--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Şûrasızlık şeriatsizliktir/1

Mustafa Çelik
Mustafa Çelik

Şûra, Şeriatullah’ın emrettiği bir faaliyettir. Çünkü şûra, Şeriatullah’ın amir hükmüdür. Şeriatullah’tan gayrisiyle idare olunmak istemeyen Müslüman ferdin, Müslüman ailenin, Müslüman cemiyetin ve Müslüman devletin vazgeçilemez meşruluk vasfıdır. Bir yerde şûra yoksa Şeriat de yoktur. Şûrayı önemsemeyen bir toplum tam mü’min sayılamayacağı gibi, onu uygulamayan bir cemaat de, kâmil mânâda Müslüman kabul edilmemiştir. Rabbimiz buyuruyor:  “Ve onlar, Rab’lerine icabet ederler ve namazı kılarlar. Ve onlar, işlerini aralarında toplanıp istişare ederler. Ve onları rızıklandırdığımız şeylerden infâk ederler.” (Şûra Sûresi/ 38)

Şûra’ya hakkında nass olmayan meselelerde başvurulur. Hakkında nass olan konularda asla istişare yapılamaz. Hakkında açık nass olan konularda şûra’ya başvurmak, tuğyandır/tağutluktur. Allah’ın şeriatına muhalife/mukabil ve onun yerine geçmek üzere yasa ve anayasa icad eden bütün danışma meclisleri tağut hükmündedirler. Tağut temelden bütün boyutlarıyla reddedilmeden Allah’a iman gerçekleşmez. Mü’min olmak ve mü’min kalmak için böyle durumlardan kaçınmak şarttır. İslâm’ın geleceği adına, şûra prensibini dinamik olarak sürekli gündemde tutmak; bir ölçüde hemen her hâdise münâsebetiyle, “Sevâd-ı A’zam”ın idareye katılmasını sağlamak.. halkın idareyi kontrol edip, gerektiğinde onun idarecileri sorgulaması şuurunu canlı tutmak.. yöneticilerin sorumsuzca davranışlarını engelleyip tasarruflarını sınırlandırmak ve onların tağutlaşmalarına, Firavunlaşmalarına engel olmak demektir. Yani İslâm toplumunda Firavunluğa, Nemrudluğa ve Tağutluğa giden bütün yollar kapalıdır. Şûrasızlığı meslek edinen Şeriatullah’ın dışına çıkar Firavunlaşır, Tağutlaşır. Kendisinden başka kimseyi beğenmez ve dinlemez hale gelir.

Şûra ve meşveret; idareci mevkiinde bulunan sorumlu kimselerin meseleler hakkında karar vermeden önce o hususta lehte ve aleyhte ne gibi görüşler olduğunu tesbit etmeleri, meşverete ehil olan kimselerin görüşlerini öğrenmeleri demektir. (Abidin Sönmez, Şura ve Resulullah’ın Müşaveresi, s.19) Şûra, hakkında nass olmayan meselelerde doğruyu bulma çabasıdır. 

Şûranın bir başka anlamı ise; “hakkında nass bulunmayan bir mesele hususunda bilgili, tecrübeli ve dürüst insanlarla fikir teatisinde bulunmak ve bu yolla en isabetli görüşü ortaya çıkarmak” demektir. Şehid Abdülkadir Udeh (Rh.a.)der ki:  “Kur’ân, Müslümanların bütün işlerini şûra ile ikame etmelerini hükmü bağlamıştır. Kendisine vahyi gelen, Allah’ın murakabesinde olan Rasûlüllah (sav)’e dahi şûra ile emretmiştir. Hakkında vahiy gelmemiş meselelerde Rasûlüllah sahâbelerle istişare etmiştir.

Kur’ân, şûra’yı imanın levazımından kılmıştır. Müslüman cemaatin de vasfı kılmıştır. Müslümanların imanlarının kemal bulması, kendi içlerinde şûra’yı ikame etmeleriyledir. Müslüman cemaat için işlerini şûrasız yapmaları veya şûrasızlığa razı olmaları caiz değildir.” El- İslâm ve Evdaune’s-siyasiyye (Abdülkadir Udeh) Sh: 129-130, Kahire/ty.)

Şûra’yı bıraktığımız günden bu yana meselelerimizi konuşamaz hale geldik. Yanlışlar ve yalanlar bizim hayatımızı istilâ ettiler. Çünkü şûrasızlık, yanlışlara davetiye çıkartmaktır. Şunu bilelim ki; şûra, yanlışların esaretinden kurtulmak için bütün zamanlarda ve mekânlarda başvurulması gereken bir çare-i şer’idir. Şûra’yı terk eden ferdler, aileler, cemiyetler ve devletler gayr-i meşrudurlar. Bunlar keyfî ve cebrî olurlar; dinleri değil, keyifleri ne isterse onu yaparlar. 

Kur’ân-ı Kerim’e göre şûra; mü’minlerin akleden ortak kalbi harekete geçirmeleridir. Şûra kelime olarak “kovandan, taş ve ağaç oyuklarından balı çıkarıp ortaya koymak” demektir. (Lisanü’l Arab, Tacü’l Arus; şvr mad.) Bal arısının çeşitli bitkilerden bal özü toplayıp onları bir potada, bir gözede bala dönüştürmesine denir. Şûra; mü’min insanın bal yapma süreci, bal arısı gibi güzel düşünceleri, düşüncenin, fikrin, aklın çiçeklerini toplayıp, o çiçeklerin özünü toplayıp bir araya getirerek bir düşünce imal etmesi ve imal etiği bu düşünceleri ilmi ehliyet ve liyakatle şeriat terazisinde  tartarak bal değerinde, bal tadında kararlara ulaşmasıdır. Bundan ötürüdür ki; mü’minlerin istişareleri neticesinde alınan kararlar bal gibi tatlıdırlar. 

Mustafa Çelik Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle