--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Teşhis ve tercih mesuliyeti

Mustafa Çelik
Mustafa Çelik
4

Müslüman hakikat insandır. Hakikatin olduğu yerde Müslümanın boynu kıldan incedir. Müslüman oldukları halde hayat sahnesinde teşhis ve tercihte bulunurlarken imanlarını askıya alanlar, yakalarına esaret madalyalarını takanlardır. Müslüman olarak İslâm’ın ölçülerine vurmadan veya İslâm’ın ölçülerini yok sayarak etrafındaki insanlara bir fikir, bir görüş armağan edenler, topluma bir belâ kazandıranlardır.

Hilafetin ilgasından bu yana İslâm topraklarında Allah’ın indirdiği hükümlere dayanmadan icraatta bulunarak insanlara ilericilik müjdesi veren bütün rejimler, insanın insanlığına karşı kurulmuş gericiliğe dayalı birer kumpastırlar. Bu kumpaslar, firavunlara ve firavun olmak için çırpınanlara hastırlar. 

Müslüman olarak hayatlarını akıl parçalarıyla sürdürenler, Batının emelleri doğrultusunda sürünmeye mahkûmdurlar. Afakî ve enfusî putlar tarafından suikasta uğramış aklın parçaları, hayatımızı parçalıyorlar. Din bir bütündür, hayatta bir bütündür. Din hayatın bir bölümü için değil, bütünü için gelmiştir. Esasen olan bizim hidayet üzerinde olup olmadığımızdır. Rabbimiz uyarıyor:

“Ey iman edenler! Siz kendinizi düzeltin. Siz doğru yolda olursanız, yoldan sapan kimse size zarar veremez. Hepinizin dönüşü Allah’adır. O zaman Allah, size yaptıklarınızı haber verecektir.” (Maide Sûresi/ 105)

İman edip Müslüman olmuşsak, dinin bütününü kabul edip hayata amir kılmakla mükellefiz. Dinde seçmeci ve sentezci olmak, dinin hakiki sahibi olan Allah’a ortak olmaya kalkışmaktır. Rabbimiz uyarıyor:

“Allah ve Resûlü bir iş hakkında hüküm verdikleri zaman, hiçbir mü’min erkek ve hiçbir mü’min kadın için kendi işleri konusunda tercih kullanma hakları yoktur. Kim Allah’a ve Resûlüne karşı gelirse, şüphesiz ki o apaçık bir şekilde sapmıştır.” ( Ahzab Sûresi/ 36)

Allah’ın dini ya bir bütün olarak kabul edilir veya reddedilir. Dinin bir kısmını hatta bir tek hükmünü dahi beğenmeyip reddetmek, dinin bütününü reddetmek anlamına gelir. Müslüman insan hangi zamanda ve mekânda yaşarsa yaşasın Allah ve Rasûlünün hükümleriyle mukayyeddir. Kendilerini Allah’ın diniyle mukayyed görmeyenlerin Allah’ın dininde herhangi bir nasipleri yoktur.

Hilafetin ilgasından bu yana ümmet bütünlüğünün dışında ulus-devlet sınırları içerisinde kalarak yaptığımız tercihler, ufkumuzu ve umudumuzu söndürmeye devam ediyorlar. Belki farkında değiliz dâhili ve harici harbi ve mürted müstevliler tarafından ümmet-medeniyet sistemimize seküler yollarla el konulmuştur. Sahih imanın amirliğinde parçalanmamış Müslüman aklına ve ümmet bütünlüğüne dönüş yapmaktan başka çaremiz yoktur.

İslâm topraklarına silahlar aracığıyla ihraç edilen “Demokrasi”, egemen olduğu toprakları bir cehennem çukuruna dönüştürmekten öteye geçememiştir. Asrımızda yeniden başlatılan Haçlı Seferleri “Demokrasi” üzerinden meşrulaştırılmak isteniyor. Hilafet-i Şer’iyye yerine ideolojinin dünyanın merkezine yerleştirildiği günden bu yana dünya zalim ve zorbaların vesayeti altındadır. Bunu anlamamanın, görmemezlikten gelmenin hiçbir anlamı ve manası yoktur.

