• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Mustafa Çelik
Mustafa Çelik
TÜM YAZILARI

Uğruna öleceğin bir davan yoksa yaşadığın hayat senin değildir

14 Haziran 2023
A


Mustafa Çelik İletişim: [email protected]

 

Müslüman; davası, daveti ve duası olandır. Davasız, davetsiz ve duasız kalan baştan sona bir yalandır. Dava yaşanandır, yaşanmayan dava yarına kalmayandır. Mü’min olarak Allah katındaki değerimiz davamızdan, davetimizden ve duamızdan geliyor:

“De ki: ‘Duanız (davanız, davetiniz ibadet ve niyazınız) olmasa Allah size ne diye değer versin!’ (Ey inkârcılar!) Siz O’nun dinini yalan saydığınız için bunun günahı artık yakanızı bırakmayacak!” (Furkan Sûresi/77)

Hangi zaman ve mekânda olursa olsun, Müslüman bir tek dininin neferi. Kefereler birlik olmuş, gaye Haçlı seferi. Kim demiş keferelere kalacak burası. Toplanmış da karar almış misyonerler şurası. Dava ve davet yoksa red olunur Müslümanın duası!

Davet, davanın dava sahibinin üzerindeki hakkıdır. Dava hakikat. Davanın tebliğine, davetine engel olan her ne varsa ortadan kaldırılması gereken barikat. Şamil Basayev (rh.a.)’in dediği gibi, “Bir dava uğrunda ölünecek kadar değerli değil ise uğrunda yaşanacak kadar da değerli değildir!” Davayı İslâmiyyenin uğruna ölünmeyecek hiçbir değeri yoktur. İslâm’ın her hükmü uğrunda ölmeye değerdir. Bir Müslüman için dava külfet değil nimettir. Dava sahibi olmanın bedeline katlanmamak ise başlı başına bir zillettir. Dava; Allah için yaşamak, Allah için sevmek, Allah için buğzetmek ve Allah için ölmektir. Rabbimiz kıyamete kadar yaşayacak olan dava adamlarının vasfından bizi haberdar ediyor:

“Onlara bir musibet isabet ettiğinde, derler ki: ‘Biz Allah’a ait (kullar)ız ve şüphesiz O’na dönücüleriz.” (Bakara Sûresi/ 156)

Bu dünyada Allah’a aidiyet şuurunu kaybetmiş birisinin davası İslâm olamaz. Onun davası, onun hevasıdır.

Firavunlardan, Nemrudlardan, Ebû Cehillerden korkmayız asla. Mücadele ehliyiz azmimiz kırılmaz kederle, yasla. Musalar sessiz kalırlarsa, meydan firavunlara kalır. Ebû Cehiller her gün dinimizden intikam alır. Biz, kökü mazide olan âtiyiz. Kökü derinlerde olan bir ağaç gibiyiz. Şair ne güzel der:

“Ağacın kökü mademki derindir cidden,
Dalı kopmuş, ne olur? Gövdesi gitmiş, ne zarar?
O, bakarsın, yine üstündeki edvarı yarar,
Yükselir, fışkırıp, afak-ı perişanımıza;
Yine bir vaha serer kavrulan imanımıza.”

Günün güneşi batsa da batmaz dava güneşi. Allah’tan gelmiş olan davaya ihanet eden ya firavunun, ya da nemrudun kardeşi. Müslüman olmaya ve Müslüman kalmaya bak. Allah’ın davası tembel tembel yerinde oturanlardan ırak. Dünya bir olup engel olsa da Hak galip olacak. “Derde düşmedikçe dermana erişemezsin. Can vermedikçe de canana kavuşamazsın. Halil gibi ateşe atılmadıkça, Hızır gibi ab-ı hayat kaynağına ulaşamazsın.”

Miraç renkleri taşıyan her namazı, her secdeyi, Allah’a en yakın olduğumuz anı, bir ganimet bilelim. Her yeni tanıdığımız insana yeni nazil olan bir ayet gibi bakmıyorsak, yaklaşmıyorsak, yaşadığımız hayat bizim değildir.

Dava İslâm’dır; dokunulamaz, devredilemez ertelenemez ve ötelenemez bir bütün olup cihanşümuldür. Davası İslâm olmayan kula kul, kıymet bazında küldür. Çözümü İslâm’da aranmayan her mesele başlı başına çözüm bekleyen bir müşküldür. 

Ferd, aile, cemiyet ve devlet seviyesinde mutlak manada İslâm’ın hayata hâkim olmadığı diyar, bir kötülükler fuarıdır. Yaşanmayan dava hayat değil, hayatın aksesuarıdır.

Haksızlığı hak iddia edenler, hakkın adresleri olamazlar. “Haksızlığı hak iddia edenlere karşı hak dava etmek ve onlara müracaat etmek; bir haksızlıktır, hakka karşı bir hürmetsizliktir.” (Said Nursî, Mektubat, Sh: 75) Hak davaya en büyük hakareti yapanlar, haksızlardan hak dava edenlerdir. Müslüman gibi inanıp kâfir gibi yaşanmaz. Şayet yaşayan varsa Müslüman kalmaz. “Hâkim bir dâva, mahkûm bir edayla anlatılamaz.” Davan için ölümü göze almıyorsan, kimse senin dava adamlığına kanmaz. Meydana inenler meydanların albenisine âşık olunca, kendi davalarının yabancısı oldular. Batılın savunucusu, hak davanın da yalancısı oldular. Davadan başka hiçbir yük yüklenmemek, davayı ayağa kaldırmanın en emin yoludur. Hayat serüvenimizde bizi yolda diz üstü çöktürecek ağırlıkları terk etmezsek, dava adına yere çakılmış ağrılıklar olmaya mahkûmuz. Dava uğrunda fedakârlığı olmayan dava adamı kalamaz.

Dava bir aynadır; ona bakan başkasını değil kendini görür. Dava uğrunda Fedakârlıktan geri kalan davanın yanan meşalesini söndürür. Müslümanların önemli sorunlarından birisi de, dava adamlarıyla hevâ adamlarını aynı görmeleridir. Oysaki dava adamlarının ayak izlerinin bulunduğu yerlere, hevâ adamlarını hayalleri bile uzanamaz. Dava adamlığınız kartondan kaplan olmaksa, kahramanlığın namusuna tecavüz etmek şiarınız olur... Davalarını kendilerine feda edenlerin sonu menfaat köleliğidir. Dava sahibi olmak, Hak ile meşgul olmaktır. Hak ile meşgul olmayanı şeytan batıl ile meşgul eder.

 

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

Süleyman Sırrı Dinçer

Kaleminize sağlık Kardeşim. Allah (CC) razı olsun.

Hacı Mehmet Tekgöz

Selamünaleyküm sayın hocam ağzına, yüreğine, gönüllere rahmet sağ ol var ol Selam ve dua ile
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23