--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Ülkeler kanla değil, Kur’ân’la fetholunurlar

Mustafa Çelik
Mustafa Çelik

Ülkelere Kur’ân’la değil, kanla girmeyi, kanunla ilerleyip talanlar gerçekleştirmeyi; “bizi dinimizden, dinimizi de bizden çalan” düşmanlarımızın önümüze koydukları bir yöntemdir. Dinimiz İslâm; insanları imha etmeye değil, ihya etmeye geldi. Bizleri “Ahsen-i Takvîm” mertebesi üzere yaratan Rabbimiz buyuruyor: “Bunun için İsrailoğullarına şöyle yazdık: “Kim bir kimseyi bir kimseye veya yeryüzünde bozgunculuğa karşılık olmadan öldürürse, bütün insanları öldürmüş gibi olur. Kim de onu diriltirse (ölümden kurtarırsa) bütün insanları diriltmiş gibi olur”. And olsun ki, onlara belgelerle peygamberlerimiz geldi, sonra buna rağmen, onların çoğu yeryüzünde taşkınlık edenler oldu.” (Maide Sûresi/ 32)

İnsanları ihya etmeye değil, imha etmeye endeksli hiçbir hareket İslâm merkezli değildir. İslâm’ın onayından geçmeyen hareketler, gayr-i İslâmi hareketlerdir. Bu âyet-i kerime’den açıkça anlıyoruz ki; insanları imha etmeyi maksudu gaye edinmiş hareketler, Yahudileşen hareketlerdir. Tek bir canı kurtarmak için bir cihanı ayağa kaldırmak, Kur’ân’ın maksadına hizmette bulunmak için azdır çok değildir. Çünkü Kur’ân’ın maksadı bunu gerektiriyor.  

 “Dünya sadece benim, bizim olsun” kararıyla harekete geçerek kendilerinin dışındaki herkesi bir şekilde imha etmeye çalışanlar, çok ilahlı Batı’nın ve Batılı insanların hayat felsefesidir. İslâm coğrafyasına bu kadar öldürücü silahlar nerden geldi? sorusunun net cevabı Batı’dır. Dolayısıyla İslâm coğrafyasındaki kanlı katliamların arkasında küresel Firavun Batı vardır.

Dinlerini din düşmanlarından öğrenmiş Müslüman halkların birbirleriyle olan savaşları, bizlere küresel Firavun Batı’nın entrikalarını, şeytani plan ve projelerini unutturmamalıdır. Müslüman halkların Kur’ân ve Sünnet hakemliğine razı olmayıp birbirlerinin kanlarını akıtmaları, Kur’ân-ı Kerîm’in asli maksadlarına aykırıdır. Kur’ân’a inanmış Müslüman halklardan beklenen birbirlerine düşman olmak değil, dost olmaktır, tek saf halinde kendilerine tahakküm eden küresel Firavun Batı karşısında tek saf olmaktır. Kur’ân-ı Kerîm bizi uyarıyor: “Şüphesiz Allah, kendi yolunda kenetlenmiş/kurşunla kaynatılmış duvar gibi tek saf halinde savaşanları sever.” (Saf Sûresi/ 4) Kur’ân’ın bu âyet-i kerime’sine rağmen, “Kurşunla kaynatılmış duvar” gibi saf tutması gereken Müslümanlar bugün birbirine kurşun sıkar duruma gelmişlerse, bunlar hayatlarındaki Kur’ân’la değil, ezberlerindeki Kur’ân’la yola çıkanlardır.

Sapık fikir ambalajcılarından âlim olmaz. Çarpıcı cümlelerle, çarpık düşünceleri telkin etmek, insanlara kurulmuş tuzaklara öncülük etmektir. İslâm coğrafyasındaki “Cihad ve Mücahidler” konusunda bildiği doğruların tersini seslendiren hocalar, birilerinin gelip annelerine, bacılarına, eşlerine gözleri önünde tecavüz etmesini bekliyorlar. Yangının içinde olmakla yangını kartpostalda seyretmek aynı şey olabilir mi? İzzeti, onuru, namusu her gün tecavüze uğrayanların hoşgörüsü azalır, horgörüsü ise artar. “Hep Allah’ın dediği değil, bir de benim dediklerim olacak” diyen Firavunları durdurmak için cihada baş vurmaktan başka da çare yoktur. Hiçbir Firavun karın tokluğuna talim ettirdiği bir halkı,” alın hürriyete kavuşturunuz” demez.. Bir coğrafyanın insanları saltanatları sallanan Firavunların kölelerine duyacakları merhameti Firavunlara tahsis ediyorlarsa, o coğrafyada yeni Firavunlar, yeni köleler çoğalıyor demektir.

Allah yolunda olmak, Allah yolunda cihad etmek, cani olmanın, cinayetler işlemenin mazereti olamaz. Aksine Allah yolunda cihad; cani olmamak ve canilerden sayılmamak için işlenen cinayetlerin önüne geçmektir. 

Hafızamızda tuttuğumuz ayetler, hayatımızda tutunamıyorsa, bizim imanımızda bir sorun, bir problem var demektir. Esen rüzgâr karşısında yön değiştirenlerden değil, gittiği yerde rüzgâr estirenlerden olmak istiyorsak, kalplere, ülkelere kanla değil, Kur’ân’la girmeliyiz. Kur’ân’ı akıtılan masum kanların önüne geçirmedikçe rüzgârımız esmeyecektir.

Allah yolunda silahı hakikatin ölçüsü yapanlar, Allah’tan başka Rablere tapanlardır. Her asrın Firavunlarının belirli birtakım özellikleri vardır. Asrımızın Firavunlarının özelliği ise kanla gelmek ve kanunla insanları terbiye etmektir. Köle olmaya itiraz edenlerin kimisini kartona, kimisini de idama mahkûm etmektir.

Ülkeler ne kanla ve ne de kanunla bir tek Kur’ân’la fetholunurlar. Bütün zamanlarda ve mekânlarda üsve-i hasenemiz olan Hz. Muhammed (sav), Medine’yi kanla değil, Kur’ân’la feth etti. Nitekim bir hadisi şerifinde şöyle buyuruyor: “Ülkeler ve şehirler zorla işgal edilirler; Medine ise şüphesiz Kur’an ile fethedilmiştir.” (Futuhu’l Buldan/Belazuri, Sh: 14, Kahire/ 1319) Hz. Peygamber (sav) burada genelde insanlığa, özelde ise biz Müslümanlara şunu öğretiyor: Müslümanların yolu; ülkelere kanla, kanunla girme yolu değil, Kur’ân’la girme yoldur. Şunu bilelim ki; ülkelere kanla girenler kanunla, kanunla girenler de kartonla gitmezler.

İnsanları imandan önce Kur’ân’la, Kur’ân’dan önce de kanla tanıştırıp sonra kanunlarla terbiye edenler, Hz. Muhammed (sav)’in yolundan çıkanlardır. 

Mustafa Çelik Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle