Sosyolojik provokasyonlar küresel emperyalistlerin silahlarıdır
Türkiye’de cari olan keyfî, küfrî ve cebrî sistem içi erk/ler, seçkinler değişiyor. Dünyevileşmenin malzemesi olan iktidar oyununda neo-liberal politikalar muhafazakâr biçim içinde dünyevileşen Müslümanlar tarafından hayata geçiriliyor. Bilerek veya bilmeyerek kısa vadeli kazanç uğruna uzun vadeli şuur kaymasına yol aralanıyor.
Küresel Emperyalistlerden “Türkiye’nin gündeminden Suriye’yi, Mısır’ı, Afganistan’ı, Filistin’i, Irak’ı ivedilikle düşürün.” talimatını alan “Bürokratik Çeteler” operasyon üstüne operasyon düzenliyorlar, “Tevratın müfessirleri” cemaat’e vazediyorlar. Sosyolojik Provokasyonların meşruluğunu anlatmaya çalışıyorlar. Kimin tarafından kullanılırsa kullanılsın, Sosyolojik Provokasyonlar Küresel Emperyalistlerin Silahlarıdır. Umutların dayanaklarını göstererek varolan siyasal iktidarları dayanaksız kılma girişimleri, sosyolojik provokasyonlarla beslenirler.
Türkiyeli Müslümanların duyarlı oldukları “Yoksulluk, Yolsuzluk ve Yasaklılık” meselelerinin arkasına gizlenerek Şeytan Amerika’nın, Katil İsrail’in âli menfaatlerini korumayı ve kollamayı amaçlayan, Müslümanlara cihad etmeyi, Mücahidlere yardım etmeyi, çaresiz kalmış Müslümanları sahiplenip savunmayı unutturan operasyonlar, Küresel Emperyalistlerin toplumumuzda patlayan silahlarıdır. Küresel Emperyalistlerin toplumumuzda patlayan bu silah seslerini duyunca Rabbimizin şu ayetini defalarca okudum.
“Yeryüzünde büyüklük taslamak ve kötü tuzak kurmak için (böyle davranıyorlardı). Oysa kötü tuzak, ancak sahibini kuşatır. Onlar ancak öncekilere uygulanan kanunu bekliyorlar. Sen Allah’ın kanununda hiçbir değişiklik bulamazsın. Sen, Allah’ın kanununda hiçbir sapma bulamazsın.” (Fatır Sûresi/ 43)
Kurtlara âşık olmuş kuzuların kurdukları tuzaklar, kendilerini yiyecek olan kurtların sayılarını çoğaltırlar. Bize acı veren, uykumuzu kaçıran kurtların kuzuları yemesi değil, kuzuların kurtlara âşık olmasıdır. Bu arada çobanı kurt olan sürüden kaçışın kavgasını verenler, bizim acımızı bir nebze de olsa dindiriyorlar. Anın vacibi, çobanı kurt olan sürüden kaçışın kavgasına katılmaktır.
Genelde İslâm coğrafyasında, özelde Türkiye’de Şeytan Amerika’nın, Katil İsrail’in, Fitneci İngiliz’in, Kanlı Fransız’ın âli menfaatlerini koruyan ve kollayan hocalar, şeyhler, mollalar ve bunların oluşturdukları şer şebekeleri tarafından Kur’ân’ı devlet yapma, devleti Kur’ân’la mukayed kılma sevdası olan Türkiyeli Müslümanlar, malları talan olmuş, evleri viran olmuş, namusları payımal olmuş Suriye’li, Mısır’lı, Afganistan’lı, Filistin’li Müslümanları, Mücahidleri sahiplenip savunmaktan ötürü suçlu konuma düşürülmüşlerdir. Bu durum bizim önümüze şu gerçeği koymuştur: “İslâm dünyası tarafından dışlanan, yalnız bırakılan, en yakın çevreleri tarafından reddedilen bir hareketle işbirliğini sürdürmeye devam ederseniz, o yapının uğradığı yalnızlık ve zararı siz de paylaşmak zorunda kalırsınız...” Suriye’li, Mısır’lı, Afganistan’lı, Filistin’li Müslümanların yalnızlıklarını, garipliklerini paylaşmak, başlı başına bir şereftir. Başlarını Şeytan Amerika’ya satmış olanlar, akıllarını İsrail’in döküm kalıplarında taşlaştırmış olanlar, bu şereften nasiplenemezler. Altını çizerek diyoruz ki; Müslümanların dertleriyle dertlenmiyorsanız, kendinizi Müslümanlardan saymayınız. “Biz de Müslümanız” diyorsanız, Müslümanların dertleriyle dertlenmek mecburiyetindesiniz. Bu, Müslüman olarak imanımızın bizden istediği azad kabul etmez bir ödevdir. Bakınız örnek ve önderimiz Hz. Muhammed (sav) şöyle buyuruyor: “Bütün hedefi ve maksadı dünya olarak sabahlayan kimsenin Allah’ın nezdinde bir değeri yoktur. Müslümanların dertleriyle dertlenmeyen de onlardan değildir.” (Heysemî, Mecmau’z-Zevaid ve Menbau’l Fevaid, 10/248) Dünyeviliğin girdabına karşılık metafizik bir ahlâk anlayışı kuşanmayanlar, uhreviliğin körleştirmesine karşılık da akl-ı selim bir muhakemeyi önermeyenler, menfaatleri tehlikeye girdiğinde, keyifleri bozulduğunda dinden de, dindarlıktan da feragat ederek beddualar eşliğinde kaçınılmaz aşınmalar, çelişkiler ve travmatik sonuçlar ülkemize armağan etmektedirler. Şunu bilelim ki; Dünyevileşmek, müşrikleşmenin mukaddimesidir. Hayatlarıyla, kurumlarıyla, organizasyonlarıyla müşrikleşmenin mukaddimesini hazırlayanlar, Küresel Emperyalistlerin karşısında hazırolda bekleyenlerdir. “Heran Her şey Olabilir Psikoljisi” ni bu ülkeye egemen kılmaya çalışıyorlar. Âmirleri Emperyalist olanların işleri ya putperestlik olur veya dünyaperestlik olur. Biz Müslümanız. Bizim putperestlerle, dünyaperestlerle, şahısperestlerle işimiz olmaz. Mazlum da olsalar, garipte olsalar, fakir de olsalar, ırkları, meşrebleri ve mezhebleri bizimkinden farklı da olsalar Müslümanlar bize kâfidir. Biz Müslümanlardanız, Müslümanlar da bizdendir. Ötesi lafü güzaftır.







