THY- Noukşot

Yalan bütün çağların hastalığıdır/2

25 Temmuz 2018 Çarşamba

Doğrulardan kaçmak, karanlık bir dünyanın kapısını açmaktır. Yalanlarla amel etmeye kalkışanlar, karanlık bir dünyada yaşayanlardır. Doğrular, vicdanın adresleridir. Her doğru bir vicdan adresidir. Doğruları kaybedenlerde vicdan olmaz.

Hakikatle, doğrularla ve doğru olanlarla yüzleşme pratiğini kaybetmiş toplumlar, yalanlara ve yalancılara yenik düşmeye mahkûmdurlar.  Bütün peygamberlerin tebliğleri de söz iledir ve Kur’ân’ın ifadesiyle “Onlara sözlerin en güzelini (kavl-i tayyip) söylemek nasip edilmiş…”tir.  (Hac Sûresi/ 24) O halde söz söylemek sıradan bir iş değil, aksine sorumluluklar gerektiren bir eylemdir. Demek ki söz söylemek, sadece ağızdan çıkan harflerle ilgili bir hal değil, bilakis kişinin iç âleminde yaşadığı duyguların dışa vurum şeklidir. Yine bundan dolayıdır ki, Kur’ân-ı Kerîm’de inananların sözünün (kavlu’l-mü’minîn) ‘semi’na ve eta’na’ (işittik ve itaat ettik) olduğu bildirilirken, (24.Nur, 51; 2.Bakara, 285; 5.Maide, 7) inanmayanlardan çıkan söz ise ‘semi’na ve ‘asayna’  (2.Bakara, 93; 4.Nisa, 46) (işittik ve isyan ettik) ifadesidir. 

Yalan söz, batılın mihengidir. Yalancılar, dine ve ehl-i dine zarar vermede müşriklerin dengidir. Dillerini yalan söylemekten, kulaklarını yalan sözler işitmekten, gönüllerini yalan ve aldatıcı vesveselere meyletmekten muhafaza etmeyenler, dine ve ehl-i dine ihanet etmekten öteye gidemezler.

Müslüman vehimlere, yalanlara itibar etmez. Yalanlara ve yalancılara şahidlik de etmez. Rabbimiz mü’minleri tarif ediyor: “(Rahmân’ın sâdık kulları), yalan yere şahitlik etmezler, boş sözlerle karşılaştıklarında (ise oradan menfî bir in‘ikâs almamak için) vakar ile geçip giderler.” (el-Furkān Sûresi/ 72)

Şeytanın telkinleri ve vahiy kontrolünde olmayan aklın, vehimlere kapılması yüzünden; günümüzde insanların kahır ekseriyetinin üzerine yalan iktidar olmuştur.

Vehimlere kapılmak, kaplanlar tarafından kapıştırılmaktan daha tehlikelidir. Vehimler insanı işinden, gücünden, hayatından ederler. Bakınız günlerden bir gün bir mektebin çocukları, çalışmaktan usanmışlardı. Hocayı zor durumda bırakmak ve okula gitmemek için birbirleriyle anlaştılar. İçlerinden en zekîleri bir plân yaptı ve ertesi gün okula varınca şöyle tatbik ettiler:

Birinci çocuk hocaya selâm verdi ve;

“–Hayrola hocam!” dedi. “Yüzünüzün rengi sapsarı?”

Hoca;

“–Ben hasta filân değilim. Ağrım-sızım yok. Sen git, yerine otur. Böyle saçma sapan konuşma!” dedi.

Hoca böyle söyledi fakat kötü bir vehim tozu da gönlüne kondu.

Bir başka çocuk geldi, o da böyle söyleyince hocadaki o az vehim artmaya başladı. Böylece o vehim arttıkça arttı. Hoca da kendi hâline şaştı kaldı. Sonunda, vehim ve korku ile kendini hasta hissetti. Kalktı, abasına bürünüp evinin yolunu tuttu. Talebeler de o gün dersten kurtulmuş oldular, oyunlarına gittiler.

Yalanlara kananlar, vehimlere takılı kalanlardır. Vehimlerinden kurtulmayanlar, vicdanlarını yalanlardan, yakalarını da yalancılardan kurtaramazlar.

Yalanlar, bizimle doğruların arasına çekilmiş hicaplardır. Onları kaldırmadan, yırtıp atmadan doğrular bize ve başkalarına görünmezler. Doğruları görmezden gelenler, yalanlarla hicaplanmış olanlardır. Yalanlara âşık olanlar, doğrularla barışık yaşamazlar.

Sosyal ve siyasal alanda iktidar olmak için yalan söylemenin zaruret kabul edildiği bir ülkede bütün doğrular zindana konulmuş demektir. Doğruda olmayan yalanda olur.

Toplumda yalanın sıradanlaşması, doğallık kazanması, toplumun kıyametinin kopması demektir. Yalanın istiklali ve istikbali olmaz. Bundan ötürüdür ki; “yalancının mumu yatsıya kadar yanar” denilmiştir. 

Evrensel çapta İslâm’ın iktidar olmadığı bu çağımız, yalan ve yalancılar çağıdır. Bu durum karşısında Balzac şunu haykırıyor: “Yalancılık; bir meslek dalı olarak ilan edilmeli artık, çünkü çok fazla ustası var!”

Yalan fıtri değil, arızidir. Hayatta ödeyecekleri bedeli bilseler bile yalandan vazgeçmeyenler, yalan hastalığına yakalanmış olanlardır. Onları tedavi etmenin tek çaresi, kendilerini yalan söylemekten vazgeçirmektir.

Bütün Peygamberler yalanla ve yalancılarla mücadele ettiler. Yalan, rüzgârın önündeki kuru yaprak gibi sağa-sola savurur Müslümanı. Yalanın karşısında doğrulara tutunarak direnmezse Müslüman, çok geçmeden kaybeder kalbindeki imanı!

Peygamber (sav)’in eliyle kurulmuş Nebevî müesseselerin müşterek hedeflerinden birisi de, yalanla ve yalancılarla mücadeledir. Yalana ve yalancılara karşı mücadele etmeyenler, Peygamber (sav)’in yolunda gitmeyi terk edenlerdir.

İslâm; doğrulardan meydana gelmiş hak bir davadır. Bu davanın yalana ve yalancılara ihtiyacı yoktur. Bir Müslüman için yalanın esiri olmak, gâvurun esiri olmaktan daha zordur. Yalan, insanın insanlığını küçültür, imanını da çürütür.

 

YORUM YAZ

  • ferhat ferhat 3 ay önce
    Balzac şunu haykırıyor: “Yalancılık; bir meslek dalı olarak ilan edilmeli artık, çünkü çok fazla ustası var!”Çok sevdim bu lafıEn büyük yalanları sizce kim söyler* Siyasiler elbette. ...
  •  Vatan Vatan3 ay önce
    Bırde yalanı yeminle soyleyenler yok mu!Kullıyyen zarardalar!
  • Seyfi Seyfi 3 ay önce
    Yılandan korkmam yalandan korktuğum kadar. Hele müslümanlık iddia sında olana hiç yakışmaz. İnşallah bu yazdıklarını gazete yönetiminizde okur
  • ORHAN İNANORHAN İNAN3 ay önce
    HER ZAMANKİ GİBİ ÇOK GÜZEL BİR YAZI OLMUŞ.ALLAH RAZI OLSUN.ELLERİNE SAĞLIK