“Allah ne buyuruyorsa, Peygamberi ne diyorsa doğru odur” teslimiyetine eremeyenler, yerleşik kibri aşmanın ne denli önemli olduğuna akıl erdiremezler. Yerleşik kibrin önümüze koyduğu hurafeler, itikadi kirlerdir; her zata Allah’ın dininden uzaklaştığı miktarınca bulaşırlar. Yerleşik kibirden kaynaklanan hurafeler, Allah’ın dinine yapılan saldırılardır. Bunlar İslâmî bir usul ve üslupla püskürtülmezlerse zamanla din haline gelirler. Dünyada Allah’ın dininin iktidardan düşmesinin sebebi; dinleyeni olmadığı için değil, anlayanı olmadığı içindir. Dinin Allah’ın muradına göre anlaşılmadığı ve yaşanmadığı bir yerde hüküm sürmekte olan hurafelerdir.

Yerleşik kibrin atmosferinde kalan her hurafecinin dini kendine yeter. Allah’ın dinine verdiği zarar Ebu Cehil’in zararından beter. Hurafeleri din diye savunanlar, insi ve cinni şeytanların karşısında savunmasız kalanlardır. Hurafelerin dinin önüne ve yerine geçirildiği toplumlarda enbiya varisi ulema yok, ama mağdur olan insan çok. Kimin tarafından icad edilirse edilsin, kimin tarafından sahiplenip savunulursa savunulsun, her hurafe dinin kalbine saplanan bir zehirli ok!

Yerleşik kibir adına hadlerini aşarak, “Niçin böyle emretmiş, bence, Kanaat’ımca Kur’ân bu çağda nazil olsaydı Allah böyle değil de şöyle buyururdu” diyen, Allah’a darılır. Allah darılanlar da hurafelere sarılır. Sakın putlaşan akla tapma, yanlış yerde arama kalbinin yitiğini. Bütün dünya sana yardımcı olsa da değiştirmek muhaldir Allah’ın dediğini. Bil ve inan ki; Şeriatullah ile mukayyed kalmayan akıl da kendi başına bir hurafedir. Hurafeleri dinin önüne ve yerine geçirenlerin hak din ile araları yerle gök arası kadar bir mesafedir!

Yerleşik kibrin sahibi hurafeci durmadan kendini aklar, dindar ise dine bağlılığını yoklar. Dinde Allah’a kusursuz kul olmaktır hayatın gayesi. Kibirli Kabil’le başladı hain insanın hikâyesi. İslâm, Allah’tan bir ihsani ilâhidir hiç şüphe edilir mi bu ihsandan. Uzak durmak gerek şeytanlaşan insandan!

İman çekiçleriyle kırılmıyorsa yüreklerdeki putlar, insanlar tarafından daha çok ilahlaştırılır çaputlar. Hurafelerle cennet gidilmez diye nida ediyor musalladaki tabutlar. Hakkı batıl, batılı hak yapamaz kasa ve kesedeki altın ve yakutlar. İblis, dine hurafe katmak için çaba harcayan herkesi kutlar!

Bismillah denilerek hurafe putu tarihin çöplüğüne atılmadan ulaşılmaz ki Rabbanî devrime. Yerleşik kibrin esiri putlaşan aklıyla hudud çiziyor Rabbi Rahim’e. Gafilin haberi yok Nemrud’un ateşi gülümsedi Allah’ın Halil’i Hz. İbrahim’e. Elbette yerleşik kibirle yaşayan inatçının hesabı bir gün görülecek. Hak ve hakikate gölge olanın defteri temelinden dürülecek. Yerleşik kibir dağ da olsa aşılıp Allah’ın rızasına gidilecek. Müslüman olmak ve Müslüman kalmak isteyen herkes kibir atından inecek. Hurafe din değil, dine indirilen darbedir bunu herkes bilecek! 

 

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

turgut ertav

KİBİR(الكبر) Sözlükte “büyüklük” anlamına gelen kibir (kibr), tevazuun karşıtı olarak “kişinin kendini üstün görmesi ve bu duyguyla başkalarını aşağılayıcı davranışlarda bulunması” demektir; ancak kelimenin daha çok birinci anlamda kullanıldığı, büyüklenme ve böbürlenme şeklindeki davranışların ise bu huyların dışa yansımasından ibaret olduğu belirtilir. Aynı kökten gelen tekebbür ve istikbâr kibre yakın anlamlara gelmekle birlikte kibri büyüklük duygusu, tekebbürü ise bu duygunun eyleme dönüşmesi şeklinde yorumlayanlar da vardır (meselâ bk. Gazzâlî, III, 343-344; Ferîd Vecdî, VIII, 43). Kaynaklarda, tekebbürün en ileri derecesinin gerçeği kabule yanaşmayarak Allah’a karşı büyüklenmek ve O’na boyun eğip kulluk etmeyi kendine yedirememek olduğu ifade edilir. (Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât, “kbr” md.; Lisânü’l-ʿArab, “kbr” md.; Tâcü’l-ʿarûs, “kbr” md.). Ucb (kendini beğenme), ihtiyâl ve huyelâ (büyüklenme), fahr, tefâhur (övünme), tahkir (başkasını aşağılama), tecebbür (zorbalık), tuğyan (taşkınlık) gibi kibre yakın anlamlarda kullanılan başka kavramlar da bulunmakla birlikte bunlardan yalnız ucb kelimesi kibir gibi literatüre ahlâk terimi olarak girmiştir. Kaynaklarda genellikle ucbun kibirden farklı olduğu belirtilir. Buna göre kişinin kendini büyük, başkalarını küçük görmesine kibir, başkasını küçük görmeden kendini ve yaptıklarını beğenerek böbürlenmesine de ucb denilir. “Kişinin geçici değerlere aldanıp onlarla avunması” anlamına gelen gurur da Türkçe’de “kendini beğenme, böbürlenme” mânasında kullanılmaktadır. …..hadislere göre kibir gerçeği inkâr etmek, hakkı kabul etmemek ve insanları küçümsemek, hor görmektir (Müslim, “Îmân”, 147; Ebû Dâvûd, “Libâs”, 26; Tirmizî, “Birr”, 61). Kibir insanı zalimler arasına sokar (Tirmizî, “Birr”, 61); cehennemliklere mahsus başlıca kötü huylardan biridir (Buhârî, “Edeb”, 61; Müslim, “Cennet”, 47). Kaynak:İslam AnsiklopedisMüellif: MUSTAFA ÇAĞRICI .
  • Yanıtla

turgut ertav

Bir Kıssa:EŞEK TÜCCARI ŞEYTAN VE MÜŞTERİLERİ. Nitekim şeytan çeşitli kılık kıyafete girer, muhtelif görünüşlerde dolaşabilir. Hazreti İsa da bir gün eşek tüccarı kılığında görünmüştür. Kendisini hemen tanıyan Allah’ın Nebisi sormuş:    -“Ey şeytan, böyle eşek tüccarı kılığında nereye gidiyorsun?” tanındığını anlayan şeytan gerçeği gizlemeyi ihtiyaç duymadan cevap vermiş:    -“Nereye olacak pazara gidiyorum!”    -“Ne yapacaksın pazarda?”    -“Şu eşekleri yükleriyle birlikte satacağım.”Hazreti İsa merak etmiş. Eşekleri yükleriyle birlikte kim alır diye sormuş:    -Eşekleri ayrı, yüklerini de ayrı satman gerekmez mi?    -“Hayır, eşeklerimin yükleri de kendileri gibi kıymetlidir. Eşeği almak isteyenler yükünü de almak isterler. Onun için onları üzerindeki yükleriyle birlikte satacağım.” Hazreti İsa büsbütün meraklanmış.    -“Ey şeytan, sen bu eşeklere ne yükledin ki, ikisini birden satacağını sanıyorsun? Eşeğin yükü çok mu kıymetli sanki?” demiş. Şeytan kahkahayı basmış:   -Sen, demiş, bu yükleri bilsen şaşıp kalırsın. Bilmiyorsun da onun için tereddüt ediyorsun.    -“Anlat bakayım neler yükledin eşeklerine.” Şeytan başlamış anlatmaya:    -“Şu birinci eşekte (hased), İkincisinde (kibir), üçüncüsünde (zulüm) yüklüdür.” Hazreti İsa (aleyhisselam) daha çok meraklanmış:    -Ey şeytan, kim alır senin hased, kibir, zulüm yüklü eşeklerini? Deyince bir kahkaha daha atan şeytan:   -“Bak demiş, anlatayım kimler müşteri olacak, eşeklerimi yükleriyle birlikte satın almaya?” En öndeki eşeği göstermiş:    -“Şu birinci eşekte hased yüklüdür. Bunu, bilginlere, azıcık ilim sahiplerine satarım. Zira bilginlerin bir kısmında hased arzusu zirvededir. Onlar kendileri gibi olan diğer bilginlere hased etmekten duramazlar. Hased ve kıskançlık onların en çok kullandıkları sermayelerdir. Bu eşek onlarındır.” Sonra ikinci eşeği göstermiş:    -“Şu ikinci eşekte kibir yüklüdür. Bunu da cahil zenginlere satarım. Serveti çok, bilgisi az zenginler, çok kibirli olurlar. Başkalarını küçük, kendilerini büyük görürler. Kibirsiz duramazlar. Bu eşek de onlarındır.” Son eşeği gösterirken de şöyle demiş:    -Bu üçüncü eşekte ise zulüm yüklüdür. Bunu da salahiyet sahibi amirlere, hükümet büyüklerine satarım. Onlar vatandaşın istediklerini rüşvetsiz yapmazlar. İstedikleri zamana kadar geciktirirler. Zulümsüz duramazlar. Bu da onlarındır.    Bunları dinleyen İsa (Aleyhisselam) ellerini açıp Allah’a yalvarmaya başlamış:    -“Ey Rabbim, bu eşek tüccarlarına müşteri olmak istemeyenleri sen koru, hased, kibir, zulüm eşeklerine muhtaç eyleme.” Duayı işiten şeytan bağırmaya başladı:    -Ne yapıyorsun, ben kiminle alış veriş yapacağım, müşterilerimi kaçıracaksın?Kaynak:İhvanlar.net
  • Yanıtla

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23

Bip İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23

Bip İhbar Hattı

Yaay İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23