İslâm, İlahi vahye dayalı bir iman sisteminin, bir bilgi sisteminin, bir varoluş sisteminin, bir dünya görüşü, bir hayat tarzı ve değerler sisteminin adı olarak bir bütün halinde ferd, aile, cemiyet ve devlet seviyesinde beşikten mezara hayata amir olmadıkça Müslümanların esaretleri son bulmayacaktır. 

Hilafet-i Şer’iyye bir bütünlüğü temsil etmekle başlar. Bir bütünlüğü temsil etmek, bir bütünlük bilincini yansıtmak, bir bütünlük tasavvuruna öncülük etmek ve bir bütünlüğü bu günün ve yarınların dünyasının dikkatine kazandırmak, bütün adına konuşmakla başlar. Allah, milli Rab değil, Rabbü’l âlemindir. Allah’ın dini de bir kavme, bir ırka değil, bütün insanlığa gelmiştir. Dini parçalamak, bazı parçalarını reddetmek, bazı parçalarını kabul edip onlarla böbürlenmek, tamamen Allah’ın dininden mahrum kalmasını onaylamaktır. Bu dünyada ister ferd, ister aile, ister cemiyet ve isterse devlet seviyesinde olsun, bütün teşhislerimizden ve tercihlerimizden sorumluyuz. Bir şeye doğru veya yanlış diyorsak, bir insana iyi veya kötü diyorsak, bunu neye göre diyoruz, hangi ölçüye göre diyoruz? Allah bunun hesabını mutlaka bizden soracaktır.   

Hilafet-i Raşide merkezli İslâmî bütüne hizmet etmeyi şiar edinen Rabbanî bir kadro olmuş olsaydı, hiç kimse İslâm ve Müslümanlık adına birbirlerine rakip olmuş parçaları icat etmeye cesaret edemeyecekti. Hilafetin yokluğu tefrikacıların bayramı olmuştur. 

Müslüman olarak Batının belirlemiş olduğu kavramlar üzerinden konuşarak birbirlerini anlamaya çalışanlar, birbirlerinin varlıklarını inkâr etmekten öteye gidemezler. Gönüllü olarak Batının belirlemiş olduğu kavramlar, kalıplar ve sistemler içerisinde kalanlar, kendi Müslümanlıklarına veda edenlerdir.

 

Yorumlar

(4)

Yorum yazın

0/1000

Yorumlar editör onayından sonra yayınlanır.

Mustafa

27 Mayıs 2020 20:12

Âyetlerde ki peygamber efendimizi anlamadan Kurana dönemeyiz. Zümer Sûresi 19. Üzerine azap kelimesi (hükmü) hak olan (kesinleşmiş) kimseyi, o ateşte olanı sen mi kurtaracaksın?. Yunus Sûresi / 49. (Resûlüm!) De ki: “Allah’ın dilemesi dışında, ben kendi kendime (bile) ne bir zarar ne bir fayda (verme gücüne) sahibim.” Her ümmet için bir ecel vardır. Ecelleri geldiği zaman, artık bir an geri de kalamazlar ileri de geçemezsin 12/103 - Sen ne kadar şiddetle arzulasan da, insanların çoğu iman edecek değildir Kasas Sûresi 56 - (Resulüm!) Sen sevdiğini hidayete eriştiremezsin; bilakis, Allah dilediğine hidayet verir ve hidayete girecek olanları en iyi O bilir A'râf Sûresi / 188. De ki: “Ben, Allah’ın dilemesi dışında kendime ne bir fayda ne de bir zarar verme (gücüne) sahibim. Eğer ben gaybı bilseydim elbet daha çok hayır yapmak isterdim ve bana kötülük de dokunmazdı. Ben, ancak inanan bir kavme, bir uyarıcı ve müjdeleyiciyim.” Cin Sûresi 20 - De ki: "Ben ancak Rabbime dua eder ve O'na hiçbir şeyi ortak koşmam" 21 - De ki, "Haberiniz olsun, ben size kendiliğimden ne bir zarar verebilirim, ne de bir yol gösterebilirim." 22 - De ki, "Allah'tan beni kimse kurtaramaz ve ben O'ndan başka bir sığınacak bulamam." 23 - "Benim yapabileceğim, sadece Allah'tan size duyuru yapmak ve O'nun elçilik görevlerini yerine getirmektir. Hâkka Sûresi. 44 - O, bize isnâden bazı sözler uydurmaya kalkışsaydı, 45 - Elbette biz onu bundan dolayı kuvvetle yakalardık. 46 - Sonra da onun şah damarını keser atardık. 47 - O vakit sizden hiçbiriniz ona siper de olamazdınız Mâide Sûresi / 67.Ey Resûl! Rabbinden sana indirileni (tamamen) tebliğ et (bildir). Eğer bunu yapmazsan O’nun elçiliğini yerine getirmemiş olursun. Allah seni insanlardan korur. Şüphesiz Allah, inkârcılar toplumunu doğru yola iletmez. Allah'ın dışında birtakım veliler edinenler ise; Allah onların üzerinde gözetleyicidir. Sen onların üzerinde bir vekil değilsin." (42/6) "De ki: "Ey insanlar gerçekten ben sizin için yalnızca bir uyarıcıyım." (22/49) "Biz seni yalnızca bir müjde verici ve uyarıp-korkutucu olarak gönderdik." (25/56) 51 - Rablerinin huzurunda toplanacaklarından korkanları Kur'an'la uyar. Onlar için Allah'tan başka ne bir dost, ne de bir şefaatçi vardır. Gerekir ki Allah'tan korkarlar Hadisi şerifte buyruluyor ki: “Ey kızım Fatıma! Babam peygamber diye güvenme Rabbine karşı kulluk vazifeni yap eğer Allahtan nefsini satın alamazsan vallahi ben bile senin namına hiç bir şey yapamam.” Ancak bugün görüyoruz ki tarikatların çoğunda dervişler her ne şartta olursa olsun şeyhlerinin kendisinin cennete alınmasında şefaatçi olacağını söylerler. Bu anlayış ne kadar yanlıştır.

Mustafa

27 Mayıs 2020 20:10

Haydi vakit tamam  ümmet olma vakti ümmet , birlik olalım KURAN CATISI altında. Meshep siz tarikat sız örf ve adetlersiz Medine dönemi gibi Ensar olalım Muhacir olalım Allah subhanehu ve teala için Rasulullah sav için iman için ebedi varış yeri olan cehennemden korunmak için. KURTULABİLECEKMİYİZ TARİKATLARIMIZDAN MESHEPLERİMİZDEN ÖZE DÖNEBİLECEKMİYİZ MEDİNE DÖNEMİ ne, mezhep ler yok tarıkatlar yok dinin imanın önünde örf ve adetler yok türbeden, yatırdan şeyh ten istemek, himmet beklemek yüzü suyu hürmetine yok.... Fâtiha Sûresi. 5. Ayet Yalnız Sana ibadet ederiz ve yalnız Senden yardım dileriz.... Var, kuran var Kurani ahlak ve Rasulu ahlakta gercek kurtuluş var.

Casim Alioğulları

27 Mayıs 2020 12:37

Bu makale ruhumda yeni pencereler açtı. İnanın ufkum genişledi. Bazı yanlışlarıma veda etme kararı aldım. Allah kaleminize güç kuvvet versin. Böyle makaleleri çoğlatın. Selam ve dua ile...

MARİO

27 Mayıs 2020 03:29

peygamber sadece elçilik görevini yapmış deyip peygamberi basit biri olarak gösteren hadisleri gereksiz anlamsız gören Hac suresi 16.ayeti gösterip hadislerin peygamberden 250 yıl sonra yazıldığını söyleyip sadece kuranı kabul eden tüm namazları 2 rekat kılan zekatı kafasına göre veren bir cemaat türedi. you tube da sosyal medyada epeyce siteleri de var. Sizin bu konudaki görüşlerinizi merak ediyoruz.

Mustafa Çelik Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle